QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Sanat

FRANSIZ TABANINDA AMERİKAN SİLÜETİ

Uluslararası politika, sanat ve insan manzaralarında üç hikayesiyle Wes Anderson, filmografisine The French Dispatch’ı ekliyor. Beklenildiği üzere dinamik dekorlar, canlı tonlar ve Charleston eşliğinde.

Bazı yönetmenleri, iki dakikalık film fragmanlarında ismini görmeden tanımak mümkün. 120 saniyede tahmin edebileceğiniz isimler arasında yer almak yönetmenin bir becerisi mi yoksa izlediğiniz film sayısı ile mi alakalı tartışılır ancak Wes Anderson, kendine has görsel anlayışı ile bir adım öne çıkanlardan. Zira bir kere yönetmenin gustosunun bir parçası olduğunuzda Anderson’ın kendine has normlarını fark edebiliyorsunuz. Tabii dikkatli bir izleyici iseniz. Yönetmen için bu filminde çok fazla fikirle boğuşmanın yarattığı karmaşanın esin kaynağı ise haftalık The New Yorker dergisi. Fransız kasabası Ennui-Sur-Blasé’de kurgulanan bu kompleks olay örgüsüne karakterlerin toprak tonlarındaki tasarımlarının eşlik etmesi, tipik bir Anderson simetrisi olarak algılanıyor. Bazı kıyafetlerin karakterleri ile özdeşleşecek bir yönünü temsil etmesi zaten yönetmenin her daim verdiği gizli mesajların başında geliyor. The Grand Budapest Hotel ve The Life Aquatic de olduğu gibi kostümlerden Milena Canonera’nın sorumlu olması Anderson’ın karakter ve moda arasındaki ilişkiye ne kadar önem verdiğinin bir kanıtı. Öte yandan süveterler, yelekler, dekora göre form ve kumaş değiştiren şapkalar 2021 trendleri ile 1920’lerin tarzını eşleştiren tasarımlardan. French Dispatch sonunda gardırobunuza filmden esinlenerek vintage hissi veren bir tasarım eklemeniz ise ihtimaller arasında. 

Otomobil

ETKİ TEPKİ DENKLEMİ

Mercedes-Benz ve off-road kesişim kümesindeki Mercedes G63 AMG 6X6 modeline Hollanda menşeli Classic Youngtimer Consultancy’nin tasarım notları ekleniyor.

Koleksiyonerliğin bir üst seviyesi, kendi hayal gücünüz ile yaratılmış bir tasarıma sahip olmaktan geçiyor diyebiliriz. Tabii bahsi geçen bir garaj ve otomobil olduğunda. Markanın modellerin özel oluşu bir kenara belli başlı isimlerin tasarımlara olan dokunuşu da yadsınamaz. Ferrari, Jaguar, Lamborghini, Porsche, Bentley ve Rolls-Royce gibi otomobil üreticilerinin modellerine nostaljik çizgiler ekleyen Hollanda menşeli Classic Youngtimer Consultancy bir önceki cümlemize verebileceğimiz referanslardan. Son güncellemede ise Mercedes G63 AMG 6X6’dan ilhan bir tasarım var.

Off-road’a alternatif sunmak isteyen Classic Youngtimer Consultancy, Black Edition versiyonu ile Mercedes-Benz X 350d’yi yorumluyor. Altı tekerleğe ve özel yapım alt şasisi ile model 240 beygir gücünü yaklaşık 3.0 litrelik turbo V6 dizel motorundan alıyor. Tasarımın off-road için özel yapım alaşım jantlara da sahip olduğunun altını çizelim.

Tasarım

GÖREV TAMAMLANDI

Mimari disiplininde sürdürülebilirlik temasını işleyen isimlerden biri olan Zaha Hadid Architects’in son lokasyonu Çin’in Guangzhou kenti.

Günümüz mimari anlayışında yapılar sadece dış görünüşleri ile değerlendirilmiyor. Demek istediğimiz projelerde işlevsellik ve sürdürülebilirlik de bir hayli önemli bir noktada konumlanıyor. Lokasyon itibarıyla simgeleşen yahut bir sembol haline dönüşmesi beklenen ve tasarım bakımından alt metine sahip yapılara bir yenisi daha eklendi, Zaha Hadid Architects tarafından tasarlanan Infinitus Plaza.

