DEFANS PAYI

  • 78 SHARES

Pantolonların yüzyıllardır neden güç ve bağımsızlıkla aynı alt metini taşıdığını anlamak için belki de kütüphaneden Simone de Beauvoir kitaplarımızı çıkarıp yeniden okumaya başlamamız gerekiyor.

Yazı: Aslin Kumdagezer

Erkek gardırobundan ödünç almak milenyum kadının reflekslerinden biri. Hatta önermeyi biraz daha cüretkar bir tona çekelim; tarih sayfalarının bu tarafında kadının gardırobuna baktığınızda -stil sahibi- bir erkeğinkinden ayırmanız hayli zor. Kooples bir smokin pantolon, Raf Simons’ın Sonbahar/Kış 2015-16 koleksiyonundan herhangi bir parça, Yves Saint Laurent smokin takımı ve tabii epeyce boyfriend ceket ve jean… Kadının, erkek giyimine özellikle de pantolona meyilli olmasının birçok bilinçaltı sebebi var. ‘Evde pantolonu kim giyiyor?’ deyişi, tüm ataerkil kültürlerde aynı anlama geliyor. Yani yüzyıllardır pantolon, güç ve bağımsızlıkla ortak bir alt metin içeriyor. Sosyolojik bilinçaltımızın yanında, hemen hemen tüm favori tasarımcılarımızın kariyerlerinin başında erkek kıyafetleri yaratmaları belki de bu güdüyü gıdıklıyor; hatta besliyor. 2012’den 2016’ya dek tasarladığı her detaya hayranlıkla baktığımız Hedi Slimane, kadınlara biker ceketleri ve skinny jean’leri dayatmadan önce Dior Homme’da erkek siluetini inceltiyor; Jonathan Anderson Loewe’nin artizanal tasarım estetiğine entegrasyonu öncesi diplomasını erkek giyim üzerinden alıyor. Raf Simons ise Dior ve Calvin Klein reformlarına başlamadan, Jil Sander’ın minimalizm tarikatını yönetiyor. Günün sonunda tasarıma, maskülen jargona ait kılıklarla başlayan star isimler, neyse ki kadın markalarına geçtiklerinde alametifarikaları pantolonlarını da yanlarında getiriyor. Ve nihayet trendler, kadınları ‘erkeklere mahsus’ bu parçayı giymeye teşvik ediyor.

Masum görünen bir önceki cümle aslında kadın-pantolon sorunsalının çıkış noktası sayılabilir. Üstelik işbu sorunun, maalesef öyle çok eskilerde bıraktığımız, arada bir hatırladığımız ve ardından gülümsediğimiz bir çözümü yok. 2000’li yıllarda hala, kadının her koşul altında pantolon giymesi mümkün değil. Benim yazarken, sizin okurken abest bulduğunuz bu cümleye burun kıvırmadan önce sizi okyanusun diğer tarafına, Trump hükümetine bakmaya teşvik ediyoruz… 1968’den beri feminizm ve kadın hakları için pankart sallayan kadın, emeklilik hayaline mola verip aynı pankartla Beyaz Saray’ın önüne gittiğinde takvimler 2018’i gösteriyor. FBI’ın eski direktörü James Comey, Donald Jr. Trump tarafından kovulduktan bir yıl sonra ilk röportajını geçtiğimiz günlerde veriyor ve Amerika başkanının kadına bakış açısının avamlığını tartışıyor. Şimdi kütüphanenizden Simone de Beauvoir kitaplarınızı çıkarıp yeniden okumaya başlayabilirsiniz.

Politikanın moda tarafında, pantolon azımsanamayacak bir önem taşıyor. Zira power suit’ler her ne kadar 80’lerden beri favorimiz olsa da Hillary Clinton, bize dergi kapaklarından uzaklaştıkça pantolon giymenin zorlaştığını söylüyor. Working Girl’de Melanie Griffith, Baby Boom’da Diane Keaton, dönemin favori look’larını güncel hayata entegre etmeye çalışsa da kadının pantolonla olan inişli çıkışlı ilişkisi, günlük hayatında roller coaster rayında yoluna devam ediyor. Seçim turunda kritikler, Bayan Clinton’ı söylediklerinden ziyade giydiği pantolonlarla eleştiriyor; makaleler onun fazlasıyla ‘maskülen’ göründüğü kararında buluşuyor. Yine de 1991’de Bill Clinton’ın yanında poz verdiği fotoğraflardan 2018’de eşinin onun yanında durduğu yıla kadar Bayan Clinton pantolonlarından vazgeçmiyor.

