FİNİSAJ DEVRİMİ

  • 145 SHARES

Royal Oak’un matlaştırılmış ve cilalı metal yüzeyleri her zaman için cazibesinin odak noktası oldu. Şimdiyse Audemars Piguet siyah seramik kullanarak, tasarımı yeniden yorumlama çabası içerisinde.

Audemars Piguet’nin şüphesiz herkesin bildiği Royal Oak başarısı, beraberinde bir sorunu da getiriyor: sırada ne var? “İkonik”, çok fazla kullanılan bir kelime haline geldi, ama eğer bu tabiri bir saat için kullanacaksanız, o saat ancak Royal Oak olabilir. Gérald Genta’nın kariyerini belirleyen bu tasarım, yeni bir kategori ve çok sayıda taklit doğurdu. Zaman içerisinde de büyük ölçüde ana markasını tanımlar hale geldi.

Royal Oak başarıyı anında yakalayan bir model değildi, ayrıca markanın o zamanlardaki patronu Georges Golay’ın kararına rağmen üretime girdi; İtalya ve İsviçre piyasalarından gelen birkaç yüz adetle sınırlı ön sipariş Golay’ın aklını çelmesine rağmen Fiat’ın ünlü ismi Gianni Agnelli gibi kişiler bu saati takmaya başlayınca satışlar hareketlenmeye başladı. Kesinlikle modern olması bir kenara ki, bu özellik o zamanlar diğer lüks markaların sunabildiği bir şey değildi (Piaget ve Vacheron Constantin bu durumun saygın istisnalarıydı), Royal Oak’un zamanın ruhunu yakalamayı başarmasının sırrını tam olarak açıklamak zor. 1975 yılına gelindiğinde Golay, firma bünyesinde çalışan tasarımcı Jacqueline Dimier’den önceki modelin takipçisi niteliğinde yeni tasarımlar istemek için yeterince tatmin olmuştu. İlk tasarım, bezel ve ara bağlantılar için sarı altının kullanıldığı iki metalli bir versiyondu ve bu tasarım takip eden on yıl içinde Royal Oak için en tanımlayıcı görünümlerden biri haline geldi; kadın ebatları için ortam hazırladı. Endüstri kendine güvenini tekrar kazandığında ise 1987 yılında lanse edilen süper bir perpetual takvim ve bir dizi farklı komplikasyonla sunuldu. Royal Oak her ne kadar tasarım ve ticari önerme bakımından radikal olsa da kazandığı başarı muhafazakar bir ihtiyatla ele alınmasını gerektirir. Royal Oak’ın durumu, Audemars’ın tasarımın temel kodlarını fazla kurcalamak istemediğini gösterir ki muhtemelen de bu iyi olmuştur. Renk, ebat ve yeni materyallerle ilgili trendlerin takip edilmesi konusunda özgürlük, 1993’e ait Royal Oak Offshore ile gelmiştir ve temel Royal Oak’un 1972’deki orijinale yakın kalmasını sağlamıştır. Öyleyse, Royal Oak ile nasıl farklı bir şey yapılabilirdi? Dikkatler tekrar tasarımın yön verdiği spor-lüks saatlere yöneldiği için, bu sorunun cevabı acil hale geldi. Farklı renkli kadranlar olmuştu ama tasarım çok fazla değişikliği affetmiyordu; hedefi tutturamayan bir iskelet tourbillon ve hatta pek uygun olmayan kronograflar olmuştu. Dolayısıyla, Audemars Piguet’nin iki cevap bulmuş olması firmanın lehine oldu. İki renkli metal bir kenara, Offshore için aralarında yıllar içerisinde titanyum, krom-kobalt, “Dövme Karbon” ve hatta tantalın yer aldığı yeni materyaller kullanıldı, ama Le Brassus markası bugün Royal Oak’u siyah seramikten bir perpetual takvim olarak ortaya çıkardı ve bu saatin metalden olmayan ilk versiyonu. Royal Oak’un versiyonunun paradan tasarruf sağlayan bir opsiyon olduğunu düşünenler varsa, hemen belirtelim: Audemars yeni kasanın geliştirmesinin 600 saatlik Ar-Ge çalışması gerektirdiğini üzerine basa basa belirtiyor zira başka hiç kimsenin böyle bir uygulama yapmayı düşünmeyeceği parçalar üzerinde elde finisaj konusunda