BLACK BAY PROSPEKTÜSÜ

  • 39 SHARES

Tudor’un yeni seramik hamlesi Black Bay Ceramic modeli üzerinden manifaktürün en büyük karakteri Black Bay’in sürükleyici hikayesi.

Yazı: Chris Hall

Yüksek saatçiliğin son on yılına genel olarak baktığımızda hangi hikayeler ön plana çıkıyor? Veya daha basitçe sormak gerekirse hangi kol saatlerinin sektöre damga vurduğunu iddia edebiliriz? Başlıca markalardan her biri, her yıl ön plana çıkan en az bir veya iki tasarımı tanıtıyor. Peki, manüfaktürlerden kaçı sektörü gerçek manada yerinden sarsan bir kol saati modeli veya koleksiyonu piyasaya sundu? Geriye dönüp baktığımda aklıma sadece birkaç örnek geliyor. Bunlardan biri, Bulgari’nin Octo Finissimo modeli. Bu saat, Bulgari’ye aynı anda hem teknik başarı hem de tasarım albenisi açısından büyük ün kazandıran gerçek anlamda modern kabul edilebilecek ender modellerden biri. Bu örneklerden bir diğeri de, bana göre, bağımsız manüfaktür dünyasına tamamen farklı bir vizyon sunan Ressence’ın Type 1 isimli saati. Ayrıca, Ming benzeri markalara bakıp bu markaların, aşırı ve agresif tanıtım ve pazarlama sonucu online satışta saniyeler içinde tükenen sınırlı sayıdaki saatlerin satışa çıkarılmasını içeren iş yapma modellerinin sektörü yerinden oynattığını söyleyebiliriz (bu arada saatlerinin de oldukça güzel tasarımlara sahip olduğunu söylemek gerek). Ancak, agresif satış yapan AVM mücevheratçılarından ultra seçkin saat müzayede evlerine ve onların müşterilerine kadar tüm sektör genelindeki etkiler söz konusu olduğunda, bana göre, hiçbir marka Tudor kadar büyük bir etki yaratmadı. Üstelik Tudor bunu tek bir saatine borçlu: Black Bay.

2000 ile 2007 arasındaki dönemde adından daha az söz edilmesi aslında Tudor için bir bakıma avantaj sayılabilir. Rolex, Tudor markasını yeniden canlandırmaya karar verdiğinde bu işi yarım bırakması gibi bir olasılık bile söz konusu değildi. Tudor, 2012’den itibaren Black Bay ile yeniden sahneye çıktı ve takip eden yıllarda en popüler kol saati markalarından biri haline geldi. Tabi bunda başka faktörler de etkili oldu. Lady Gaga, David Beckham ve Yeni Zelanda Milli Ragbi Takımı ile anlaşma imzalayabilecek statüye sahip olması da markanın işlerini kolaylaştırıyordu ve Black Bay’in yanı sıra ürün gamında başka modeller de mevcuttu. Ancak Tudor, başarısını en çok da bu retro dalış saatine borçlu. Markayla özdeşleşmiş konumdaki bu kol saati, durmak bilmeden tanıtılan farklı versiyonlarıyla deneyimli koleksiyonerlerin kalbinde yer edinip, TAG Heuer, Longines ve Breitling gibi markalardan önemli derecede pazar payını ele geçirdi. Dokuz yılda ne kadar yol aldığına dair kanıt arıyorsanız şunu düşünün: Tudor, 2021 içinde bugüne kadar Black Bay’in 18k altından, som gümüşten (!), siyah seramikten ve tamamen bronzdan (kayış dahil) versiyonlarını piyasaya sürdü ve bunların hepsi de büyük bir beğeniyle kabul gördü.

