QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Saat

GERİ Mİ DÖNÜYORLAR?

150 Heritage, Audemars Piguet’nin komplikasyon geleneğini yalnızca teknik bir başarı olarak değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bir anlatı olarak yeniden ele alıyor.

Model, markanın geçmişte ürettiği en komplike cep saatleriyle kurduğu doğrudan bağ üzerinden konumlanıyor; 1899 tarihli L’Universelle ve 1921’de tamamlanan “La Grosse Pièce” gibi referansların ardından, bu çizgideki üçüncü ultra-komplike cep saati olarak tanımlanıyor.

Saatin merkezinde yer alan kalibre 1150, markanın 2023’te tanıttığı kalibre 1000’in mimarisini temel alıyor, ancak cep saati formuna uyum sağlayacak şekilde yeniden kurgulanıyor. Otomatik rotorun kaldırılıp elle kurmalıya dönüştürülen mekanizma, toplamda 1.099 parçadan oluşuyor ve yüksek komplikasyonlu saatçiliğin güncel bir yorumu olarak konumlanıyor. Grande Sonnerie ve Petite Sonnerie, minute repeater, split-seconds flyback chronograph, flying tourbillon ve Semi-Gregorian perpetual calendar gibi komplikasyonlar, bu yapının teknik yoğunluğunun yanı sıra fonksiyonel çeşitliliğini de ortaya koyuyor.

(daha&helliip;)
Sanat

BULUNAK ALANLAR

“Zhang Xiaoli: Wandering Mindscape” sergisi 23 Mayıs tarihine kadar gösterimde.

Gerçek ile hayal arasındaki sınırlar, Zhang Xiaoli’nin çalışmalarında bilinçli biçimde bulanıklaşır. Sanatçı bu seride, geleneksel Çin peyzaj resmini ince gongbi tekniği aracılığıyla çağdaş bir görsel dile taşıyor. Dağlar ve ağaçlar yerine Lego blokları, labirentler, satranç tahtaları ve Rubik küpleri gibi oyun referansları manzaranın parçası haline geliyor. Bu sürreal kompozisyonlar, Çin edebiyatındaki “zihinde dolaşma” fikrini çağrıştıran özgür bir düşünce alanı kuruyor. Alisan Fine Arts’taki sergi, sanatçının Hong Kong’daki ilk kişisel sunumu olma özelliğini taşıyor.

Otomobil

PİSTLERE GERİ DÖNÜŞ

McLaren, 2027 FIA World Endurance Championship için geliştirdiği yeni hiper otomobil programıyla yaklaşık otuz yıl sonra Le Mans’ın en üst kategorisine geri dönmeye hazırlanıyor.

McLaren, 2027 FIA World Endurance Championship’ın Hypercar kategorisinde mücadele edecek yeni yarış otomobilini tanıttı. 2027 sezonunda piste çıkması planlanan model, FIA ve IMSA’nın ortak LMDh regülasyonları doğrultusunda geliştiriliyor. Hibrit destekli güç ünitesine sahip olacak otomobil, markanın 1995’te 24 Hours of Le Mans yarışındaki zaferinden sonra bu seviyedeki ilk büyük dayanıklılık yarışı programı olacak.

(daha&helliip;)

GÜNCEL İÇERİKLER

Otomobil

METALİN YENİ TONU

Range Rover, SV Ultra modeliyle birlikte geliştirdiği yeni “Titan Silver” yüzey uygulamasını markanın şimdiye kadarki en iddialı dış tasarım detaylarından biri olarak konumlandırıyor.

Range Rover, SUV serisinin en üst noktasında konumlanan yeni SV Ultra versiyonunu tanıtırken, modelle birlikte geliştirilen “Titan Silver” isimli özel gövde rengini de ilk kez karşımıza çıkardı. Yalnızca SV Ultra’ya özel olarak hazırlanan bu yüzey, gerçek alüminyum partikülleri ve çok katmanlı pigment teknolojisiyle oluşturuluyor. Böylece klasik metalik boya anlayışından farklı olarak, ışığa göre değişen daha yoğun ve yansıtıcı bir görünüm elde ediliyor.

