THE QUEEN

  • 10 SHARES

Milyarlarca yıl önce doğan Queen of Kalahari’nin Caroline Scheufele’nin geliştirdiği kimya ile Chopard yeni koleksiyonu Gardens of Kalahari’ye dönüşmesine tanık oluyoruz.

Malum” Broadway yapımında, “malum” sarışın tarafından seslendirilen jazz güftesinin “malum” sözlerini biliyorsunuz; ‘Diamonds are a girl’s best friend’. Pırlantalar ne 1949 yapımı filmden önce, ne de 68 yıl sonrasında bugün kadınların en yakın arkadaşı olmayı bırakmadı. Rengi, kesimi parlaklığı ne olursa olsun, mağazada kadife tepsisi içerisinde size göz kırpan pırlantaların hikayesi hemen hemen aynı başlıyor. Telsizden madene iletilen tek bir emirle: “Patlatın!” Ve gelen her emrin ardından, madendeki işçilerden maden sahiplerine bulunması umulan şey aynı; kusursuz parlaklıkta ve temizlikte olabildiğince büyük bir pırlanta. Malum taşın oluşum hikayesi için uzun bir kimya dersine ihtiyacınız yok, zira kömür ile pırlanta arasındaki ince çizgiye hali hazırda aşinasınızdır. Ve tabii dünyanın güncel ekolojik bağlamında pırlantaların nesli tükenmekte olanlar listesinde yavaş yavaş yükseldiğine de… Tam bu noktada yüksek mücevheratın aldığı darbe, aynı zamanda insan haklarına ve çevre kurallarına saygılı bir şekilde pırlanta temin eden maden işletmeleri bulmak konusunda da zorlu bir yoldan geçiyor. Bu zorlu dönemecin gün itibariyle kazananı, Chopard. 19. yüzyılda, yüksek saatçiliğin anavatanlarından Jura, Sonvilier’de hikayesine start veren Louis-Ulysse Chopard, İsviçre Demiryolları ve askeriye için ürettiği saatlerinin dakikliği ve sağlamlığı ile coğrafyaya ün salıyor. Saat evinin bugünkü kozmopolit müşteri kitlesiyle buluşması için henüz bir jenerasyon beklemesi gerekiyor. Takvimler 1937’yi gösterdiğinde oğul Paul-Louis Chopard, ustalığını Cenevre’ye taşıyor. Ve buluşma zamanı. Hayır sizlerin Chopard’la buluşması için henüz denkleme bir isim daha eklenmesi gerekiyor. Bugün saat evinin sahibi olan Scheufele ailesinin… Chopard’ın Cenevre’ye göç ettiği yıllarda Karl Scheufele III aynı coğrafyada aynı tutkuyu paylaşıyor: Yüksek saatçilik. Zira Herr Karl’ın bir diğer tutkusu da yüksek mücevherat. Chopard ailesinin ustalığına anında hayran kalan Scheufele’nin saat evini satın almasından markanın mücevherat üretimine başlamasına yine birkaç jenerasyon var. Sizi bekleme salonuna alalım, 1980’lere kadar bekleteceğiz. Beklemek fiili, söz konusu pırlanta olduğunda elzem önem taşıyor. Günün sonunda yeraltındaki şartlar ne kadar mükemmel olursa olsun kusursuz bir pırlanta sahibini, en iyi ihtimalle, birkaç yüzyıl bekletmeden yer yüzüne çıkmıyor. Yıl 1980 olduğunda Karl ve Karin’in veliahtları Caroline ve Karl-Friedrich markayı devralıyor. Caroline Scheufele’nın hedefi belli, saat evini yüksek mücevherat oyununa sokmak. Kısa bir 10 yıl sonunda Caroline hedefine ulaşıyor. Ama hala hayalindeki pırlantayı ve tasarımı bulmuş değil. Evet, o da bekleyenler kulübüne katılıyor. Ta ki siz bu sayfaları okumaya karar verene kadar. Chopard’ın kadın saatlerinin ve mücevherlerinin ardındaki eş başkan Caroline için beklemek, durmak anlamına gelmiyor. Aradığı ham pırlantayı bulmak için bizzat madenleri ziyaret ediyor ve Chopard’ın mücevherat macerasını başlatmasından 30 küsur yıl sonra aradığı taş Botswana’da Karowe madeninde onu bekliyor. Queen of Kalahari, namı diğer 342 karatlık mükemmel renk ve parlak pırlanta Fräulein Scheufele’nin avucunda. Henüz kalemine sarılmadan tasarım fikirleri üretmeye başlayan Caroline, yakın zamanda ekranlarınıza düşecek Alexis Veller yapımı filmin fragmanında, değerli taşlara olan düşkünlüğünü ve pırlantaya ne kadar tutkulu bir şekildebağlı olduğunu anlatıyor. O da bizim gibi klasikçilerden taraf… Cenevre’deki evinde halısı üzerinden, Moleskine’ine tasarım fikirleri karalayan eş başkanın omuzlarındaki yük, Queen of Kalahari sebebiyle bu kez birkaç karat daha ağır. Zira böyle bir taş için hiç tasarlamadı. Günün sonunda Caroline, Queen of Kalahari’nin ebedi şeklini verecek kararın ucunda duruyor. Ve verilecek karar, Queen of Kalahari’yi yeraltından çıkaran madenciden, taşı işleyecek ustaya, kesecek lazere, Chopard’ın ustalığına ve pırlantanın gelecekteki sahibine kadar birçok farklı katmanı etkiliyor. En nihayetinde markanın ustalığı ve Caroline’in tasarım manevrası The Garden of Kalahari olarak vuku buluyor. 23 pırlantadan oluşan set, D renk ve F parlaklıkta mükemmel tasarımına oturtuluyor. Tasarımdaki sadece 5 pırlanta 20 karatın üzerinde tartılıyor. Bütün her şey bittiğinde ise bir milyar yıl önce doğan Queen of Kalahari, Maison Chopard çatısı altında Gardens of Kalahari koleksiyonuna ve 6 mükemmel mücevhere evriliyor. Pırlantalar sadece parıldadıkları için kadınların en yakın arkadaşı sıfatına sahip değil. Zira ne kadar parlak olursa olsun, doğru ve taşın yapısına uygun tasarım olmaksızın pırlantalar tek başına pek anlam ifade etmiyor. Neyse ki Chopard bu denklemde hem teknik, hem teknolojik ‘savoir faire’i sayesinde söylemi tersinden okuyor ve pırlantaların en yakın arkadaşı oluyor. Eh, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim klişesini yeniden hatırlamanın ve doğruluğuna kafa sallamanın tam zamanı.

Caroline Scheufele