BIBLIOTHÈQUE QUARTZ

  • 399 SHARES

İlk üretim quartz saatlere olan düşkünlüğünden yola çıkarak başkalarından daha farklı bir saat zevki olduğunu fark eden James Dowling, 1970’lerin o altüst eden radikal estetiğini takdir eden bir kitlenin yeniden oluştuğunu çok net gözlemliyor.

Yazı JAMES DOWLING

Hangi saat meraklısına koleksiyonunda neden ilk üretim quartz saatlerden olmadığını sorsanız şu üç yanıttan en az birini duymanız kesindir: “Sıçrayan saniye ibresi ruhsuz.” “Quartz, İsviçre saat endüstrisini ve 200 yıllık zanaatkarlığını yok etmekten sorumluydu.”

“Tamir edilemiyor; tıpkı plastik çerçeveli bir bilgisayar çipi gibi.” Fakat bana göre, bu üç beyandan hiçbiri doğru değil. İlk quartz saatler sadece kendine saygı duyan herhangi bir koleksiyona ait olmakla kalmaz, aynı zamanda tanınmış üreticilerin şık ve önemli saatlerini makul bir fiyata toplamak için kalan son fırsatlardan birini temsil eder.

Bütün saat dünyasının inançlarını ilk sarsan olay, Seiko’nun 1969 yılı sonunda yaptığı SQ35 Astron lansmanı olmuştu. O sırada sektör, geçen yüzyılı üç alana odaklanarak geçirmişti: saat hareketlerinin yüksekliğini daha ince tasarımlar; artan doğruluk; ve bu doğruluğun, sonuçları marka reklamlarında yaygın olarak kullanılan kronometre yarışmaları ile doğrulanmasını sağlamak. Quartz saatler bütün bu kuralları gereksiz bularak gündemden kaldırdı. Onun en eski modelleri bile herhangi bir mekanik saatten daha dakikti. Aslında o kadar dakikti ki İsviçreli gözlemevleri kronometre zamanlama tesislerini kapattılar.

İşleri daha da kötüleştiren şu oldu: Bu ilk quartz mekanizmalar kabaydı, o yüzden ince saatler yapılamıyordu. Beta 21 olarak bilinen bu ilk İsviçre quartz mekanizmalar 31 mm x 26,5 mm ebadındaydı. Bu mekanizmayı barındırabilen her saat, bizim şimdi varlığını belli eden saatler dediklerimizden olacaktı.

Ama işler işte burada ilginçleşiyor: Yeni görünüm tasarımcılara bir sorun değil bir fırsat sundu. 70’lerle ve 80’lerle “stilin unutulduğu onyıllar” diye dalga geçmeyi severiz ama bu kendimizi riske atmaktır çünkü kocaman kravatların ve platform ayakkabıların modanın zirvesinde olduğu o dönem aynı zamanda teknolojinin ilk tereddütlü adımlarını atarak günlük yaşamlarımıza girmeye başladığı yıllardı. 1970’ler amatör video kayıt cihazlarının, Sony Walkman’lerin ve ilk ev bilgisayarlarının çıktığına şahit oldu; ilk quartz saatleri tasarlayanlar bu yeni gelişen elektronik çağın bilgisiyle o on yılın estetik yoğunluğunu birleştirip saatlerin görünümünü biçimlendirdi.

Beta 21 saatleri, 41 x 33 mm ebadındaki en küçük Beta 21 saati olan Piaget’ten, etkileyici 50,5 mm x 46 mm (yükseklik: 15 mm) ebada sahip Bucherer’e kadar geniş bir yelpazede üretilmiştir. Ama Bucherer’e böyle bir üstünlük katan sadece onun ebadı değildir. Kadranın üstünde vakur duran pırlanta kesim saat indeksleriyle ışıl ışıl gümüş yüzünü düşünün – buna karşılık her bir dakika için dış çembere yerleştirilmiş turuncu büyük bloklar vardır. Bu çemberin iç kısmında her saat indeksi için beyaz bloklar ve beşte birlik saniyelere ayrılmış siyah baskı bir çember bulunur. Saate böyle parçalarının bir toplamı olarak bakınca, tasarımın bir asırdan eskiye dayandığını kavramak elbette zorlaşıyor.

