CLAUDIA COMTE’UN SERT DOĞASI

  • 30 SHARES

Paris+ par Art Basel için Jardin des Tuileries’de yer alan bir Five Marble Leaves versiyonunu yerleştirmeyi bitirdikten sadece günler sonra ve Riyad, Atina, Şanghay’daki yaklaşan projelerinden önce Comte’yle sohbet etme imkanı bulduk.

Röportaj DAISY WOODWARD
Portre GUNNAR MEIER, Tüm görseller © CLAUDIA COMTE

İsviçreli sanatçı Claudia Comte’nin şahsına münhasır evreninde fikirler, ağır ağır açılan katmanlar halinde kendilerini gösteriyor. Farklı araçlarla faaliyet göstermesine rağmen, Comte en çok büyük ölçekli, mekana özgü enstalasyonlarıyla tanınıyor. Bu enstalasyonlar form olarak sıklıkla kaktüs, mercan ve diğer bitki yaşamını tasvir eden biyomorfik heykellerden ve/ veya hipnotik, grafik anlatım dili olan duvar resimlerinden. Görsel olarak yakalayan ve etkileşime davet eden bu eserlerin tümü estetik bir düzeyde anlaşılabilme özelliğine sahip. Comte’nin ilk ABD solo sergisi “No Melon No Lemon”u 2015’te New York’taki Gladstone Gallery’de ziyaret eden New York Times eleştirmeni Roberta Smith, okurlara totem benzeri ahşap heykeller ve limon sarısı-beyaz çizgili duvarlar arasında “küstah mizacın keyfini çıkarın [ve] selfiler çekin” tavsiyesinde bulunmuştu. Comte’nin 2021 tarihli “Desert X” enstalasyonu Dark Suns, Bright Waves –siyah dalgalı çizgilerle kaplı, bağımsız duran beyaz duvarlardan oluşan bir seri–o yıl düzenlenen Coachella Valley sergisinin Instagram’da kesinlikle en çok paylaşılan eseri oldu.

Projelerinin izleyici tarafından “hareketlendirilmesi”nin yanı sıra eserlerinin erişilebilir olup izleyende neşe uyandırması da röportajlarında bu noktaları tekrar tekrar vurgulayan Comte için çok önemli (bakınız: 2017’deki Art Basel için tamamen işlevsel olan, bütünüyle elle yaptığı lunapark). Tıpkı yakından bakınca düzden ve tersten aynı okunduğu anlaşılan “No Melon No Lemon” başlığında olduğu gibi, Comte’nin eserleri daima gözün ilk bakışta gördüğünden çok daha fazlasını sunuyor.

Çünkü Comte enstalasyonlarının her biri için sanatçı, her eserin “bağlantılı girift unsurların modüler bir parçası olarak işlev görmesini” (Gladstone’un “No Melon No Lemon” için kaleme aldığı basın bülteninden alıntı) temin etmek için ayırt edici, kurallı bir ölçü sistemi tasarlıyor. Aynı biçimde, Comte’nin Desert X duvarlarını süsleyen dalgalı çizgiler aslında serginin bulunduğu çorak çevrede tekrarlayan “jeolojik ve doğal şekiller”e dayalı araştırmalarının oluşturduğu bir diyagramdan alınma daha büyük bir desenin parçası. Gerçekten de Comte’nin yapıtlarının her bir unsuru bir biçimde doğayla ilişkiler kurar. Konuştuğumuzda bana “eserlerime ilham veren enerji, doğa ve kırsal alan” derken vurguladığı gibi.

Sanatçının geniş açık alanlara duyduğu sevgi, Jura Dağları’nın eteğindeki küçük İsviçre kasabası Grancy’de geçirdiği çocukluğuna uzanıyor; oranın çarpıcı manzarası ve geniş ormanları onun doğanın pek çok gizemine duyduğu yaşam boyu sürecek hayranlığını tetiklemiş. Özellikle orman, École cantonale d’art de Lausanne’da sanat öğrencisi olduğu zamanlardan beri Comte’nin çalışmalarında merkezi bir yere sahip oldu. Orada, kelimenin tam anlamıyla kendi yolunu açtı, motorlu testere kullanmayı ve çevresel nedenlerle devrilmiş ağaçların gövdelerinden Brancusi ile Noguchi’ninkileri andıran minimalist ahşap heykeller yontmayı öğrendi. Kısa süre sonra okul arkadaşları ona “la tronçonneuse” veya “Bayan Testere” lakabını taktılar ve bugün bile motorlu testere Comte’in en önemli aletlerinden biri. Artık küçükten büyüğe beş tane motorlu testeresi var ve heykel pratiği başka materyalleri kapsayacak biçimde dönüşmüş olsa da mermer veya bronz, ya da hatta 4D video animasyon versiyonlarını yaratmadan önce genellikle ahşap prototipler yapıyor.

