QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Tasarım

TASARIMIN DERİN KODU

iF Design CEO’su Uwe Cremering, yapay zekanın hız ve optimizasyonla tasarımı dönüştürdüğü bir ortamda, iyi tasarımın hala niyet, sezgi ve sorumluluk üzerinden okunması gerektiğini söylüyor.

Aylin Kumdagezer: 2026 iF Design Trend Report’da, yapay zeka yüzünden “Vasatlık Çağı”nın da hız kazanabileceğinden bahsediliyor. Teknolojinin hangi durumda yararlı bir tasarım aracı olacağını düşünüyorsunuz?

Uwe Cremering:Teknoloji eğer tasarımcının keşfetme, sınama ve anlama becerisini artırıyorsa yararlı olur. Araştırmayı hızlandırır, alternatifleri görselleştirir ve karmaşıklığı yönetilebilir hale getirir. Öte yandan düşüncenin ve karar vermenin yerini almışsa bu kez eser sahipliğini zayıflatmaya başlar.   

Asıl tehlike sıkıcılıkta… Yapay zeka cilalanmış ve hemen kabul görebilecek görseller yaratabilir ama bunlar bellekte iz bırakacak denli dayanıklı olmayabilir. 2026 iF Design Trend Raporu’nda biz de “Vasatlık Çağı”derken bunu anlatmak istiyoruz; yani algoritmaların aslında halihazırda tanıdık, uyumlu ve istatistiksel olarak mümkün olanları pekiştirme eğiliminde olduğunu…

Premium segment bağlamında bu durum özellikle belirgin bir hal alıyor. Lüks saatler, iç mekanlar veya otomobiller sadece çok şık göründükleri için değil; her biri oranları, malzemesi, yüzeyi, ağırlığı, sesi ve detayı net bir amaca hizmet ettiğ için ikna edici.

Günümüzde eser sahipliği, her aşamayı elle yapmaktan ibaret değil. Doğru soruyu ortaya koymak, anlamlı seçimler yapmak, verimlilikten ibaret olmayı reddetmek, bir projeye kültürel, maddi ve insani bir derinlik kazandırmakla ilgili. Yapay zeka güçlü bir araç olabilir, ancak niyetin kaynağı haline gelmemeli.  

(daha&helliip;)
Moda

MAÇ SONU: MODA 2 – SAHA 1

Tenniscore ve Preppy estetiğini güçlendiren görünümler, sporu yalnızca performans alanı olarak değil, çağdaş modanın en görünür referanslarından biri olarak yeniden konumlandırdı.

Yazı Ekin Kürbetçi

David Beckham’ın sarong giydiği, Taylor Swift’in de NFL tribününde göründüğü o günlerde, spor ile modanın kesişimi görsel hafızamızda güçlü bir iz bıraktı. Serena Williams’ın catsuit’i, NBA tünelinin kırmızı halıya dönüşmesi, Wimbledon kortlarında Naomi Osaka’nın kort geleneğiyle çağdaş moda dili arasında gerilim kuran görünümleri ve F1 padokunun markalar için yeni bir podyum haline gelmesi de bu kesişim kümesinde. Bir dönem rekabet heyecanı ve merakja takip edilen büyük spor müsabakaları bugün tribün görüntüleri, maç öncesi gelişler, padok stilleri, kort kuralları ve formalar etrafında oluşan görsel dille yeniden okunuyor.

Modanın sporla kesişmesi yeni değil; ancak erken dönemlerde çoğu zaman bu ilişki bir tür reform ve görünürlük mücadelesi üzerinden kuruluyordu. 19. yüzyılın sonlarında kadınlar Wimbledon’da yere kadar uzanan, ağır ve korseli elbiselerle sahaya çıkarken, erkekler onlardan daha rahat hareket edebildikleri pantolon ve dirsek hizasında gömleklerle bu yarışın içindeydi. Naomi Osaka’nın korta giriş kıyafetiyle tenis oynadığını hayal etmek bile bu sınırlayıcı yapıyı anlamak için yeterli.

