ANDI FISCHER: KIYAMET VAKTİ

  • 260 SHARES

Andi Fischer’ın ana renklerin hakim olduğu, hayvani neşeyle dolu ve oyuncu resimleri ve heykelleri bugünlerde büyük ilgi görüyor. Işığın ardındaki karanlığın perdesini kaldırmak için sanatçının Berlin stüdyosunu ziyaret ettik.

Yazı: Daisy Woodward

Fotoğraflar: Roman Goebel ve Jelkavon Langen

Alman sanatçı Andi Fischer’ın tabloları, çizimleri ve heykelleri, primitif bir enerji ve oyuncu bir saflık yayıyor. Onun dünyasında bir yılanla kıran kırana kapışan bir timsah figürüne, ıstakoza binmiş el kol hareketleri yapan bir çöp adama veya bir kaplanı yıkayan yuvarlak göbekli bir çıplağa rastlamak sürpriz değil.

Fischer’in ana renklere olan sevgisi ve rastgele çizimleri andıran uygulama tarzı, ilk bakışta göreni resmi doğru anlama konusunda şüpheye düşürebilir: Bu varlıklar resmedildikleri sarılar, kırmızılar, maviler kadar neşeli mi? Ama daha yakından bakmak yeni sorular atıyor ortaya: Örneğin aslında yukarıda bahsettiğimiz, Des Tigers Gesicht Beträufeln’deki (“Kaplanın Yüzünü Islatmak,” 2022) tombul kahraman kedigil, ahbabına çerez olmak üzere değil midir? Ya Ya Narrenschiff’te (“Aptallar Gemisi,” 2002) deniz yolculuğu yapan o soytarılar el mi sallıyordur yoksa imdat çığlığı mı atıyordur?

Berlin’in Moabit mahallesindeki çok büyük bir deponun en üst katında bulunan ferah, bol ışık alan stüdyosunda otururken, “Hep çatışma halindeyiz bence,” diyor Fischer. “İnsanlar hayvanlara karşı, hayvanlar bize karşı, insanlar doğaya karşı, doğa bize karşı.” Kıyametin eserlerinde çok sevdiği ve tekrar tekrar ortaya çıkan bir tema olmasına şaşmamak gerek. Yine de, bazıları eskiz işlevi gören, bazıları ise bitmiş eserler olan yağlı boya tablolarındaki ve renkli kalemle yaptığı resimlerdeki anlatımların muğlaklığı gayet kasti. “Açık olma fikri hoşuma gidiyor. Arkadaş olabilirler veya kavga ediyorlardır, ya da aşıklardır; böyle ihtimaller hep var.”

Fischer’ın sanatı beklentilere meydan okumak için biçilmiş kaftan. Biçimsel olarak, Art Brut’ü (eğitimsiz sanatçıların eserlerinin ham otantikliğini tarif etmek için Jean Dubuffet’nin ortaya attığı terim) veya sanattaki baskın ve demokratik olmaktan epey uzak batı ideolojilerini sorgulamak için çocuksu bir sunum tarzını benimseyen, radikal ama kısa ömürlü bir savaş sonrası hareket olan CoBrA resimlerini hatırlatıyor. Fischer’ın ketlenmemiş ifade tarzı, nüfuz edilebilir olmasına benzer şekilde, bütünüyle kasıtlı yaptığı bir şey. “Bavyera kırsalında büyüdüm,” diyor 35 yaşındaki sanatçı. “Çocukluğum çok güzel geçti ama sanat ve kültürün ailemde hiçbir zaman önemli konular olmaması sorundu. Hep resim çizsem de sanatla ilgili hiçbir şey bilmiyordum. Bu yüzden, esere hafiflik katmak ve hemen karşı tarafa nüfuz edilebilmesini sağlamak benim için hep önemli oldu. Kimsenin dışarıda kalmasını istemem.”

