Panerai’nin CEO’su Angelo Bonati

  • 3 SHARES

Saat, dakika ve tarih gibi temel komplikasyonlarla birlikte siyah bir kadran; Angelo Bonati ile Panerai üzerine samimi bir diyalog. Röportaj Beran Toksöz

Panerai’ye aşina olmayan birine markayı nasıl anlatırdınız?
Ona ilk önce nasıl bir parçaya sahip olmak ya da o modeli takarken nasıl hissetmek istediğini sorarım. Ardından sportif mi yoksa daha zarif bir modeli mi tercih edeceğini öğrenirim. Ve zihnimde beliren parametrelerle ona uygun olan Panerai’yi kendisine gösteririm.

2017’den beklentileriniz nedir?
Önümüzdeki yıl için oldukça pozitif düşüncelerim var. Bu sene içerisinde tanıtılan modellerimiz inovatif yönleriyle dikkat çekiyor. Orduya ürün tedarik eden bir marka olarak işe başlamıştık, ardından denizlere yöneldik ve şimdi de teknik bir evrim yaratmaya çalışıyoruz, tabii yine markanın kökenlerine sadık kalarak.

Panerai’yi sadece beş farklı kasayla kurgulamanın (Luminor, Luminor 1950, Luminor Due, Radiomir ve Radiomir 1940) kolay ve zor yanları neler?
Aslında sadece Radiomir ve Luminor var, diğerleri bu iki kasanın varyosyanları. Panerai’nin daha fazlasına ihtiyacı yok. Biz tanınırlığı yüksek bir markayız ve bu durumu değiştirmek için farklı yollara girersek, ki bu soru özelinde farklı kasalar yaratma sevdasına kapılırsak kendi kendimizi yok ederiz.

En sevdiğiniz yüksek saatçilik komplikasyonu ve kadran rengi nedir?
Basit olanları seviyorum, otomatik kurmalı bir kalibre sayesinde çalışan saat, dakika ve tarih göstergeleri, hatta bir küçük saniye alt kadranı diyebilirim. Kadran rengi konusundaki tercihim ise siyah.

Size göre marka için yeni bir manüfaktür yaratmanın avantajları nedir?
Saat üreten bir oluşum için ilk avantaj markanın ilkelerine bağlı kalabilmek. Tüm üretim sürecini elinizde tuttuğunuzda markanın DNA’sına uygun parçalar yaratmak, ona yakışan kaliteyi yakalayabilmek ve tüm aşamalarda söz sahibi olabilmek gibi haklarınız oluyor. Panerai kalibresindeki bir üretici için bu durum hayati önem taşıyor.

Panerai müşterileri markaya bir dost kadar sadık ve bağlı. Bu durumu yeni bir model tasarlarken göz önünde bulunduruyor musunuz?
Yönetimin verdiği brief’lerle ilerleyen özel bir tasarım grubumuz var. Bazen ben tek başıma küçük yenilikler için prototipler hazırlatmaya çalışsam da genel olarak geniş bir yaratıcı ekibe sahibiz. Bu sebeple yönetim kontrolünde stratejiler geliştiren büyük bir ekibiz ve bağlı kalmamız gereken bir kimliğimiz var. Gelişmeye devam ediyoruz, önemli olan tek şey en basit tabirle yaratıcı olabilmek. Tabii Panerai’de yaratıcı olmak çok da kolay bir durum değil.

Panerai’nin sahip olduğu vizyonu nasıl tanımlarsınız?
Yaklaşık 20 yıl önce hedefimiz markanın konumunu yukarıya çekmekti, eşsiz modellerimizin sayısını ve niteliğini artırmaktı. Lüks tüketim sektöründe yer alıyorsanız ve başarılı olmak istiyorsanız güçlü ve her zaman güncel kalabilecek modeller tasarlamanız gerekiyor. Panerai’nin başındaki isim olarak da burayı bir cazibe merkezi haline getirip şirkete yararlı olabilecek insanları Panerai’ye çekmeniz gerekir. 10.000 metrekarelik bir tesis kurmamızın, manüfaktür kalibreler üretmemizin ve iletişim üzerine sürekli düşünmemizin sebebi burayı bir çekim merkezi yapıp en iyileriyle çalışmak istememiz.

Bu yıl America’s Cup özelinde modeller tanıttınız, Panerai Classic Yacht Challenge’ı markanın geçmişe sadık kalan yönü, America’s Cup’ı da geleceği olarak tanımlayabilir miyiz?
Kesinlikle katılıyorum, PCYC bizim heritage tarafımızı yansıtıyor, America’s Cup da inovatif tarafımıza gönderme yapıyor.

Hangi model Angelo Bonati’nin kimliğini en iyi şekilde yansıtıyor?
Bir babaya ya da anneye en sevdiği çocuğunun hangisi olduğunu sorabilir misiniz? Hepsi benim için aynı derecede öneme sahip. Favori bir parçam yok, Panerai modellerinin hepsini bir bütün olarak görüyorum, koleksiyondaki saatlerin hepsi tek bir model gibi.

Favori şehriniz hangisi?
Uluslararası olarak konuşacak olursak Londra derim, ancak İtalya’yı düşünürsek kesinlikle Floransa.