Geriye baktığımızda muazzam bir strateji izlenildiği görülüyor. İlk olarak tasarımın, mavi ve kırmızı bezelli versiyonlar piyasaya çıkarıldı. Bu modeller neredeyse tek başına geçmişten ilham alan, parlak, renkli, 1970’li yılları andıran dalış saatlerine yönelik bir trend meydana getirmeyi başardı. Oris Divers Sixty-Five (son on yılda piyasaya çıkan bir diğer önemli model), Tudor Black Bay’e çok şey borçlu. İkinci olarak, daha çok ana akım kitleye hitap eden siyah bezelli ve düz çelik versiyonlar pazara sunuldu. Bunların hemen ardından, Tudor’un Black Bay’de güncellemeye giderek artık sadece manüfaktür üretimi mekanizmalar kullanacağı haberleri duyuldu (bu gelişme fiyatta çok büyük artışlara neden olmayacaktı ve ileride göreceğimiz üzere son derece akıllıca bir hamleydi ve Tudor’un 2021’deki stratejisinin de temelini oluşturuyordu). Ardından, musluklar açıldı: siyah PVD; bronz; Bucherer ve Harrods ile çeşitli işbirlikleri; bi-color çelik ve altın model; Black Bay kronograf ve Black Bay GMT. Tüm bunlar stratejinin sadece renk
veya materyalden ibaret olmadığını gösteriyor. Tudor, bu modelin dalış saati olmayan 36 mm ve 41 mm’lik versiyonlarını da çıkararak, ilgi odağını orijinal üründen çok fazla üzerine çekmeden ürün gamını daha da genişletti. Daha sonra bugüne kadar çoğu kişinin favori modeli haline gelen Black Bay 58 piyasaya çıktı. Diğer markalar bunu görüp de nasıl küplere binmesin ki? Bu mavi kadranlı, paslanmaz çelikten dalış saatinin daha önce onlarca kez gördüğümüzden farklı hiçbir özellik barındırmamasına rağmen, Instagram ve YouTube’da çılgınlık düzeyinde bir ilgi ve beğeni toplamıştı.

Ancak, bu yazıda daha çok Black Bay’in cesur özelliklerinden ve altında yatan stratejik dehadan bahsedeceğiz. Kıymetli materyallere ağırlık verme kararı kesinlikle büyük ses getirdi ve Tudor’un Nisan’da düzenlenen Watches
& Wonders’ta aslında bir kez daha basın ilgisini üzerine çekmesini sağladı (Tudor’un Baselworld’deki standının Rolex ve Patek Philippe kadar ilgi gördüğü yılı hatırlıyorum da, aslında Tudor’un “bu işi başardığı” oradan belliymiş). Kişisel olarak, 925 ayar gümüşten üretilen versiyonun gelecekte koleksiyonerlerin büyük ilgi göstereceği bir model olacağını düşünüyorum: Tudor, Yeni Zelanda Milli Ragbi Takımında bugüne kadar yer almış oyuncu sayısı kadar üretilen Black Bay Chrono Dark hariç olmak üzere, resmi olarak sınırlı sayıda model serileri üretmiyor. Ancak müşteriler, Cenevre manüfaktürlerinin kapısından çok fazla sayıda Black Bay Silver modeli çıkmayacağına iddiaya giriyor. 18k altından versiyonu söz konusu olduğunda ise durum hâlâ belirsiz. Tudor’un çekiciliği her zaman nispeten uygun kabul edilecek fiyat politikasıyla büyük değer sunmasından kaynaklanıyor. Markanın bu saatinin fiyatını Rolex düzeyine çıkarması, altın kasalı bir Rolex’ten çok daha ucuz olsa bile, bazı müşterilerin iki kez düşünmesine neden olacak. Tamamen bronz bilezik içeren versiyon ise, sosyal medyada olağanüstü beğeni toplayacak ve şüphesiz çok satacaktır. Ancak, Tudor’un bu saati sadece kendi butik satış mağazalarıyla sınırlandırma kararı, tasarımın diğer tüm özelliklerinden daha önemli bir yere sahip. Bu versiyonda, yakın zamanda ürün serisinin geri kalanında da boy göstereceğinden emin olduğum, son derece düzgün tasarlanmış bir hassas ayar tokası bulunuyor. Aksi takdirde, tamamen bronzdan tasarlanan bir kol saati almak isteyecek kişi sayısı oldukça düşük kalabilirdi.

Yazının devamını QP No:38’de 32. sayfadan itibaren okuyabilirsiniz. QP Arşiviniz için info@qpmagtr.com adresinize e-mail atabilirsiniz.