ısrar etmişler: sıradan çelik veya altın bir Royal Oak’ta uygulanan her cilalama veya finisaj işlemi, bu yeni saate de uygulanmış. Audemars Piguet’nin yeni kreatif direktörü Claude Emmenegger, firmanın çalıştığı ilk tedarikçinin bunun imkansız bir iş olduğunu düşündüğü için pes ettiğini itiraf ediyor. Ar-Ge aşamasında yeterince soruna sebep olduktan sonra Audemars çelikten bir Royal Oak’a kıyasla altı kat daha uzun süren bir üretim sürecinde karar kılmış. Fazladan harcanan zamanın sebebiyse, seramiğin sergilediği inanılmaz sertlik; çizilmesi neredeyse mümkün olmayan bu malzemeyi cilalamak da neredeyse imkansız ve saati öne çıkaran matlaştırılmış saten finisajları uygulamak da tam bir kabus. Audemars’ın daha sert olan silikon dioksit yerine zirkonyum oksit seramiği tercih etmesiyse, ufak bir merhamet göstergesi ya da muhtemelen ani bir sağduyu belirtisi olabilir çünkü halihazırda harcanmış olan saatler zaten pahalı olduğu için saatin fiyatını çelik muadilinin çok üzerine yükseltmiş (106.350 İsviçre Frankı). Saatin kasa arka kapağından, daha önceki QP modellerinde kullanılmış olan Cal. 5134 görünürken, ön yüzde beyaz altın uygulanmış olan saat işaretlerinin yer aldığı barut grisi tapisserie kadran göze çarpıyor. Fotoğraf netliğindeki Ay formunun yer aldığı moonphase ise kadrana renk katıyor. Elde edilen sonuç, her ikisi de renk derinliğine sahip olan siyah bir kasa ve bilezik ile insanın aklını çelen bir parıltı; mat finisajlar hiç gri gibi görünmezken, cilalı detaylar ışıl ışıl parıldıyor. Oldukça büyük bir başarı. Bu yetmezmiş gibi, Audemars Piguet geçen yıl Floransalı mücevherci Carolina Bucci ile kurduğu işbirliğinin sonuçlarını da göstermiş. Bu saat, değerli taşlarla bezenmeksizin Royal Oak’a nasıl bir ışıltı katılabileceği sorusuna bir cevap olarak yaratılmış. Katalogdaki değerli taşlarla bezeli saatler mükemmel bir şekilde şık ve beğenilen modeller olmalarına rağmen, bir önceki cümlede dile getirdiğimiz soru oldukça yerinde çünkü pırlantalar eklediğinizde tasarımın temel kodları kaçınılmaz olarak azalıyor. Audemars ise daha iyi bir yöntemin peşinden gitmiş. Bu sorunu Carolina Bucci’ye götürmek, oldukça etkileyici bir cevap ortaya koymuş; zira Bucci’nin bu modele katkısı, yerlisi olduğu Floransa’nın nesillere dayanan zanaat eseri altın işleme tekniklerine dayanan mücevher tasarımcısı hassasiyetini katmak olmuş. Dokuma ipek ile altından bilezikler üreten Bucci, güçlü şöhretini bu çapraz tozlaşma üzerine inşa etmiş. Audemars ile aralarında halihazırda temaslar bulunan Bucci’den Royal Oak üzerinde çalışmasının istenmesi doğaldı zira sanatçının büyükbabası da eğitimli bir saat ustası ve aynı zamanda sarraftı. Bucci’nin tek yapması gereken, saten finisaj yerine mücevher serileri için geliştirdiği bir tekniği uygulamak olmuş. Buzlu altın efekti, ışıltısı bakımından pırlantaya benzeyen fasetli bir doku ortaya çıkacak şekilde, elmas uçlu bir alet kullanılarak yüzeyden aşama aşama parçacıkların sıyrıldığı bir Floransa tekniği ile elde edilmiş. Efektin güçlü olması ile dokunulduğunda yüzeyin pürüzsüz olması arasında doğru dengenin yakalanabilmesi için bu tekniğin uygun hale getirilmesi aylar almış ve Audemars’ın memnun olması için de yedi deneme yapılması gerekmiş. Öyle görünüyor ki Audemars Piguet, hem seramik hem de buzlu altın Royal Oak’lar ile Royal Oak dairesini köşeli hale getirmenin akıllıca bir yolunu bulmuş.