Tüm çabalara rağmen, 1993’te kadınların senatoda pantolon giymeleri hala kurallara aykırı kabul ediliyor. Carol Moseley-Braun, Washington D.C.’deki ilk iş gününde, senatoya favori pantolonunu giyerek geldiğinde yazılı olmayan büyük bir kaideyi bozuyor. Washington’daki bu kural, İngiltere’de yazılı hukukun bir parçası ve skandal sayılabilecek bir davanın da ana konusu. 1960’lardan beri pazarlama stratejilerini hosteslerinin seksapeli üzerinden kurgulayan British Airways milenyuma da aynı ataerkil mentaliteyle giriyor. 2016’da iki yıl süren bir dava sürecinin ardından bu havayolu şirketi, sonunda hosteslerine uçuşlarda pantolon giyme hakkı veriyor: 21. yüzyıla hoş geldiniz!

Kadın bu giyim hakkını savunmaya hala devam etse de pantolona eğilimi tahmin ettiğinizden de öncesine, daha brütal cezalandırmalarla başlıyor. Öyle ki 15. yüzyılda Jean D’arc erkek kıyafetleri giyip savaşa katıldığı için yakılıyor. 1850’de Amelia Bloomer ve Elizabeth Smith Miller, Viktoryen kıyafetlerini bir tarafa koyup kadın haklarını savunmaya, coğrafyanın o tarafında ‘Türk pantolonu’ olarak bilinen şalvar giyerek başlıyor. 1881’de Londra’da kurulan Rational Dress Society kadınların hayatını kolaylaştırmak adına eteklerinin üç buçuk kilodan ağır olmaması kararını alıyor. (Teşekkürlerinizi gerekli merciye iletebilirsiniz.) 1914’te Gabrielle Chanel, günlük hayatında daha sık pantolon giymeye başlıyor ve hatta müşterileri için de tasarlıyor. Modaevinin arşivleri, Coco’nun bu parçayı kadın gardırobuna bahşettiğini ve böylece kadının özgürce üzerinde taşıyabildiğini söylüyor. Oysa kadın, pantolonuna ancak gerektiğinde başvurabiliyor. Bisiklete ve ata binmek, yelken, tenis ve fabrika işçiliği için özel dikilen pantolonlar 1930’larda amaçsızca giyildiğinde hala hapse atılma sebeplerinden biri. 1938’de Los Angeles’ta öğretmen Helen Hulick, hırsızlığa şahitlik ettiği gerekçesiyle mahkeme tarafından çağırılıyor. Hakim, söyleyeceklerini dinlemeden önce Bayan Hulick’e pantolon yerine etek giyip geri gelmesini istiyor. Ve beyan vermeye hakimin dediğini yapmadan giden Hulick, beş gün hapis cezasına çarptırılıyor. Bu sırada Marlene Dietrich ve Katherine Hepburn, film galasına pantolonla katıldıkları için alkışlanıyor. Kadınların ekranda kat ettiği yol ne yazık ki işin hukuki tarafına pek dahil olmuyor ve göstermelik olmaktan öteye geçemiyor. İkonik Parizyen kadın imajı bugün cigarette pantolonlarla bir tutulsa da Fransa’da kadınların ‘maskülen giyinmek’ (yani pantolon giymek) için bir erkekten yazılı izne sahip olmaları gerektiği hukukta yazılı olarak açıkça belirtiliyor. Yasa, uzun zamandır uygulanmamasına rağmen -tembellikten mi bilinmez- yürürlükten ancak 2013 yılında kaldırılıyor.

Yasalara rağmen moda sektörü, tasarımcılar ve markalar, kadınlara pantolon giydirmekten vazgeçmiyor. 1900’lerin ilk on yılında Levi Strauss & Co. meşhur işçi jean’lerini tasarlıyor ve Freedom-Alls adlı tasarımlar, çalışan/bağımsız kadının yeni üniforması oluyor. Markada, tarihçi olarak görev alan Tracey Panek, arşivlerden 1918’de Arizona’da jean ile evlenen bir kadının görsellerini çekip çıkarıyor (Bianca Jagger’ın gelinlik yerine beyaz takımla dünya evine girdiğini yad etmek için doğru paragraftasınız). Aynı yıl Nevada’da Edith Kast Hartman, hamileliği boyunca bu over-all’u giyiyor.
Moda, sosyal dünyada söz sahibi oldukça pantolon-kadın ilişkisi güçleniyor. André Courrèges, YSL’den birkaç sezon önce kadına günlük hayatında pantolon giyebileceğini salık veriyor. 80’lerde Calvin Klein kampanyası ve Brooke Shields, markanın bugün hala kullandığı hashtag’ine hayat veriyor. Hashtag aktivizmi ve popüler kültür, denkleme pozitif değer olarak ekleniyor. Ama gariptir ki, tüm bunlara rağmen bilmediğimiz bir yerde, kadın pantolon giyinme hakkını savunmaya devam ediyor.