Beni bu saatlere ilk çeken, onların şahsiyetlerinin büyüklüğü oldu. ETA 2894’le çalışan saatler için ortak bir görünüm olmadığı gibi genel bir Beta 21 görünümü de yok. Ama Beta 21 saatlerinin neredeyse tamamı ETA’yla çalışan saatlerden farklı olarak radikal tasarımlardı. Onların tasarımcılarının yeni bir başlangıç yapmak gibi büyük bir avantajı vardı, tek parametreleri mekanizmanın fiziki ebatlarıydı.

Belki de en radikal tasarım en geleneksel şirketten, Patek Philippe’den geldi. Onların quartz saati -çoğu gibi sadece sarı veya beyaz altın yapıldı- daha önce yaptıkları hiçbir modelle benzerlik taşımıyor, ortasında neredeyse televizyon ekranı biçiminde bir boşluğun olduğu iki yumurta yarısı şekline benziyordu. Kadranı çevreleyen cilalı ince çerçeve haricinde tamamen bir fırça etkisiyle tamamlanmıştı – Patek Philippe’den radikal bir kopuş olarak da geleneksel fildişi veya beyaz yerine maviydi. Modern görünüme mükemmel biçimde düzleştirilmiş safir kristali eklenmişti – bu da şirket için bir ilkti.

Patek Philippe quartz saati üç versiyon halinde piyasaya sürüldü: Biri kayışa yapılan gizli eklemelerle, biri geleneksel boynuzlarla, biri de dairesel delikleri olan ve Merhametsiz Ming’in “Flash Gordon”da takabileceği türden daha bile fütüristik bir altın bilezikle. Yarı-eliptik biçimi, şirketin o döneme has en popüler günlük saatlerini yad ediyor ve nispeten sınırlı tarzı (diğer Beta 21’lere kıyasla) onu mekanizmayla çalışan en şık parçalardan biri yapıyor.

İlk quartz saatlerin pahalı fiyatları mutlaka anlaşılması gereken bir konu. Tarihsel olarak bir saat mekanizmasının fiyatının onun kesinliğiyle doğrudan ilişkisi vardı. Bunun sebebi, doğru kesinlik için saat üreticisinin masasında balansı ayarlayarak geçirdiği uzun saatlerdi. Bu zanaatta ustalaşmış saatçilere régleurs deniyordu ve her
saat fabrikasında en yüksek ücreti alan zanaatkarlar onlardı. Quartz ilk çıktığında ve en iyi mekanik mekanizmalardan daha yüksek çalıştığında -artımsal bir miktar üzerinden değil de 10 faktör üzerinden- bu saatleri satan markalar bunlardan ciddi bir kar payı elde edebileceklerini biliyorlardı. Seiko ilk SQ35 quartz saati piyasaya sürdüğünde sadece 18 karat sarı altından yapılmıştı ve bir Toyota Corolla’yla aynı fiyatta olmasıyla ün kazanmıştı. (Rolex’in ilk quartz saati referans 5100’ün -Texano olarak da bilinir- neredeyse bir Porsche 911 kadar olduğundan bahsetmeden geçmeyelim.)

Bununla birlikte, Beta 21’leri toplamaya başlamamın tek sebebi kesinlik değil. Kayan saniye ibreleri olmadığı için onlara bakanların quartz olduklarını tahmin edememesi büyük bir avantaj – aslında Piaget versiyonlarının hiç saniye ibresi yok ve diğerlerinin hepsinde saniye ibresi, 40 yıl sonra Seiko Spring Drive’ın çıkışına dek bir daha görülmemiş biçimde yumuşak bir hareketle kadranın çevresinde dönüyor.

