TERMİNOLOJİ: SQUASH

  • 27 SHARES

Bu sporun ve kortlarında rekabet edenlerin kronolojik bir sıralaması.

Adını, oynanırken kullanılan topun tenis topuna nazaran yumuşak olmasından alan bu spor dalının çok da doğru tanımlandığı söylenemez. Zira squash ile ilgili yumuşak olan tek şey bu toptan ibaret. Küçük bir oda (65 m2) içinde genellikle iki, nadiren dört oyuncunun tüm güçlerini vererek paralel bir düzlemde dahil oldukları bu spor, doğası gereği sert olmak zorunda. Genelde filmlerde finans sektöründe çalışan karakterlerin bir nevi deşarj olmak için seçtikleri bu burjuva sporunun tarihinin 1830 İngiltere’sine dayandığı biliniyor. Harrow School ekolünden gelen squash’a, öğrencilerin tenis kortlarının boşalmasını beklerken zaman geçirmek için tenis topunu duvara sektirmesiyle başlandığı düşünülmekte. Zaten ‘duvar tenisi’ tabirinin çıkış noktası tam da bu hikayeden doğuyor.

Squash, 1886’da kurulan federasyonu sayesinde resmi bir spor dalı olarak kabul edilmesiyle birlikte günümüze dek aktifliğini koruyabildi. Modasının geçmemesinin sebebi ise bir nevi satrancın spordaki karşılığı olması. Zekanızı ve kondisyonunuzu aynı anda, maksimumda kullanmanız gerekiyor. 60 dakikalık bir maçta 500 kaloriye yakın harcadığınızı ve hızı gereği durmadan hesaplamalar yaptığınız gerektiğini düşünürsek, stres atmak için birebir olduğu sonucuna varabiliriz. British Open turnuvasında 1967-1973 yılları arasında birinciliği elden kaptırmayan ve ‘Mr.Squash’ lakabıyla bilinen Jonah Barrington’ın dokuz altın kuralı ile bu spor hakkında temel bir öğrenme sürecini atlayabilirsiniz. Taktiklerden en önemlisi rakibinizi yormak zira inanılmaz efor sarf edilen squash’te, kazanmanın en kolay yollarından biri karşı tarafı pes ettirmek adına hız ve strateji ile oyunu planlamak.

Barrington’ın ezeli rakibi Avustralyalı Geoff Hunt da yıldızlar listesine ismini yazdırmış ve kariyeri boyunca katıldığı 215 turnuvanın 178’ini birincilikle bitirmiş bir başka önemli isim. Öyle ki 1975-1980 arası, squash kortlarında sadece onun sözü geçiyordu. Amerika kıtası özelinde konuştuğumuzda ise spor dalında teknikler bir hayli değişmekte. Kuzey Amerikalıların spordan türettiği hardball squash, daha hızlı hareket edebilen bir topla, daha küçük kortlarda oynanan bir tür. Bu araya sıkıştırma sebebimiz ise ünlü oyuncu Mark Talbott’tan bahsi açmak… 1983’den 1995’e dek bu dalda raketiyle sayı yapamadığı atış bulunmamakta. Ama kortlarda yükselen tezahüratlarda en çok geçen soyadın Khan olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Pakistanlı Khan klanının spor düşünüldüğünde akla gelen ilk aile olduğu Hashim Khan efsanesiyle başlayıp babadan oğula veya yeğene geçerek Jahangir Khan’da zirve yapıyor. Hashim Khan’ın top toplayıcılıktan geldiği mertebe, modern squash’in babası olarak kabul edilmesine sebep olurken, “The Incredible Khans” söylemi yeğeni Jahangir ile doruğa ulaşıyor. Çünkü kendisi, 1981-1986 yılları arasında 555 maçta yenilmeyerek galibiyet serisinde yerini bu kadar uzun bir dönem kimseye kaptırmadan devam edebilen ve Guinness Rekorlar kitabına ismini yazdırabilen tek sporcu. İngilizlerin sömürge döneminde Pakistanlılara aşıladıkları bu spor kültürü ve yenilmez bir klan yaratmış olmaları, squash’e dair belki de en ironik tarihi unsur.