Modelin dış tasarımında 23 inç jantlar, parlak metal detaylar ve daha sade yüzey geçişleri ön planda. İç mekanda ise markanın “SV Electrostatic” adını verdiği yeni ses sistemi öne çıkıyor. İnce film tabanlı transdüser teknolojisi kullanan sistem, ses deneyimini yalnızca hoparlörler üzerinden değil; koltuk ve zemin yüzeyleri üzerinden de hissettirmeyi hedefliyor.

Range Rover, SV Ultra’yı standart üretim modeli yerine daha sınırlı erişime sahip özel bir seri olarak konumlandırıyor. Modelin belirli müşterilere davet sistemiyle sunulacağı belirtilirken, marka böylece SV ve SV Black versiyonlarının da üzerinde yeni bir kişiselleştirme seviyesi oluşturmayı amaçlıyor.

Tasarım

GERÇEK İLE HAYAL ARASINDA

Six Dots Design’ın yeni koleksiyonu, gündelik objeleri yalnızca işlev üzerinden değil; mekanın atmosferini dönüştüren tasarım unsurları olarak yeniden ele alıyor.

Six Dots Design, Dream/Reality Reality/Dream seçkisiyle mobilya ve obje tasarımını sürrealist referanslarla bir araya getiriyor. Toplam 19 parçadan oluşan seri; sehpa, aydınlatma, yatak ve dekoratif objeler gibi farklı kategorilere uzanırken, gündelik nesnelerin algısını değiştirmeye odaklanan bir yaklaşım benimsiyor. Koleksiyonun odağında ise gerçek ile hayal arasındaki sınırın bilinçli olarak belirsizleştirilmesi yer alıyor.

Serinin öne çıkan parçaları arasında, metal yüzeyine rağmen kumaş etkisi yaratan “paper tray” ile Salvador Dalí’nin sürrealist evrenini çağrıştıran yatak tasarımı bulunuyor. Yüzey kullanımı, hacim oyunları ve oran tercihleri, koleksiyon boyunca nesnelerin ilk bakışta bıraktığı etkiyi bilinçli şekilde kırıyor. Böylece parçalar yalnızca işlevsel ürünler değil, aynı zamanda bulunduğu mekanın algısını dönüştüren unsurlar haline geliyor. Küçük ölçekli objelerden büyük mobilyalara uzanan seri, çağdaş tasarım ile deneysel yaklaşım arasındaki çizgide konumlanıyor.

Sanat

NATURAL FREKANS

Barbara Ellmerer: Vibration des plantes” sergisi 23 Mayıs tarihine kadar gösterimde.

İsviçreli sanatçı Barbara Ellmerer’in Galerie Andres Thalmann’daki sergisi, bitkilerin görünmeyen iç dünyasını resim aracılığıyla keşfetmeye odaklanıyor. Ellmerer’in çalışmalarında fırça hareketleri adeta bir sismograf gibi çalışarak doğadaki titreşimleri, akışları ve yoğunlaşmaları katmanlı renk yüzeylerine dönüştürüyor. Bilimsel merak ile resimsel sezgiyi bir araya getiren sanatçı, bitkilerin biyolojik ritimlerini soyut kompozisyonlar aracılığıyla görünür kılıyor. Seçki, doğanın sessiz enerjisini resimsel bir dile çeviren yeni çalışmalarını bir araya getiriyor.

Saat

YÜZEYDE İZ BIRAKAN

Prospex Marinemaster 1968 Heritage Diver, buzun kırılma anını kadrana taşıyan sınırlı bir yorum.