Aldığı övgülerin artmasıyla, Comte materyalleri–özellikle de ilkel karmaşası dolayısıyla onun için ahşapla hemen hemen aynı cazibeyi taşıyan mermeri– gittikçe artan bir tutkuyla kullanma konusunda cesaretlenmiş görünüyor. Bu durum, pek çok yeni fırsat ve uluslararası iş birliklerini de beraberinde getirdi. Ayrıca gitgide genişleyen platformunu yaratıcı ürünlerinin başka bir katmanına dikkat çekmek için de kullanıyor: Yani, iklim değişikliği, ekoloji ve küresel kirlilik gibi önemli meselelere. 2014 tarihli sergisi “HAHAHA”da yer alan eserler yakıcı mesajlarını iletmek için ikinci bir bakış gerektiriyordu: Serinin beyaz-gri tuvallerini bezeyen siyah çizgi roman HAHAHA’ları başta arka planda betimlenen ekolojik felaket sahnelerini görmeyi zorlaştırıyordu (çöp kaplı bir plaj, orman yangınından kaçan kangurular). Comte’nin daha yeni eserleri ise acil bir çığlık gibi. 2022’de sanatçı İtalyan sanat festivali Hypermaremma’da “IN NATURE NOTHING EXISTS ALONE” kelimelerini yazmak için yerel çam kütükleri kullandı; bu önemli Amerikalı biyolog ve bilim insanı Rachel Carson’dan bir alıntıydı ve güneşten kavrulmuş bir Tuscan arazisinde yüz metre boyunca yayılmış çok büyük, çevresel bir enstalasyon oldu. Başka bir kamusal müdahale olarak Boston’daki Central Wharf Park’ta yer alan Five Marble Leaves (2022) ise daha küçük mermer plakalara kazınmış, aralarında David Attenborough, Jane Goodall ve Greta Thunberg’in bulunduğu çevre aktivistlerinden alıntıların eşlik ettiği zarif heykellerden oluşuyor.

2019’da Jamaica’daki Alligator Head Vakfı’nda konuk sanatçı olarak bulunduğu sırada Comte, sanatı aracılığıyla çevre koruma sürecine aktif biçimde katılma imkanı buldu. Vakfın deniz araştırmaları laboratuvarında yürütülen çalışmalardan ilham alan sanatçı, tuhaf beton kaktüslerden oluşan bir sualtı heykel parkı olan “Underwater Cacti”yi tasarlarken oradaki deniz biyologlarıyla güç birliği yaptı. Okyanus tabanında bulundukları yerlerden, biyologların sonraki yıllarda yerleştireceği mercanlara ev sahipliği yapmak üzere tasarlanan bu heykeller bölgedeki biyoçeşitliliği genel olarak güçlendirme amacı taşıyordu. Bu proje, Comte’nin çok yönlü çalışmalarının ve eserlerinde oyuncu, acil, derinlikli şeyleri aynı anda kapsama yeteneğinin başka bir örneğiydi. Tamamen bir motorlu testere kullanma maharetiyle benzer şekilde başardığı bir şey bu.

ORMANLAR VE DAĞLAR ARASINDA GEÇEN ÇOCUKLUĞUNUZ SİZİ NASIL ETKİLEDİ? DOĞAYLA İLİŞKİLİ İLK ANINIZ NEDİR?

El değmemiş, korunaklı bir ortamda büyümenin üzerimde çok etkisi oldu. İlk anılarım arasında eve taze süt almak için tekerlekli patenlerimle köy merkezine gidişlerim var.

GELİŞME ÇAĞINDAYKEN BİR SANAT ESERİYLE İLK KARŞILAŞMANIZ NASIL OLDU?

Birlikte konuştuğumuz bir toplantıda, İsviçreli mimar Peter Zumthor’a, on yaşlarındayken ailemle birlikte ABD’ye yaptığımız bir geziden söz etmiştim. Nevada eyaletinden geçtiğimizde oradaki binayı çok etkileyici bulmuştum. Bu bina, Las Vegas’taki MGM Hotel’di; girişinde devasa bir aslan vardı. Gayet abartılı bir zevksizlik örneğiydi ama küçük bir kız olarak bana çok çarpıcı gelmişti.