Çin’in Guangzhou kentinde konumlanan Infinitus Plaza, biyoteknoloji ve ilaç şirketi Infinitus’un yeni küresel merkezi olarak tanımlanıyor. İletişim ve yaratıcılığın diyaloğunda tasarlanan yapıda 25 tondan fazla geri dönüştürülmüş malzeme kullanıldı. Oluk ve delikli panellerin konumu ise bölgenin hava koşulları göz önüne alınarak tasarlandı. Böylece ısı ve enerji tüketimini azalırken doğal ışıktan olabildiğince fazla yararlanılacak.

GÜNCEL İÇERİKLER

Röportaj

WILHELM SCHMID

10 yıldır A. Lange & Söhne’nin CEO’luğunu üstlenen Wilhelm Schmid ile müşterilerin ve koleksiyonerlerin isteklerini ön planda bulundurarak konfigüre edilen manüfaktürün yeni profesyonel düzeni hakkında konuştuk.

QP: Watches & Wonders şimdiye kadar düzenlenen en kapsamlı dijital fuarlardan birine dönüştü. Sizin fuardan beklentileriniz nelerdi, sonuçtan memnun musunuz?

WS: Bu yılki fuar sonrası da farkına vardık ki, fiziksel olarak saatleri deneyimlemek dışında her türlü paylaşımı dijital fuarlar aracılığıyla da gerçekleştirebiliyoruz. Her ne kadar bu deneyimi dört gözle bekliyor olsak da, Lange Experience Hub’ı ziyaret ettiğinizde kütüphanemizi online olarak gezebiliyor, canlı olarak düzenlenen konuşmalara ve Antony de Haas ile soru cevap seansına katılabiliyor ve hatta dijital bir fotoğraf çekimi bile gerçekleştirebiliyorsunuz. Katılımcılara, profesyonel fotoğrafçılar ile farklı ışıklarda saatleri inceleme şansını bile sunuyoruz. Dolayısıyla fuardaki performansımızın beklentilerimin çok üstünde olduğunu düşünüyorum.

QP: Fiziksel olarak gerçekleşen fuar tradisyonunun pandemi sonrasında devam edeceğini ve gerekli olduğunu düşünüyor musunuz?

WS: Açıkçası bu kararı ben vermediğim için çok mutluyum çünkü doğru cevabın ne olacağından emin değilim. Birçok müşterimizin fuar ortamında kişisel etkileşimi ve saatleri yakından incelemeyi çok istediklerini biliyorum. Bu süreçte birçok farklı kanaldan online görüşmeler yapmaya alıştık. Belki de gelecekte bu alışkanlıktan tümüyle vazgeçmeyeceğiz ve online iletişim yeni düzende de sürecin bir parçası olacak.

QP: Pandemi sürecinde butikleriniz ile ilgili çözmeniz gereken en büyük sorun ne oldu?

(daha&helliip;)
Moda

KİŞİSELLEŞTİRMEYE MÜSAİT BİR ATKI

Acne Studios soğuklardan korunmanın İskandinav tarzına bir de kişiselleştirme özelliğini ekleyerek tasarımlardaki bağımsızlığa gönderme yapıyor.

Hızlı tüketimin arşa çıktığı günümüzde kendimizi biraz da olsa özel hissetmek için çeşitli yollara başvurduğumuz kesin. Maddi manevi her türlü alternatifin yer aldığı bu hissiyata bir de markaların kişiselleştirilmeye müsait tasarımları ekleniyor. Tasarım sürecinin bir parçası olabildiğiniz gibi kendi gustonuzu yansıtabileceğiniz bir atkınızın olması ise Acne Studios ile mümkün hale geliyor.