Yüzey, bu modelde yalnızca bir tasarım unsuru değil; doğrudan bir referansın taşıyıcısı olarak işlev görüyor. Kadranda görülen dokulu yapı, buz kırıcı bir geminin donmuş deniz üzerinde ilerlerken geride bıraktığı izlerden ilham alıyor. Merkezden dışa doğru yoğunlaşan mavi tonlar, düz bir renk alanı yerine katmanlı bir derinlik hissi oluşturuyor. Bu yapı, kalın ve şeffaf bir kaplama ile sabitlenerek cilalanmış; böylece ışık yüzeyde tek yönlü bir yansıma yerine değişken bir dağılım gösteriyor. Bu yaklaşım, kadranı yalnızca okunabilir bir yüzey olmaktan çıkarıp, hareket fikrinin görsel bir karşılığına dönüştürüyor. Buzun kırılmasıyla açılan hat, burada zamanın ilerleyişine paralel bir iz olarak okunabilir.

(daha&helliip;)
Otomobil

KLASİKTEN UZAKLAŞAMAMAK

Twisted Automotive’nin stratejisi klasik Land Rover Defender’ı yeniden üretmekten çok onu yeniden konumlandırmak üzerine kurulu.

T90 bu yaklaşımın en saf örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Kısa şasi Defender 90 platformu üzerine inşa edilen bu model, orijinal modelin fonksiyonel sertliğini korurken, onu güncel performans ve konfor beklentileriyle yeniden dengeliyor. Temelde bir restomod olarak tanımlanabilecek bu yapı, Twisted’ın “mükemmelleştirilmiş Defender” fikrini ileri taşıyor; otomobil, fabrika çıkışlı bir modelden ziyade, baştan aşağıya yeniden kurgulanmış bir obje haline geliyor.

T90’ın karakteri, dış görünüm bakımından büyük ölçüde korunmuş durumda. Orijinal Defender’ın yalın ve işlev odaklı çizgileri yerli yerindeyken, detaylarda yapılan müdahaleler otomobilin yeni amacını karşılıyor. Soft-top versiyonlarda kullanılan mohair tavan, split kapılar ve katlanabilir ön cam gibi unsurlar, erken dönem Land Rover referanslarını bilinçli şekilde yeniden çağırıyor.

QP No.66 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.

GÜNCEL

KOKUNUN YAZIYA DÖNÜŞMESİ

Le Labo, 20. yılını markanın düşünsel ve duyusal evrenini kayda alan kapsamlı bir kitapla işaretliyor.

Le Labo, 20. yılı kapsamında yayımladığı “The Essence of Slow Perfumery” adlı kitapla üretim pratiğini bu kez basılı bir form üzerinden yeniden konumlandırıyor. Yayın, markanın “slow perfumery” yaklaşımını metin ve görsel birlikteliğiyle ele alıyor.

Toplam 551 sayfadan oluşan kitap, denemeler, arşiv görüntüleri ve görsel anlatılar üzerinden markanın zanaat anlayışını katmanlı bir yapı içinde aktarıyor. Somut ile geçici olan arasındaki alanı araştıran bu içerik, kokunun fiziksel olmayan doğasını yazı ve imge aracılığıyla sabitlemeye çalışıyor.

Le Labo’nun kişiselleştirme yaklaşımı bu yayında da devam ediyor; kitap, özel etiket ve gravür seçenekleriyle bireysel bir objeye dönüşüyor. Bu yönüyle yalnızca bir yayın değil, markanın düşünsel evrenini taşıyan koleksiyonluk bir parça olarak konumlanıyor.

Sanat

YOKLUĞUN İZLERİ

Chiharu Shiota’nın pratiğinde nesneler, hafızanın ve deneyimin izlerini taşıyan katmanlara dönüşür. Bir zamanlar birine ait olan objeler, sahiplerini kaybettiklerinde dahi varlıklarını farklı bir biçimde sürdürür.

Enstalasyonlarınız sıklıkla fiziksel olarak korunması mümkün olmayan hafıza, kayboluş ve özlem gibi kavramlara biçim veriyor. Eserlerinizin, insan varlığını biçimlendiren görünmez yapıları görselleştirme girişimleri olduğunu söyleyebilir misiniz?