Fischer ergenliğinde kaykay kaymaya başladığında, sanata giriş kapısını da bulmuş. “O alt kültüre girdiğimde, sanatın sadece ‘eski’ ustalardan ibaret olmadığını keşfettim; genç ve yenilikçi de olabilirdi,” diye açıklıyor. Buna rağmen, bir sanatçı olarak kariyer yapmayı düşünemediği ve okulda zorlandığı için en iyi seçeneğinin oto tamirciliği olduğuna karar vermiş. “Üç buçuk yıl bu işi yaptım,” diyor, “ama bana pek uygun olduğunu düşünmüyordum. Sonrasında tek şansım Berlin’e gidip eğitim görmekti.”

Fischer’in ilk kez düzgün bir sanat eğitimine başlaması, Alman başkentinde yetişkin okuluna kaydolmasıyla olmuş. “Birden her şey anlamlı gelmeye başladı: Hayatım boyunca yaptığım çizimler sanat olabilirmiş gibi göründü.” Daha sonra Berlin’in saygın sanat okulu Universität der Künste Berlin’de (UDK) Güzel Sanatlar eğitimine başlamış, orada her tür farklı araçla çalışmayı denese de sonunda başladığı yere dönmüş. “Dönüp dolaşıp resme ve çizime geldim, ama bu sefer çok daha büyük bir ölçekte – ve gerçek tarzımı yeniden bağlantı kurduğum an buldum.”

UDK’den mezun olduğu 2018 yılından beri Fischer’ın yıldızı sürekli yükseliyor. Kendisini temsil etmek için önce hemen Berlin’de Åplus galerisi, ardından Kopenhag’daki Galerie Avlskarl onunla bağlantıya geçmiş. Şimdi artık Düseldorf’un meşhur Sies + Höke galerisi de onu temsil ediyor, hatta geçen ekim ayında eserlerinin güncel cazibesinin bir beyanı olarak Frieze London standını onun eserlerine ayırıyor. Artsy’nin yeni yayınlanan yıllık trendler raporu, dışa vurumcu figüratif eserlerin halihazırda soyut resimlerin ardından galeri satışlarına ikinci en önemli katkıyı yaptığını ortaya koydu. Ve Fischer’in soyut alemlere geçtiği de oluyor – bunlar figüratif eserlerinin arasından, özellikle de manzara resimlerinde zaman zaman beliriveriyor ve otların, okyanusun, gökyüzünün serbest akan çağrışımlarıyla kendini gösteriyor.

Yine de Fischer için sanat piyasasından konuşmanın kendine has zorlukları var. “Üniversitede insana bu ortamın ne kadar zorlu veya sanatçı olarak geçimini sağlamanın ne kadar güç olabildiğini öğretmiyorlar. Bu konuda bir başınasınız,” diyor ve bu süreçle ancak en başta Berlin merkezli küçük bir galeriyle çalışmaya başladığı için başa çıkabildiğini düşündüğünü ekliyor. “Berlin muhtemelen benim yaşayabileceğim tek şehir çünkü hem içinde çalışılabilecek böyle geniş alanlar var hem de yoğun bir kültür sarmalı içindesiniz,” diyor. Fischer, Berlin sanat ortamında pek çok sanatçı arkadaşıyla mutlu bir yer edinmiş; bunların arasında Christine Sun Kim, Thomas Mader ve Lars Fischer’ın yanı sıra iki yılda bir Dorf (“köy”) kolektif ismi altında bir serginin küratörlüğünü birlikte yaptığı Conny Maier, Dennis Buck ve Michael Günzer de var.