AİLENİZ DE SANATLA İLGİLENİR Mİ, YOKSA SIRA DIŞI OLAN SİZ MİYDİNİZ?

Ailemdeki herkes çok yaratıcıydı; hep bir şeylerle meşgul olmuştur ama aralarından çıkan ilk sanatçı benim. Babam mühendisti ve bugün eserlerimde onun bir etkisi var kesinlikle. Etrafımızda gördüğümüz herhangi bir şeyi hesaplamalarla ve rakamlarla bize açıklayabiliyordu. Bu çok ilham vericiydi, hala da öyle.

SANATÇI OLMAK İSTEDİĞİNİZİ NE ZAMAN ANLADINIZ?

Gerçekten yapmak istediğim şeyin kendi ellerimle bir şeyler çizmek ve üretmek olduğunu çok erken yaşlarda anladım. ECAL’de geçirdiğim dönem benim için çok önemliydi. Güçlü bir resim bölümü vardı, eğitimi ve destek sistemi gerçekten kaliteliydi. Motorlu testereyi ilk kez orada elime alıp yontmaya başladım. İlk heykelim kendi kaidesi üstünde bir kaktüstü, tek bir ahşap parçasından yontmuştum. Bugün de hala düşündüğüm temaları temsil ediyordu: Kaktüsler benim imzam oldu, onlar gezegenin geleceğinin olası bir versiyonunu sembolize ediyorlar çünkü gittikçe yaklaştığımız kuruluğu ve kuraklığı gösteriyorlar. Böyle fikirleri okulda geliştirmek bana büyük bir adım gibi gelmişti. Ayrıca Art in the Science of Education alanında master da yaptım, bu bana ister iş birliği yaptığım kişiler ister öğrenciler olsun insanlarla nasıl iletişim kuracağımı gerçekten öğretti.

AHŞAP, ÇALIŞMALARINIZDA HEP MERKEZİ BİR UNSUR OLDU – BU MALZEMEYİ BÖYLESİ BİR DERİNLİKTE ARAŞTIRMAYA SİZİ İLK YÖNLENDİREN NEYDİ?

Daha önce de bahsettiğiniz gibi çocukluğumdan beri ahşapla yakın bir ilişkim var çünkü İsviçre’de el değmemiş ormanların ve ekolojik harikaların olduğu çok güzel bir manzara içinde büyüdüm. Artık mermer, seramik ve bronz gibi çeşitli materyallerle çalışsam da ahşap yeni bir heykel yaptığım zaman yaratım sürecimde hala temel
bir yer kaplıyor. İlkel ham formları araştırırken, testerenin kabalığı hoşuma gidiyor. Ahşap çok cömert bir malzeme. Ağacın görülebilen yaş halkalarından, hayatı boyunca gerçekleşen çeşitli çevresel etkiler gibi pek çok bilgi edinmek mümkün. Böylece, inanılmaz bir içsel yaşamı ve bu içsel yaşamların birbiriyle ilişkili olma biçimini ifade etme kabiliyeti var.

FARKLI MALZEMELERİN BİR KARIŞIMINI KULLANMAK VE İZLEYİCİLERİNİZ İÇİN ORTAMLAR, DENEYİMLER YARATMAK NE ZAMAN İLGİNİZİ ÇEKMEYE BAŞLADI?

Haklısınız, Gesamtkunstwerk fikrini gerçekten seviyorum. 15 yıl önce büyük duvar resimleri yapmaya başladım. İlhamını hep doğada halihazırda mevcut formlardan alan dijital olarak oluşturulmuş ortamlar bunlar genellikle. Bunun yanı sıra, üç boyutlu enstalasyonlarla çalışmak sanat eserinin ziyaretçinin katılımı yoluyla aktif hale geçmesinin bir yolu. Bir sanat eserinin içinde hareket edebilmek, ona dokunabilmek, kokusunu alabilmek, ona belli bir mesafeden bakmaktan farklı bir deneyim.

YAKLAŞIMINIZ GENELLİKLE BÖLGEYE ÖZEL OLUYOR. ARAŞTIRMA AŞAMASININ NEREDEYSE BİR MİMARIN ÇALIŞMASINA BENZEDİĞİ GÖRÜLÜYOR. BU KONUDA NELER SÖYLERSİNİZ?

