RENGİN ANLAMINA DAİR YENİ BİR OKUMA

  • 1 SHARES

Moda markalarının mücevher tasarımına yönelmesi son yıllarda dikkat çekici biçimde arttı.

Bu eğilimle birlikte mücevher yalnızca değerli taşlarla tanımlanan bir kategori olmaktan çıkıp markanın kültürel yaklaşımını genişleten bir göstergeye dönüştü. Tercih edilen malzemelere göre benzersiz hikayeler anlatan ya da farklı anlamlar yüklenen tasarımlara dair bir önceki cümlemizi kanıtlayacak bir dizi referans ortaya atabiliriz. Prada’nın fine jewelry çalışmalarında da bu düşünsel hareketin izlerinin olduğunu kabul edelim. Daha önce mücevher alanında farklı girişimlerde bulunan marka, Couleur Vivante koleksiyonunda, renge dair kendi estetik tutumunu belirgin bir tasarım diline dönüştürüyor.

Miuccia Prada ve Raf Simons’un ortak yaratıcılığında hayata geçirilen koleksiyonda, renk dekoratif bir unsur olarak değil, bir fikir taşıyıcısı olarak ele alınıyor. Ametist, akuamarin, madeira sitrin, pembe morganit ve oro-verde peridot gibi taşlar, değer anlayışı üzerinden çok, taşıdıkları yoğun renk kimlikleri nedeniyle seçilmiş durumda. Bu taşların bir araya gelişinde tam bir uyum arayışı da yok; aksine, bilinçli karşıtlıklarla oluşturulmuş bir düzen söz konusu. Kısacası koleksiyon lüks kavramının renk aracılığıyla yeniden düşünülmesi gerektiğine dair bir fikir atıyor ortaya.

Bir taraftan koleksiyon, sadece mücevher tasarımlarıyla değil David Sims tarafından çekilen Amanda Gorman, Maya Hawke ve Kim Tae-Ri portreleriyle de Prada’nın renk fikrini üç farklı kültürel perspektif üzerinden anlatmasını sağlıyor. Gorman’ın aktivizmle birleşen ifade gücü, Hawke’ın sinema ve müzik arasında kurduğu çok yönlü üretim dili ve Kim Tae-Ri’nin uluslararası sinemadaki etkisi, markanın renge yüklediği çeşitliliği temsil ediyor.

Her parçayı Aura Consortium blockchain’ine kaydederek üretim sürecinin doğrulanabilirliğini paylaşan Prada, böylece Couleur Vivante ile renklerle dolu estetik bakış açısı kadar şeffaflık temelli yaklaşımını da kendi diline çevirmiş oluyor.