Ona en çok neyin ilham verdiği sorulduğunda, Fischer büyük bir mutlulukla arkadaşlarıyla sohbet etmek olduğunu söylüyor. “Sadece bir parkta oturup gelip geçen insanlar hakkında konuşmayı seviyorum. Nereden geldiklerini, nereye gittiklerini merak ediyorum, köpekleriyle konuşmalarını seyrediyorum.” Fischer’in hemşerisi Bavyeralı Albecht Dürer’in eserleri dahil olmak üzere sanat tarihini, özellikle de Orta Çağ dönemini bilenler için onun diğer ilham kaynakları bu kadar şaşırtıcı gelmeyebilir. Dürer’in eserlerini biliyorsanız, mesela AHA NARR 3’deki (“Aha Aptal 3,” 2022) ıstakozun üstündeki o figürün ve Aptallar Gemisi’nde işaretler yapan figürlerin olduğu geminin aslında Dürer’in, Sebastian Brant’ın 1494’te yazdığı aynı adlı hicivli alegori için yaptığı orijinal illüstrasyonlara dayandığını fark etmiş olabilirsiniz.

Nasıl bakacağınızı bilirseniz, Fischer’in sanatında o döneme ait bol bol gönderme bulabilirsiniz. Hem de güneş kafalı figürlerden ağzından ateş çıkaran canavarlara kadar! “Eski ustaları kopyalamak benim için sanat tarihini anlamanın bir yolu,” diye açıklıyor Fischer. “Okuyup yazma konusunda pek iyi değilim, o yüzden bu benim konuya yaklaşma biçimim, böylece onunla ilgili daha fazla şey okuyabiliyorum. Orta Çağda sanatçıları ilgilendiren konular bizim bugün düşündüklerimize çok yakın; kıyamet gibi – her zaman dünyanın sonuna çok yakın olduğumuzu düşünmüşüzdür!”

Bir Dürer monografisi ile Frits van der Meer’in Kıyamet: Batı Sanatındaki Vahiy Kitabı İmgeleri kitabı Fischer’ın masasında baş köşede duruyor; bu masada çizim yaparak, internette gezerek ve kaykay videoları izleyerek çok zaman geçiriyor. Böyle gevşeme anlarının, el yapımı, boş tuvallerle çevrelenmiş halde kendini tam bir doğaçlama haline bırakmanın çalışma süreci için çok önemli olduğunu söylüyor. “Bütün ölçeklerin etrafımda olmasına ihtiyacım var,” diye açıklayıp kara kuzgun taslaklarıyla dolu büyük tuvallere, manzaraların ve aslan sırtında güneş-kafalı bir figürün görüldüğü daha küçük tuvallere işaret ediyor. “Çünkü ne zaman büyük ölçekte işler yapsam, hep daha küçüklerini de yapmak istiyorum. Ve küçük ölçekte işler yaptığımda, daha büyüklerini yapmaya ihtiyaç duyuyorum! Büyük ölçekteki işler daha özgür olmamı sağlıyor ama bazen kurallara bağlı sınırları da seviyorum.” Bu yüzden, daha sınırlı bir araç olan ahşaptan heykeller yapmanın hoşuna gittiğini söylüyor: Ahşaptan oyulmuş bir karakterler ve nesneler kalabalığı stüdyosundaki bir masanın üstünü dolduruyor; burası aynı zamanda ahşap işleri için alet edevatın da olduğu bir atölye.

Fischer şu sıralar sergilediği işlerin kapsamını genişletme süreciyle meşgul ve gelecekte daha fazla manzara, resim ve heykel göreceğiz gibi görünüyor. Baskın konularının aynı kaldığını, ancak derinleştiğini söylüyor. “Kıyamet şimdi her zamankinden daha büyük. Ve hep orada olan kuşların rengi gittikçe koyulaşıyor. Nedenini tam olarak bilmiyorum – belki daha karanlık bir zaman olduğu içindir.” Yine de ufukta çeşitli sergiler ve fuarlar olmasına rağmen, Fischer peş peşe sergilerle geçen 2022’nin ardından bu yıl işleri biraz daha ağırdan almak niyetinde. “İzlenimlerimi, ifadelerimi bulacağım yeni yollar keşfetmeye zaman ayırmak ve konuşarak daha fazla zaman geçirmek istiyorum,” diyor gülerek. “Köpekleriyle konuşan insanlar hakkında arkadaşlarımla konuşmak gibi.”