Acne’nin klasik atkılarından olan Vernon serisindeki tasarımları kişisel tercihleriniz doğrultusunda yeniden yapılandırabilirsiniz. Renk seçeneği, üzerine ekleyebileceğiniz sayı ve harflerle kişiselleştirebileceğiniz tasarımlarda sembollerin yeri ayrı. Zira marka modadaki cinsiyet kavramında eşitlilik, çeşitlilik ve kapsayıcılık inancını sembolleriyle ifade ediyor.

Tasarım

AÇIK HAVANIN AKUSTİĞİ

Şehir hayatından uzak bir noktada konumlanan Chapel of Sound mimari yapısıyla, müzik etkinliklerinin akustik tarafını ve doğa ile olan etkileşimini ön plana çıkarıyor.

Mimarinin son zamanlarda dikkatle üzerinde durduğu sürdürülebilirlik algısına, proje bazında doğa ile yapıların uyumu dahil oluyor. Örneklerin günden güne çoğaldığı bu konseptin temel noktasını, yapıların bulunduğu lokasyonun doğası ile kullanılan malzeme ve tasarım çizgilerinin ahengi oluşturuyor. Listeye eklenen son proje ise Chinese Studio Open Architecture’in Çin Seddi yakınlarındaki Chapel of Sound’u.

Dağlık manzarasının kaya yapısı baz alınarak tasarlanan proje dışarıdan bakıldığında kabaca inşa edilmiş bir yapıyı andırsa da, kullanılan taşların konumu bir hayli önemli. Zira yapının içerisine olabildiğince fazla ışık girmesini sağlamak amacıyla stratejik olarak yerleştiren taşlar aynı zamanda iç mekanda akustik bir havanın var olmasına zemin hazırlıyor. Öte yandan bahsi geçen tasarımın bir konser alanı olduğunu düşünürsek akustiğin ne kadar elzem olduğunu dile getirme gereği duymuyoruz.

QP Seçti

OLMAK YA DA OLAMAMAK

Bütün meselenin orada olamamakla bağlantılı olduğu bir yılın ardından motivasyonu yükseltmek Slim Aarons fotoğraflarına kalıyor.

Seyahat etme ve bavul hazırlama pratiklerini anımsamakta zorlandığımız bir dönem içerisindeyiz. Üzerimizde hakimiyet kurmuş rahat ev giysilerinden nasıl kurutulacağız sorusuyla mücadele ederken moda ve seyahatin girift halinde olduğunu yinelemeli. Nerede ne giyeceğimizi düşündüğümüz, görülecek yerlerin ve tadına bakılacak tabakların listesini hazırladığımız ve her daim yarım kalan yolcuklarımızı anmanın bir başka yolu da var. O
da, Slim Aarons’un seyahat ve modayı birleştirdiği sanat disiplininde bir nevi lokasyon değiştirdiğimiz zamanların jeneriği olarak tanımlayabileceğimiz yeni bir kitap, Slim Aarons: Style.

Slim Aarons’un fotoğraflarını gördüğünüzde o an orada olma hissine kapılan tek kişi siz değilsiniz. Zira birçoğumuz 1963 yılındaki Bahamas Speed Week’te Ferrari 250 GTO’yu birebir deneyimlemek isterdik. Jet-set kültürünün geçmişine seyahat etmeyi yeniden hatırlatan Slim Aarons: Style, içeriğinde aynı zamanda daha önce görmediğimiz fotoğraflara da yer veriyor. Bu yeniliği ise basımı koleksiyon niteliğine taşıyan bir durum olarak yorumlayabiliriz. Neticede seyahat ve tarz bağlantılarında nostaljik bir hatırlatma yapmanın zarardan çok faydası olduğu kanaatindeyiz.

Tasarım

YARATICI TARAF

New York Design Week 2021 edisyonunda kültür, sürdürülebilirlik ve yenilik kavramlarını baz alarak farklı olmanın çeşitliliğine odaklandı. Virginia Gordon’un Vision Table’i ise etkinliğin öne çıkanlarından.

İçerisinde bulunduğumuz gün itibarıyla son bulan New York Design Week’den arda kalanlarda, DeMuro Das var. 2021’in bahar aylarında Rhode Island School of Design ile iş birliği içerisinde giren tasarım stüdyosu, düzenlediği yarışma ile vizyoner bakış açısını öne sürdüğü gibi, yeni isimlere yer verilmesinin gerekliliğini de vurguluyor.