1905’te May Sutton, o dönem için sansasyonel sayılan bir değişiklik yaparak eteğini diz altına doğru kısalttı ve uzun kollarını kıvırdı. 1919’da Suzanne Lenglen, hareket özgürlüğünü merkeze alan ince, sıfır kollu bir üst ve korsesiz pamuklu eteğiyle bu dönüşümü daha görünür bir noktaya taşıdı. 1940’larda Gertrude “Gussie” Moran, dantel aplikeli içliğiyle kort kıyafetinin sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. Zaman içinde zorunlu kılınan tamamen beyaz giyme kuralı ise küçük müdahaleler dışında değişmedi. 1970’ler ve 1980’lerde gelişen teknik kumaşlar, Anne White’ın -daha sonra tekrar giymesi yasaklanan- bodysuit’i, tenis giyiminin başka bir eşiğe geldiğini gösterdi. İlerleyen yıllarda Serena Williams, Roland Garros’da benzer formun siyah versiyonuyla korta çıkarak bu tartışmayı daha güçlü bir bağlama taşıdı.

QP No.68 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.


Otomobil

ŞAMPİYONLUKTAN TASARIM TARİHİNE

Michael Jordan’ın 1997 Ferrari 550 Maranello’su, 24 yılın ardından yeniden ortaya çıkarak Joopiter’ın ilk otomobil müzayedesinin merkezine yerleşiyor.

Bir otomobilin değeri teknik özelliklerinden ne kadar uzaklaşabilir? Michael Jordan’ın 1997’de teslim aldığı grand tourer, bugün yalnızca 485 beygir gücü üreten atmosferik V12 motoru veya manuel şanzımanıyla değil, spor ve tasarım tarihinin kesiştiği noktadaki hikayesiyle öne çıkıyor. Rosso Barchetta rengindeki gövde krom Speedline jantlarla tamamlanırken, Jordan’ın yaklaşık iki metrelik boyuna uyum sağlamak için koltuk rayları uzatılmış ve minderler inceltilmiş. Sarı Ferrari çamurluk armalarının kullanılmaması da otomobil sipariş edilirken yapılan kişisel tercihler arasında.

Otomobilin geçmişindeki en dikkat çekici tarih 13 Haziran 1997. Jordan, Chicago Bulls ile beşinci NBA şampiyonluğunu kazandıktan sonra United Center’dan “MJ 5” plakalı otomobiliyle ayrıldı. Araç daha sonra Ocak 1998’deki bir antrenman çıkışında görüntülendi ve yıllar sonra The Last Dance belgeselinde de yer aldı. Bu dönem aynı zamanda otomobil ile sneaker tasarımı arasındaki beklenmedik bağın başlangıcı oldu.

Nike tasarımcısı Tinker Hatfield, Air Jordan XIV üzerinde çalışırken otomobilin gövde çizgilerinden ve detaylarından yararlandı. Ferrari armasını çağrıştıran sarı-siyah Jumpman rozeti ve lastik izlerinden hareket eden taban deseni, bu ilişkinin en belirgin izleri arasında. Böylelikle Jordan’ın kişisel garajındaki bir otomobil, basketbol ayakkabısı tasarımının da referanslarından birine dönüştü.

Jordan’ın 2002 sonunda sattığı araç yaklaşık 24 yıl boyunca kamuoyunun karşısına çıkmadı. 2026’da yeniden ortaya çıktığında kilometre sayacı hala 19 bin milin hemen altındaydı. Pharrell Williams’ın kurduğu Joopiter ile otomobil uzmanı Curated iş birliğinde düzenlenen satışta teklifler 15-30 Eylül arasında alınacak. Müzayede, klasik otomobil koleksiyonerliği ile spor hatıraları arasındaki sınırın giderek daha geçirgen hale geldiğini gösteren güncel örneklerden biri.

GÜNCEL İÇERİKLER

Saat

GÖKYÜZÜNDEN REFERANSLAR

1798’den günümüze Perpetual Moon 41.5 Steel colours of the Moon.

Ayın zamanı ölçmedeki kadim rolü, bu yorumun merkezinde tarihsel ağırlığını koruyor. John Arnold’ın hikayesinde gök bilim belirleyici bir kapı açmıştı: 1768’de Kral III. George’a sunduğu komplike saatinden sonra Astronom Royal Nevil Maskelyne’in dikkatini çekti; Maskelyne, boylam hesaplaması için ay mesafesi yöntemini araştırıyordu. Arnold, Harrison’ın H4 çözümünü kopyalamak yerine kendi deniz zaman ölçerini geliştirmeyi seçti ve daha sonra denizde kullanılabilecek, hassas, erişilebilir, yeniden üretilebilir bir kronometre fikrini Board of Longitude’a sundu.