Chiharu Shiota:Çalışmalarım, yokluktaki var oluşu anlatıyor. Birisi öldüğünde, beden gitmiş olsa bile o kişinin varlığını hala hissedebilirsiniz. Varlığı insanların hatıralarında ve nesnelerde yaşamayı sürdürür. Fikrimce nesneler hatıraları ve var oluşun izlerini biriktirir. O kişiyle hiç tanışmamış olsam bile mekanın içinde onu, hikayesini bilmesem de varlığını hissedebilirim. 

(daha&helliip;)
Mücevher

YANSIMA KANUNLARI

Birkaç yüzyılı aşkın bir geçmişe sahip rivière, bugün hala yüksek mücevheratın en güçlü görsel etkilerden birini yaratmayı sürdürüyor.

Yazı: Ekin Kürbetçi

Söz konusu yüksek mücevherat olduğunda yalınlık, temelinde yüksek standartlar barındırıyor. Rivière kolyeler de bu argümanın en görünür referanslarından. Fransızca “nehir” anlamına gelen rivière adı, kolyeyi oluşturan taşların boyun hattı boyunca kurduğu kesintisiz akışı çağrıştırıyor. Tek sıra halinde ilerleyen pırlantalar bir çizgi oluştuyor, ancak bu çizgi tahmin edileceği üzere sabit değil: Boyun hareket ettikçe ışık taşların yüzeyinde dolaşıyor, parıltı bir taştan diğerine tıpkı bir nehrin akışı gibi ilerliyor. Rivière kolyenin etkisi tam da burada ortaya çıkıyor. Taşlar tek tek parlamıyor ve ışık kolye boyunca farklı okazyonlarda yansıyor ki bu da rivière’ın kelime anlamının görsel çağrışımlarla ne denli bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Formun kökeni 18. yüzyıl Avrupa saray kültürüne uzanıyor. Özellikle Fransız aristokrasisine özgü mücevher estetiğiyle gelişen rivière, bu dönemde aristokrat kadınların bilhassa akşam resepsiyonlarında tek sıra pırlantalardan oluşan lineer kolyeler kullanmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştı. Taşların boyun hatları boyunca izlediği kesintisiz yol, dönemin ağır ve katmanlı mücevherlerine kıyasla daha rafine bir etki yaratıyor.

QP No.66 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.

Tasarım

SANAT MI, TASARIM MI?

Görsel olarak uyarıcı olmaktan öte heykelsi bir mobilya duyguları uyandırır ve atmosfer yaratır.

Yazı: Benan Kapucu

Mobilyanın statü sembolü olarak algılanmasının kökleri yüzyıllar öncesine gitse de heykelsi mobilya akımının 20. yüzyılın ortalarında ivme kazandığını söyleyebiliriz. Tasarımcıların cesur formlar ve alışılmadık malzemelerle deneysel çalışmalar yaptığı bu geçiş döneminde işlevsellik, malzeme ve biçimle ilgili geleneksel kavramlara karşı gelen heykelsi mobilyalar ilerlemeyi, sanatı ve yaşamın yeni bakış açılarını da temsil ediyordu.

Mobilyada heykelsi ifade genellikle cesur silüetler, asimetri ve alışılmadık oranlarla kendini gösterir; bu sansasyonel unsurlar, güçlü bir görsel kimlik yaratarak bir parçanın tek başına odak noktası oluşturmasını sağlar. İşlev ve duygu arasındaki bu hassas dengede, sanatsal ifade ve pratik kullanımın sınırları da belirsizleşir. Akıcı organik şekillerden geometrik soyutlamaya kadar her kıvrım ve çizgi, gözü yakalamak için tasarlanır. Görsel olarak uyarıcı olmaktan öte heykelsi bir mobilya duyguları uyandırır ve atmosfer yaratır; kişinin kimliğinin bir uzantısı olarak bireyselliği, kişisel zevki somut bir dil ve sanatsal ifadeyle aktarır.