İlhamımın bölgeye ve tarihine bağlı olduğu düşüncesine katılıyorum. Başlangıç noktası mimari; bir galeri, bir müze veya kurum, ya da kırsal bölgede bir yer olabilir. İlk adım, doğrudan alanın planıyla bağlantılı bir sistem oluşturmak, ardından eserleri bu sisteme göre tasarlayıp üretiyorum. Üç boyutlu bir alansa, ızgara ya da matris sistemine dayanıyor her zaman. Heykellerimi, resimlerimi göstereceğim ortamlar yaratmayı seviyorum.

DİJİTAL TEKNOLOJİYİ ESERLERİNİZLE HANGİ BİÇİMLERDE BİRLEŞTİRDİĞİNİZİ ANLATIR MISINIZ?

Heykel çalışmalarımın bir devamı olarak, bazı ahşap heykellerimi 3D olarak tarıyorum ve benzerlerini daha büyük ölçekte mermerden, bronzdan veya seramikten yaratmak için bu taramaları kullanıyorum. Birkaç yıldır, render edilmiş heykellerimi sürekli olarak canlandıran bir dizi algoritma uygulamak için Almanya’nın Freiburg Üniversitesi’ndeki bilgisayar bilimi bölümünden bilim insanlarıyla birlikte çalışıyorum. Mercanlar, kaktüsler veya yılan benzeri formlar gerçek dışı durumlara dönüştürülüyor. Bu dönüşüm muhteşem: Heykellerimin görünüşte katı ve sabit materyalleri viskozlu, akışkan malzemeye dönüşüyor. Bu genellikle problem çözmek için kullanılan bir algoritmayla yapılıyor: Üniversitedeki ekip robotikte, meteorolojide kullanılan ve küresel teknoloji şirketlerinin kullandığı yazılımı geliştiriyor. Bu, önceden benim eserim olan şeyin başka bir evrene aktarılması.

ÇALIŞMALARINIZLA İKLİM ACİL DURUMUNA TEMAS EDİYORSUNUZ; EN ÇOK DA FIVE MARBLE LEAVES GİBİ SON DÖNEM ESERLERİNİZDE. SANATINIZI BİR AKTİVİZM BİÇİMİ OLARAK KULLANMA MECBURİYETİ HİSSEDİYOR MUSUNUZ?

Birkaç yıldır mermerle çalışıyorum ve onunla çok ilgiliyim. Kökeni okyanusa dayanıyor, doğanın ve insanlığın tarihini içinde barındırıyor. Five Marble Leaves için meşe ağaçlarını araştırdım. O heykel grubu yumuşak hatlı, ağaçlar kadar yüksek beş yaprak formundan oluşuyor. Halihazırda Paris’teki Jardin des Tuileries’te bir gölete yerleştirilmiş durumdalar. Suda yüzüyor gibi görünüyorlar. Bu grup, yaprakların düşmeye başladığı, yeni bir senelik döngüye işaret eden sonbahara bir ağıt olarak görülebilir. Bu kadar yakınımızda gerçekleşen doğa harikalarını gözden kaçırıyoruz genelde. Ama sorunuza yanıt olarak, evet – zamanımızın bu en büyük sorununa, iklim acil durumuna dikkat çekmek, uzun zamandır acilen yapılması gerektiğini düşündüğüm bir şey. Gittikçe artan küresel ısınmayla karşı karşıya gelmişken, çevrenin canlı kalıp iyileştirilmesine daha fazla yoğunlaşan daha ekolojik sistemler hayal etmeliyiz. Bir örnek olarak, iklim krizi yüzünden dünyanın dört bir yanındaki ormanlar ürkütücü oranlarda yanıyor. Küresel ormanlarımız, ekosistem ve onun biyoçeşitliliği için hayati öneme sahip – soluduğumuz havanın yüzde 50’si ormanlardan gelirken, geri kalanını okyanuslar üretiyor. Mevcut modelleri yeniden düşünmek şart.

VE SON OLARAK; RİYAD’DA VE ATİNA’DAKİ ULUSAL ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ’NDE GERÇEKLEŞECEK PROJELERİNİZDE NELER GÖRECEĞİZ?

Riyad’daki yaklaşan sergide, ana materyal olarak ışığı kullanıp, ağaç gövdelerinden oluşan çok kapsamlı bir çevre enstalasyonu yapacağım. 2024’te ise ΕΜΣΤ ve Şanghay’daki Rockbund Sanat Müzesi için duvar resmi pratiğimin sınırlarını daha da ileri taşımak için gerçekten zorlayıcı duvar resmi projeleri oluşturacağım.