(daha&helliip;)
Otomobil

ÇEYREK ASIRLIK V12

Aston Martin, önden motorlu grand tourer geleneğinin 25. yılını yalnızca 25 Coupé ve 25 Volante’den oluşan özel bir Vanquish serisiyle kutluyor.

Üç nesil boyunca markanın V12 motorlu amiral gemisi olarak konumlanan Vanquish, çeyrek asırlık geçmişini Q by Aston Martin tarafından hazırlanan sınırlı üretim bir versiyonla işaretliyor. İlk olarak 2001’de tanıtılan modele gönderme yapan Q Skye Silver gövde rengi; yan marşpiyeler, kanatçıklar ve logolardaki metal folyo ayrıntılarla tamamlanıyor. Kabinde Oxford Tan, Onyx Black ve Phantom Grey olmak üzere üç renk seçeneği sunulurken lazer işlemeli yüzeyler, kırmızı marş düğmesi ve Coupé’ye özgü siyah Alcantara tavan kaplaması seriyi standart versiyondan ayırıyor.

Teknik yapı değişmeden korunuyor. 5,2 litrelik çift turbo V12 motor 835 PS güç üretirken otomobil 0’dan 100 km/s hıza 3,3 saniyede ulaşıyor ve 344 km/s azami hız sunuyor. İki ya da dört kişilik oturma düzeniyle tercih edilebilen Vanquish 25, performans değerlerinden çok ilk nesille kurduğu görsel bağ ve sınırlı üretim ayrıntılarıyla koleksiyonerlere sesleniyor. Modelin ilk gösterimi Monterey Car Week kapsamında gerçekleştirilecek.

Sanat

DAVENPORT’U ANLAMAK

“Resonance” seçkisi, 24 Ekim tarihine kadar gösterimde.

Galerie Andres Thalmann’ın Paris lokasyonundaki seçkisi, Ian Davenport’un renk, hareket ve malzemeyle kurduğu kontrollü deney alanına odaklanıyor. Sanatçının şırıngayla eğimli yüzeye akıttığı boyalar, seçilmiş kromatik dizileri zamana ve rastlantıya açarken yüzeyin altında bir ritim oluşturuyor. Kağıt sıçratma ve havai fişek etkili çalışmalar, akıtılmış çizgilerin ölçülü düzenine daha serbest bir karşılık veriyor. Goldsmiths mezunu sanatçının işleri Tate, Centre Pompidou ve MoMA gibi koleksiyonlarla uluslararası dolaşım kazanıyor.

Tasarım

KATMANLI İÇ MEKAN

Rudy Guénaire, Paris’te Panthéon manzarasına açılan konut projesinde 1920’lerin mimari ayrıntılarını Brezilya modernizmi, bespoke mobilyalar ve belirgin malzeme seçimleriyle bir araya getiriyor.

Paris’in çinko çatıları üzerinde yükselen 1920’lerden kalma bir yapının sondan bir önceki katında konumlanan daire, Rudy Guénaire’in farklı dönemler arasında bağ kuran iç mekan yaklaşımını yansıtıyor. Altı metre uzunluğundaki Alman meşesi döşemeler, mekan boyunca kesintisiz bir zemin oluştururken paslanmaz çelik giriş bölümü, Gae Aulenti’nin Floransa’daki Palazzo Pucci tasarımına referans veriyor. Yaşam alanındaki mobilyaların büyük bölümü proje için özel olarak hazırlanıyor; mermer ve füme armut ağacından üretilen orta sehpa ise Elsa Peretti’nin Bean formundan hareket ediyor.

(daha&helliip;)
Sanat

DOĞUDAN ESEN

“Vent d’Est” seçkisi, 9 Eylül tarihine kadar gösterimde.