Yarışmada ilk üçe giren ismi kendi küresel perspektifine dahil eden DeMuro Das aynı zamanda tasarımları New York’taki butiğinde sergilemeye devam edecek. Bunlardan biri ise 1 Ocak tarihine kadar DeMuro Das’da gösterimde olacak olan Virginia Gordon’un Vision Table’i.

Otomobil

YENİDEN YORUMLAMA

1989 model Defender 90’ın farklı bir versiyonuyla karşımıza çıkan Arkonik, Beach Cruiser’ın tasarımını Bugatti’nin eski tasarım direktörü Etienne Salomé’ye bırakıyor.

Geçmişe atıfta bulunan otomobil modellerinde teknik ve tasarım alt başlıkları günümüz teknolojileri ve vizyonu ile yenileniyor. Sınırlı edisyon üretilen ya da kişiselleştirilebilen otomobillerde rakiplerinden kolaylıkla ayrışabiliyor. Land Rover Defender’ı Arkonik ile birlikte yeniden yorumlayanlar arasında tanıdık bir isim de var.

Defender modelinin en özgün halini yaratmanın çeşitli yollarını arayan İngiltere menşeli Arkonik, cabrio bir Defender yaratmak için Etienne Salomé’yi – ki kendisi Bugatti’nin eski tasarım direktörü- görevlendirdi. Beach Cruiser olarak adlandırılan yeni tasarım, 1989 model bir Defender 90’ı temel alıyor. 3.9 litrelik V8 motora sahip Beach Cruiser’dan sadece beş adet üretileceğinin de altını çizelim. 

Trend

YENİ FORMATİK

2021 yılında neden bilakis dikdörtgen formlu tasarımlara sahip birçok yeni saat ortaya çıkıyor?

Yazı: Chris Hall

Saat dünyasında çok sık duyacağınız bir söz varsa o da “form fonksiyonu takip eder”dir. Her türlü saat tasarımını tarif etmek için tembelce kullanılagelen bu söz, basitçe tanımlamak gerekirse, aslında tasarımcının dikkatinin işlevsel bir saat ortaya çıkarmak olduğu, farklı işlevlere sahip farklı nesneler tasarlamak olmadığı anlamına gelir. Ya da saat tasarımcısının, örneğin, saat kadranını dekoratif süslemelerle bezemekten kendisini alıkoyacağı anlamına.

Ancak, “bir saatin kasasının formu nasıl olmalıdır?” gibi tek bir basit soruya kadar inerek saat tasarımının en temel kaidelerini düşündüğümüzde, biçimin işlevi takip ettiği fikri işte o zaman bir miktar somutluk kazanıyor. Peter Henlein adlı bir Alman çilingirin 1500’lü yılların başında saatlerde kullanılan zemberek yayını küçültüp cepte taşınabilir boyutlara getirerek dünyanın ilk cep saatini üretmesinden bu yana, saatlerin varsayılan formu hep dairesel olmuştur. Form, saatin işlevinin veya daha spesifik olursak saat mekanizmasının doğrudan bir sonucudur: Sarılmış yay bir yay tamburunu döndürür, yay tamburu da bir dişli takımına güç verir, ardından dişli takımı da bir eşapmanla regüle edildiğinde bir dizi kolu (veya diski veya diğer göstergeleri) dairesel hareket içinde döndürür. Bu dairesel hareketten yola çıkılarak, kolların arka planını oluşturarak saatin okunmasını sağlayan dairesel şekilli bir kasa tasarlanır ve ardından bütün parçalar yuvarlak metal bir kasa içinde bir araya getirilir. İşte bu kadar! Alın size bir kol saati.

(daha&helliip;)
Sanat

MUNCH VE RENK KOMBİNASYONU

Norveç merkezli Vestre, Oslo’da açılan yeni Munch Müzesi için tasarladığı mobilyalarında Munch’ın renkleri ile sürdürülebilirlik nosyonunu bir araya getiriyor.