Deneyimle sabit ki saatlerin tamiri eleştirmenlerin iddia ettiği sorunların yakınından bile geçmiyor. Usta bir saatçi gerektiğinde Rolex Oysterquartz ve Seiko 7a gibi saatlerin parçalarını değiştirebilir. Yenilenmeleri için onları orijinal üreticisine gönderme seçeneği de mevcut: Daha geçen sene Patek’ten Beta 21’in servise girmesi için fiyat teklifi aldım, bu da başkalarının iddia ettiği gibi bu saatlerin mezara yazgılı olmadığını gösteriyor.

İsviçre saat sektörü 1970’lerde battı ve bunun sebebi quartz değil sektörün bunu hak etmesiydi. Bu dönemde büyük oranda bankaların ve bölgesel hükümetlerin sahibi olduğu sektör bir yarı-kartel haline gelmişti ve kontrolünün dışındaki iki talihli faktör dolayısıyla gelişebildi: İsviçre Frangının II. Dünya Savaşı sonunda sabitlenen döviz kuruyla sağlanan yapay zayıflığı ve başka ülkeler tamamen üretimi keserken İsviçre’nin savaş zamanında milyonlarca saat üretmiş olması.

1971’de Nixon, uluslararası para birimlerinin nispi değerlerini sabitleyen Bretton Woods anlaşmasını yırtıp attı ve İsviçre Frangı o onyılın sonlarında 4,5 ABD dolarından 1,5 ABD dolarına düştü. Başka bir deyişle, şu anda aynı saati satın alabilmek için önceye nazaran üç kat daha fazla dolara ihtiyacınız var. İsviçre Frangının değerinin yükselişiyle Japon Yeni’nin değerinde bir düşüş yaşandı; o onyılın sonunda değerinin üçte birini kaybetti. Japonlar bu döviz uyuşmazlığından en yüksek avantajı elde edecek biçimde ilerledi– ama ABD’deki İsviçre saat satışlarını mahveden onların quartz saatleri değildi, mesele düşük fiyatlı mekanik parçalardı.

Bu ilk quartz saatlerin koleksiyoneri olarak beni cesaretlendiren şey, artık yalnız olmamam. Instagram’da ve saat forumlarında bu saatlerin çok daha sık ortaya çıktığını görüyorum ve daha önemlisi, deneyimli koleksiyonerlerin ara sıra bu saatlerden satın aldığını, bazı saygın koleksiyonerlerin bu alanda ciddi satın alımlar yaptığını fark ediyorum. Kısa süre önce, uzun süredir koleksiyon yapan birkaç kişiye ilk quartzlar konusunda gözlerini açanın ne olduğunu sordum. “Quartz başkalarının söylediği gibi bir kriz olmaktan çok öte bir devrimdi,” dediler. “Tasarımlar -1970’lerin tasarım ruhunu ve havasını örnekleyen- çılgın, radikal ve olağanüstü derecede güzeldi.”

Bu düşünceleri yansıtacak biçimde ben de quartz zaman ölçümünün saat koleksiyonerlerinin bilincine yavaş ama kademe kademe dönmesinden çok memnunum. F-P Journe’un Élégante’si veya Citizen’ın P0100’ü – bu her iki saatin de 5 basamaklı fiyatları var ve her ikisi de tükenmiş durumda. Quartz saatçiliğinin geçmişi ve geleceği bu: Geleceğin bizi nereye götüreceğini merak ediyorum. Tek bir umudum var – 1980’lerde Rolex, bağımsız ayarlanabilir saat ibresi ve 10-15 yıllık pil ömrüyle bir quartz perpetual takvim mekanizması geliştirdi; hem Day-Date hem de Datejust versiyonlarında birkaç prototip yaptılar ama bunlar asla üretime geçmedi. Belki bu yılın Watches & Wonders’ında pek takdir görmeyen quartz saatleri alanında hepimize bir sürpriz yaparlar.

Fotoğraflar ADAM GOODISON Kreatif direktör MÜJDE METİN Set tasarımı ANNA SBIERA

Görsel kredisi: SEIKO’NUN 7A28-500A YEŞİL MODELİ, DÜNYANIN EN ÜRETKEN OTOMOTİV TASARIMCISI GIORGETTO GIUGIAROTARAFINDAN ÖZELLİKLE MOTOSİKLETÇİLER İÇİNTASARLANDI