Paris’teki Galerie Art Absolument, yaz programını Vent d’Est başlıklı karma sergiyle sürdürüyor. Adını “doğu rüzgarı”ndan alan sergi, doğuyu sabit bir coğrafi tanımın ötesinde; fikirlerin, imgelerin ve farklı görsel yaklaşımların dolaşıma girdiği hareketli bir alan olarak ele alıyor. Bir araya getirilen eserler, sanatçıların kişisel deneyimleri ile yaşadıkları coğrafyaların kültürel belleği arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Farklı ifade biçimlerinin yan yana geldiği seçki, izleyiciyi doğu ve batı arasındaki alışılmış ayrımları yeniden düşünmeye davet ederken çağdaş sanatın sınırları aşan dilini öne çıkarıyor.

GÜNCEL

ÇİZGİNİN HAFIZASI

Yohji Yamamoto’nun daha önce yayımlanmamış çizimleri, tasarımcının silüet, hareket ve malzemeyi kağıt üzerinde nasıl geliştirdiğini gösteren kapsamlı bir kitapta bir araya geliyor.

Thames & Hudson tarafından yayımlanacak Yohji Yamamoto Drawings, tasarımcının kendi seçtiği 183 illüstrasyonu 310 sayfalık bir ciltte topluyor. Kadın ve erkek koleksiyonlarına ait eskizler; uzun paltolar, eğimli figürler ve hacimli elbiseler üzerinden Yamamoto’nun moda anlayışının ilk aşamalarını görünür kılıyor. Eski gazete sayfaları da dahil olmak üzere farklı yüzeylere aktarılan çalışmalar, çizimi yalnızca tasarıma hazırlık yöntemi olarak değil, bağımsız bir düşünme alanı olarak konumlandırıyor.

Palais Galliera küratörü ve moda tarihçisi Alexandre Samson tarafından hazırlanan kitabın görsel tasarımına Peter Saville katkıda bulunuyor. Yamamoto’nun 1970’lerin sonundan itibaren geliştirdiği asimetri, siyah kullanımı ve alışılmış kalıpları sorgulayan siluetler, bu kez podyumdaki son hallerinden önceki çizgiler üzerinden inceleniyor. Tasarımcının üretim sürecine kişisel bir bakış sunan kitap, 17 Kasım 2026’da yayımlanacak.

Saat

EVRENLER ARASI

Seamaster Diver 300M Chronograph 007 First Light ve Bond külliyatı.

James Bond saatleri uzun süre sinemanın yarattığı görsel hafıza üzerinden okundu. Omega için bu ilişki, 1995’te GoldenEye ile başlayan güçlü bir ürün yerleştirmenin ötesine geçti; Seamaster ailesi, Bond’un teknik donanımı ve görev pratiğiyle birlikte anılan bir saate dönüştü. Bugün bu birliktelik başka bir alana açılıyor. Omega Seamaster Diver 300M Chronograph 007 First Light, James Bond’un sinema dışındaki yeni evrenlerinden biri olan video oyunundan gerçeğe taşınıyor.

(daha&helliip;)
Sanat

DÖNÜŞÜM ANI

“Sometimes a traight line has to be crooked” seçkisi için son gösterim tarihi 5 Eylül.

Hauser & Wirth’ün Zürih’teki seçkisi, Henry Taylor’ın sanat dili ile 1980’lerde öğrencisiyken onu fark eden hocası James Jarvaise’in temsil ettiği Kaliforniya modernizmi arasında kuşaklar arası bir diyalog kuruyor. Taylor’ın galeriyle Avrupa’daki bu karşılaşması, öğretmen-öğrenci ilişkisini biyografik bir nottan çıkarıp biçim, sezgi ve süreklilik meselesine dönüştürüyor. Jarvaise’in modernist çizgisi, Taylor’ın toplumsal gözleme dayalı figürleriyle birlikte resim tarihindeki düz hattı bilinçli biçimde kırıyor. Zürih bağlamı, bu aktarımı Avrupa izleyicisi için daha görünür hale getiriyor.

GÜNCEL

ÇİÇEKLENEN HAFIZA

Hermès parfümörü Christine Nagel, markanın modern chypre anlayışına daha aydınlık bir yön veriyor.