Bir süredir sanatçıların tasarım disiplinlerini üzerindeki hakimiyeti varlığını sürdürüyor. Moda tarafından markalar ile iş birliği içerisine giren popüler isimler bir kenara, son olarak mobilya tasarımları da sanatçılardan ilham almaya başladı bile. Bahsi geçen isim ise eserlerinde kullandığı renkler ile birlikte direkt olarak kendini belli eden Edvard Munch.

Vestre’nın tasarımcılardan Andreas Engesvik ve Jonas Stokke, ekim ayında gösterimde olan Munchmuseet seçkisi için bir dizi mobilya tasarladı. Munch Museum olarak adlandırılan koleksiyonu diğerlerinden ayıran özellik ise sadece sergiyi gezdiğiniz esnada dinlenmek üzere tasarlanmış olması. Genel perspektifte müze ya da galerilerdeki konfordan uzak mobilyaların tabulaşmış izlemini kırmak adına tasarlanan koleksiyonun en can alıcı kısmı ise seçilen renkler. Zira söz konusu Munch ve ton eşleştirmeleri olduğunda Munch Museum’ın da sanatçıya uyum sağlaması şart. Tasarımcıların Munch’un yüzlerce tablosunu analiz ederek mobilyalar için bespoke tonlar yaratmak adına boya üreticileri ile iş birliği içinde çalışmasından ortaya çıkan üç renk: pembe, koyu sarı ve koyu mavi, ‘Skin’, ‘Hair’ ve ‘Night’ olarak adlandırılıyor.

Tasarım

ORTA ÇAĞ ETKİSİ

Foster + Partners, Fransız Le Dôme için tasarladığı yapıda mimari ve peyzajın ortak görselliğini eşleştiriyor. Tabii ki bölgenin topoğrafyasını odakta tutarak.

Fransa’nın güneybatısındaki Bordeaux yakınlarındaki bir Orta Çağ kasabası olan Saint-Émilion’da konumlanan Le Dôme, üzümlerin sofralardaki bardaklara dönüşümünden sorumlu. Taş evler, Arnavut kaldırımlı sokaklar ve Romanesk kiliseler ile birlikte doğal bir zaman yolculuğu vadeden Saint-Émilion, Foster + Partners projesi ile teknolojinin olanaklarını kasabaya getiriyor. Ancak belirtmek fayda var, Le Dôme için tasarlanan yapı yenilenmiş olsa da özünde bulunduğu lokasyona saygı duyuyor.

Bağ manzarasına odaklanan ve peyzajı tasarımını temel alan binanın eğimli çatısı, kasaba arazisinin hafif dalgalı formunu taklit ediyor. Taban ise yerel kaynaklı özel taşlar ile karıştırılmış betondan yapılıyor. Son olarak yenilenen Le Dôme için söylenebilecek tek şey var: toprak tipi, iklim veya topografya gibi bir ortamın kalıcı unsurlarından etkilenen modern bir tasarım.

Moda

MEVSİM NORMALİ

Değişen boyutlarda Jil Sander+’ın atkı ve battaniye arasında konumlanabilecek tasarımı.

İşlevselliğin sınırsız olduğu durumlardan söz edebiliriz. Zira bazı okazyonlarda atkı formuna sahip bir tasarımı sadece boyun bölgesi için değil vücudumuzun geri kalanını da ısıtmak adına kullanabiliriz. Bu noktada, Lenny Kravitz ve son olarak MET Gala’da Asap Rocky’nin sarıldıkları tasarımlar referans alınabilir. Ancak önceliğimiz bu boyuta sahip bir “atkı” bulmak. Tiftik yününden üretilmiş ve Jil Sander+’ın kimi zaman atkı kimi zaman ise battaniye olarak tanımlayabileceğimiz koleksiyonu ne demek istediğimize bir örnek teşkil ediyor. Kullanım şekli bakımından origaminin giyilebilir tasarım versiyonu olarak tanımlayabileceğimiz ikilinin taşıma görevi bej deri bir banda bırakılıyor. Jil Sander+’ın battaniyeleri 1.290 dolar fiyat etiketiyle online alışverişte.

