SAF PROFESYONEL ARAÇLAR

  • 381 SHARES

Elbette yeni bir sayfa açarak başlamak çok daha kolaydır fakat asırlık markalarda bu durum pek söz konusu değildir. Ki Breitling çatısı altında katıldığı ilk fuarda, markanın kreatif direktörü Guy Bove da tasarımların nereden geldiğini ve neyi kapsadığını gösterebilme amacı taşıyor.

Tasarım departmanındaki görevinizde başlangıç noktanız neydi?

Görevim havacılık sektöründe eskiden çok popüler olan kokpit kronografı ele alıp bileğe adapte etmekti. Tabii eğer Navitimer 8’den bahsediyorsak…

Hem genel anlamda hem de Navitimer 8 özelinde konuşabiliriz.

O zaman en baştan alalım… İlk etapta Georges Kern geldi ve isteği şu oldu: “Bay Bove kartvizitleri yeniden tasarlamamız gerekiyor.” Benim Breitling hikayem işte böyle başladı. Navitimer 8 özelinde konuşursak saatin kadranında tamamen kokpitten esinlendim. Diğer unsurlar için de geriye dönüp marka arşivinde uzun soluklu araştırmalar yaptım.

Arşivleri karıştırdığınızda sizi en çok ne etkiledi?

Açıkçası beni en çok çeşitlerin fazlalığı, üretildikleri dönemi domine eden modellerin miktarı ve ciddi bir kronograf altyapısının olması şaşırttı. Willy Breitling’ten sonra marka, 1970’lerin sonuna dek tasarımda çok spesifik kalmış ve diğer manüfaktürler gibi ilginç denemelere bulaşmamış.

Yeniden yaratım sürecinde çeşitli pazarlardan feedback alıyor musunuz? Olumsuz yorumlar geldiğinde nasıl bir yol izliyorsunuz?

Evet yılda bir kez düzenlenen bir seminerimiz var ve elbette çok da fazla yorumlara takılmamak kaydıyla geri bildirim alıyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse en son yarattığımız koleksiyonla ilgili feedback’ler oldukça cesaretlendiriciydi. Zaten eğer tasarımın nereden geldiğini, verilmek istenen mesajı ve nereye evrileceğini karşı tarafa doğru açıklayabilirseniz, ayrıca tasarımı marka kimliğine zarar vermeden ortaya çıkarırsanız pek fazla negatif geri bildirimle karşı karşıya kalmazsınız.

Şu sıralar yüksek saatçilikte yükselen trend vintage modellerin, eski değerlerin gün yüzüne çıkarılması. Buna bir bakıma markaların tarihlerine sıkı sıkıya sarılması da denebilir. Breitling için bu durumun avantaj ve dezavantajları neler?

Öncelikle miras neyi ifade ediyor konusunu irdelemek lazım: Sadece saatin kendisini mi, belli bir zaman diliminde üretilen modelleri mi yoksa spesifik bir ibreyi mi? Bana göre tasarımın nereden geldiğini ve neyi kapsadığını gösterebilmek önemli. Navitimer 8’den konuşacak olursak; 1930’ları çağrıştırıyor ve mesajı çok net. Bir pilot saati olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Burada esas mesele yaratılan dönem saatini günümüzün koşullarına adapte edebilmek ve aradan geçen süreyle yani 80 ya da 90 yılla arasındaki bağı göstermek. Mesela 1930’lar ve 40’lara ait modelleri süper cool buluyorum ama çoğu 36 mm çapında. Eğer bugün 36 mm’lik bir pilot saati yaratırsak biraz zamanımızın gerisinde kalmış oluruz. Fakat sadece boyutla değil; modeli A’dan Z’ye adaptasyon sürecine sokarak (kalibre, kadran, rakamlar, kayış alternatifleri) bir bütün halinde çağdaşlaştırmak lazım. Bu minvalde yarattığımız model, hem döneminden izler taşıyor hem de zamanının dinamiklerine aykırı bir duruş sergiliyor.

Breitling denince sizin aklınıza ilk gelen ne oluyor?

Çağdaş dokunuşlara sahip saf profesyonel araçlar.

Peki yeni Breitling’i nasıl betimlersiniz?

Aşırı teknik özüne dokunmadan daha estetik ve zarif ögelerle yeniden tasarlamak.

Tanımladığınız bu yeni konsepte örnek verebileceğiniz başka bir yüksek saatçilik markası var mı?

Eğer Tudor’un son üç ya da dört senesini iyi incelersek bence tam da bahsetmek istediğim şeyi görürüz.

Pazarlama departmanı ile nasıl çalışıyorsunuz?

Çok sıkı bir fikir istişaresi içindeyiz. George Kern işin içinde fazlası ile var ve benim görevim de salt modelleri tasarlamak değil. Markanın kreatif direktörlüğünü üstlenmiş vaziyetteyim. Yani butik konseptinden markanın kataloglarına, reklam kampanyalarından promosyon malzemelerine ve VIP hediyelere kadar uzanan geniş bir yelpazeye hakimim. O nedenle pazarlama departmanından aldığım geri bildirimleri en ince ayrıntısına kadar analiz edip ortaya uzun vadeli işler çıkarmaya çalışıyorum.

Basel sunumunuzda en çok dikkatimi çeken gelişme yeni logo oldu. Buna gerek var mıydı?

Aslına bakarsanız logoyu değiştirmiş sayılmayız. Vintage saat meraklıları ve markayı iyi bilenler zaten bu logonun 40’lı yıllarda kullanılanın neredeyse aynısı olduğunu hemen fark ediyorlar. Bu bağlamda yaptığımız tek şey havacılığa fazla referans veren kanatları kaldırmaktı. Çünkü bu Breitling sadece o konuda aktifmiş gibi bir durum ortaya çıkarıyor. Oysa bugün koleksiyona ve maison’un geçmişine baktığınızda aslında hem havada hem karada hem de denizdeyiz; yani bir bakıma her yerdeyiz.

Röportajın devamını merak edenler 19. sayımız ile birlikte yayınlanan Basel gazetesinden okuyabilirler. Abonelik için abone@qpmagtr.com’a mail atabilirsiniz.