Hermès, deri mirasından ilham alan koku evrenini Barénia Pleine Fleur Eau de Parfum ile genişletiyor. Christine Nagel’in hazırladığı kompozisyonun merkezinde yer alan beyaz zambak, kadifemsi ve yuvarlak karakteriyle öne çıkarken portakal çiçeği buketin yoğunluğunu dengeliyor. Ferah bir başlangıcın ardından belirginleşen çiçeksi notalar, kokunun tene yakın ve dokulu yapısını oluşturuyor.

Kavrulmuş meşe ağacı ve Gayo paçulisi, Hermès’in chypre imzasını korurken Batı Afrika kökenli mucize meyvesi kompozisyona kuru kayısıyı çağrıştıran sıcak bir nüans katıyor. Turuncu ile pembe arasında değişen lake şişe, gümüş tonlu Clou Médor detaylarıyla markanın deri işçiliğine gönderme yapıyor.

Otomobil

SON VARDİYA

Land Rover, 11 yıllık üretim sürecinin ardından Discovery Sport’a veda etmeye hazırlanırken Halewood fabrikasının rotasını yeni nesil elektrikli modellere çeviriyor.

Land Rover, kompakt SUV sınıfındaki uzun soluklu temsilcisi Discovery Sport’un üretimini Aralık 2026’da sonlandıracak. Freelander’ın yerini almak üzere 2015’te satışa sunulan model, ilk tam yılında 122 bin adedin üzerindeki küresel satış rakamıyla markanın en güçlü modellerinden biri oldu. Son yıllarda belirgin biçimde gerileyen talebin 2025’te bu seviyenin onda birinin altına düşmesi, 11 yıllık üretim sürecinin kapanışını hızlandıran unsurlar arasında yer aldı.

(daha&helliip;)
Tasarım

SUYUN ÜZERİNDE

Navier, elektrikli N30 hidrofoilleriyle Maldivler’de adalar ve oteller arasında daha sessiz, hızlı ve düşük emisyonlu yeni bir ulaşım ağı kurmaya hazırlanıyor.

Navier ile JIH Global Investment arasında imzalanan 100 milyon dolarlık anlaşma, Maldivler’in deniz ulaşımında yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. İlk beş N30’un önümüzdeki aylarda hizmete girmesi, filonun 2027 sonuna kadar yaklaşık 30, 2030’a kadar ise 100 tekneye ulaşması planlanıyor. Başlangıçta üst segment otellere hizmet verecek ağ, zaman içinde mobil uygulama üzerinden bireysel yolcuların kullanımına da açılacak. Böylece sürat tekneleri ve deniz uçaklarına dayanan mevcut ulaşım sistemine daha sessiz ve enerji verimli bir alternatif sunulacak.

Dokuz metre uzunluğundaki tamamen elektrikli N30, hafif karbon fiber gövdesi ve yaklaşık 139 kilometrelik menziliyle öne çıkıyor. Hidrofoil kanatları tekneyi su yüzeyinin üzerine kaldırarak sürtünmeyi ve dalga oluşumunu azaltırken daha dengeli bir yolculuk sağlıyor. Navier, bu teknolojiyi ilerleyen dönemde 12 ve 36 metre uzunluğundaki modellerin yanı sıra hibrit seçeneklerle genişletmeyi planlıyor. Yaklaşık 3 bin benzinli teknenin faaliyet gösterdiği Maldivler, bu proje aracılığıyla ada ulaşımının elektrikli sistemlere nasıl dönüştürülebileceğine dair önemli bir örnek oluşturuyor.

Sanat

KIRILGANLIK ÜZERİNE

“The Human Gaze” seçkisi, 29 Ağustos tarihine kadar gösterimde.

SmithDavidson Gallery’nin Amsterdam’daki buluşması, Cathalijn Wouters ile Terry O’Neill’i bakışın farklı rejimleri üzerinden yan yana getiriyor. Wouters’ın çizgisel anlatımı, insan yüzünü içsel bir gerilim alanı gibi ele alırken O’Neill’in fotoğrafları kamusal imaj, şöhret ve sahne arkasındaki kırılganlık üzerine düşünmeye açılıyor. Bu karşılaşma, portreyi yalnızca temsil değil, izleyenle izlenen arasındaki sessiz müzakere olarak değerlendiriyor; yüz, burada hem imgeye hem hafızaya dönüşüyor, bakışın kurduğu mesafeyi belirginleştiriyor ve temsili kişisel bir eşiğe taşıyor.