Tasarım

İSKANDİNAV OYUN KURALLARI

Satranç, tavla ve yatzy triosunu Hay Play ile Kuzey Avrupa tasarım dilinde yenileyen Clara von Zweigbergk sayesinde basitlik ve işlevsellik kavramlarını kutu oyunlarında deneyimlemeniz olası.

Masa oyunlarının sosyal iletişimle doğrudan bir ilişkisi var. Kutuların üzerinde belirtilen yaş skalalarını yok saydığımız bu tezimizde diğer oyuncularla beraber vakit geçirmek her şeyden önce geliyor. Zira takımınızı ve tarafınızı doğru seçmeniz mühim, özellikle kaybetme konusunda sorunlar yaşıyorsanız. Bir diğer taraftan bu tarz oyunların diline hakim olmak gerekiyor. Satrançta şah mat yapmanın belki de en tatmin edici yanı rakibinize hamlenizi sözlü olarak dile getirmekte. Tavla ise başlı başlına bir jargona sahip, rakamları söyleyebilmeniz için Farsçanızın kuvvetli olması gerekiyor. Rakamların peşi sıra gelen tekerlemeler de cabası.

Kuzey Avrupa’da tavla oynarken Farsça kelimelerin kullanılmadığı bir gerçek ancak söz konusu bir nosyonu ele olmak ise pekala tasarım yönünden coğrafyayı diğer lokasyonlardan ayırabiliriz. Danimarka menşeli Hay üç farklı oyunu – satranç, tavla ve beş zar atmaya dayalı popüler bir İskandinav oyunu olan yatzy- Hay Play
ile yeniden yorumluyor. Reçine, kağıt ve ahşap gibi materyallerden oluşan seri İskandinav tasarımlarından beklenildiği üzere basit ve işlevselliği önde tutuyor. Soğuk ve sıcak renklerin bir kutu içerisine sığdırıldığı ve her an oyun oynamak için bahane yaratacağınız koleksiyon ile birlikte rakibinizi hangi dilde yeneceğiniz biraz da centilmenliğiniz ile bağlantılı.

Otomobil

GERİ SAYIM BAŞLIYOR

Limitli edisyonu ile Bugatti Chiron serisinin son 40 modeli için üretim bandı işlemeye devam ediyor. Aklımızda ise tek bir soru var: Kalan 40 Chiron, Bugatti’nin son içten yanmalı modeli mi?

2016 yılında Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtılan Chiron, markanın Veyron modelinin yerine tanıtıldı diyebiliriz. 1.479 beygir gücündeki 8.0 litrelik W-16 motoru ile 0’dan 100 kilometre hıza 2.5 saniyede çıkan modelin üretimi 500 adetli sınırlandırıldı. Chiron’un popülaritesinin artmasının sebebi sadece teknik ve motor gücünde değil. 18,7 milyon dolarlık La Voiture Noire gibi özel sürümler ve bir defaya mahsus olmak üzere çeşitli varyantlar da- ki burada Sport, Pur Sport ve Super Sport’dan bahsediyoruz- modeli dikkat çekici kılan unsurlardan.

2017 yılında ilk kez alıcıları ile buluşan model bir sonraki sene 100. otomobilini de kullanıcısına ulaştırmıştı. 2021 yılında 300. Chiron üretim bandından indirilirken pandemi ile birlikte üretimin yavaşladığını kabul edebiliriz ancak siparişlerin kesintiye uğramadığı kesin. Tabii ki, bir Chiron’un sipariş edilmesi, inşa edilmesi ve teslim edilmesi arasında bir bekleme süresi var ancak 300’üncü örneğin teslim edilmesinin ardından geçen altı ayda geriye sadece 40 tane Chiron’un kaldığı söyleniyor. Bir diğer taraftan bu senenin başında Rimac ile iş birliği içerisinde giren Bugatti elektrikli otomobiller hakkında da görüşlerini bildirmişti. Kim bilir belki de geriye kalan son 40 Chiron, markanın son içten yanmalı modelleridir?