QP No.66 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.

Genel

ZAMANIN YÜZEYİNDE

Yüksek saatçilikte asıl değer, mekanizmanın ötesinde, zanaat katmanında…

Yüksek saatçilik, çoğu zaman karmaşık mekanik komplikasyonlar üzerinden anlatılır; tourbillon, perpetual calendar ya da minute repeater gibi teknik başarılar, markaların mühendislik gücünü temsil eder. Oysa yüksek saatçiliğin belki de en sessiz ama en belirleyici katmanı çoğu zaman mekanizmanın içinde değil, yüzeyinde saklı. El oymacılığı, mine boyama, guilloché gibi geleneksel dekoratif teknikler, saati tek başına bir ölçüm aracı olmaktan çıkarıp kültürel nesneye dönüştüren katmanı oluşturur. Bugün bu teknikleri uygulayan marka sayısı sınırlı, zanaatkarların sayısı daha da az. Bu nedenle yüksek saatçilikte geleneksel zanaatkarlığın geleceği, son yıllarda yeniden tartışılır oldu.

(daha&helliip;)
GÜNCEL

KOKUNUN PARÇALANMIŞ HALİ

Maison Margiela, haute parfümeri alanında duygular üzerinden kurgulanan yeni bir koleksiyon sunuyor.

Maison Margiela, “Scentsorium” koleksiyonuyla parfümü yeniden kurgulanmış bir anlatı alanına taşıyor. Marka için bir ilk olan bu haute parfümeri serisi, altı farklı kokudan oluşuyor ve her biri belirli bir duygusal durumu merkezine alıyor.

“Blaze of Stillness”, “Silent Fury” ya da “Delight in Despair” gibi isimler, kokunun yalnızca bir kompozisyon değil, aynı zamanda bir his olarak ele alındığını gösteriyor. Bu yaklaşım, markanın modadaki dekontrüksiyon dilini kokuya taşıyarak, hammaddeleri sadeleştirip yeniden katmanlayan bir yapı kuruyor.

Yaklaşık üç yıllık bir geliştirme sürecinin ardından ortaya çıkan koleksiyon, yüksek konsantrasyon oranları ve sınırlı içerik paletiyle klasik parfüm anlayışından ayrılıyor. Şişe tasarımı da bu yaklaşımı takip ediyor; kırılmış camı andıran form, geçmiş referanslarla çağdaş müdahaleyi aynı yüzeyde buluşturuyor.

Otomobil

AĞIRLIĞIN YENİDEN TANIMI

Porsche Cayenne Electric, performans ile gündelik kullanım arasındaki sınırı yeniden kuruyor.

Porsche Cayenne Electric, markanın elektrik dönüşümündeki en iddialı adımlarından biri olarak konumlanıyor. Yeni nesil model, SUV formunu korurken performans değerleriyle spor otomobil segmentine yaklaşan bir çizgi kuruyor. Turbo versiyonda 0–100 km/s hızlanmanın yaklaşık 2,5 saniyeye inmesi, bu ölçek için alışılmış sınırları geride bırakıyor.

Ancak modelin asıl odağı yalnızca hız değil. Adaptif süspansiyon sistemleri, dört tekerlekten çekiş ve gelişmiş aerodinamik çözümler, aracı hem yol hem de arazi koşullarında dengeli bir yapı içinde tutuyor. Bu denge, Cayenne’in tarihsel karakterini elektrikli platform üzerinde koruma çabasının bir sonucu.

İç mekanda ise dijitalleşme belirginleşiyor. Kavisli OLED ekranlar, artırılmış gerçeklik destekli head-up display ve genişleyen kullanıcı arayüzü, sürüş deneyimini fizikselden çok görsel ve veri odaklı bir düzleme taşıyor. Sonuçta ortaya çıkan yapı, yalnızca yüksek performanslı bir elektrikli SUV değil; aynı zamanda ağırlık, hız ve kullanım alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan bir geçiş modeli.