BERNHARDT&VELLA
Estetik ve form ile işlev arasındaki sezgisel dengenin rafine perspektifinde yaratıcı alanlar şekilleniyor.
İŞ BİRLİĞİNİZ 2003’TE CARLO COLOMBO’NUN STÜDYOSUNDA BAŞLADI VE 2008’DE BERNHARDT & VELLA’NIN KURULMASIYLA DEVAM ETTİ. BİREYSEL KÜLTÜREL GEÇMİŞLERİNİZ ORTAK TASARIM DİLİNİZİ ZAMAN İÇERİSİNDE NASIL ETKİLEDİ?
Tasarım yaklaşımımız her zaman ortak bir ideayla birleşmiştir: Tasarımı insanlar ile günlük yaşam arasındaki arayüz olarak görüyoruz; açık ve basit biçimde iletişim kurması gereken, ama aynı zamanda duyguları harekete geçirip his yayan bir olgu olarak…
İlk bakışta birbirine uymayan bir duo olarak görünebiliriz. Ben Paola Vella, İtalyanım, Ellen Bernhardt ise Alman. Hem kültürel hem kişisel farklılıklarımız en büyük gücümüz oldu. Kelimenin tam anlamıyla, farklı bakış açılarını masaya yatırıyoruz. İkimiz de çizimlerle ve fikirlerle geliyor, sonra bunları birlikte parçalayıp en baştan başlıyoruz; tasarım ikimizin de içine sinene kadar duyarlılıklarımızı harmanlıyoruz. Yıllar içinde bu süreç, dengeli ve kendine has bir dil yarattı –Alman kesinliği ile İtalyan sıcaklığının, rasyonel yapı ile duyusal nüansın bir füzyonu ortaya çıktı.
TASARIM FELSEFENİZ YUMUŞAKLIĞI PRAGMATİZMLE DENGELEYEN “HUZURLU VE ÖLÇÜLÜ ESTETİĞİ” VURGULUYOR. BU FELSEFENİN, MOBİLYALARDAN BÜTÜNSEL İÇ MEKANLARA DEK FARKLI ÖLÇEKLERDE NASIL ORTAYA ÇIKTIĞINI BİRAZ DAHA DETAYLI ANLATIR MISINIZ?
“Huzurlu ve ölçülü estetik” odağında oluşturduğumuz tasarım felsefemiz sakin, nükteli ve sessiz bir ifade gücü olan mekanlar ve nesneler yaratma üzerine kurulu. İster tek bir mobilya ister bütün bir iç mekan tasarımı olsun, yumuşaklık ve pratiklik, duygu ve işlev arasında bir denge kurmayı amaçlıyoruz. Mobilya ölçeğinde bu, genellikle temiz çizgiler ve ince kıvrımlarla çalışmak, dokunmaya özendiren malzemeler seçmek ve zamanla ortaya çıkan abartısız detaylar eklemek anlamına geliyor. Gürültülü hareketlerden kaçınarak, sessiz bir komplike his uyandıran oranlar, dokular, yüzeyler tercih ediyoruz. İç mekanlar söz konusu olduğunda da aynı felsefe, mekansal uyum, yumuşatılmış renk paletleri ve ışık ile hacmin özenli orkestrasyonuna dönüşüyor. İç mekanları, mimari bir zihin yapısıyla oluşturulan ama daima konfora ve insan ölçeğine dayalı, içinde yaşanan birer imge olarak görüyoruz. Estetik zoraki olamaz; ancak kısıtlamayla, tutarlılıkla, insanların bir mekanda gerçekte nasıl yaşadıklarına gösterilen dikkatle ortaya çıkar. Nihayetinde bütün ölçeklerde amacımız belli bir zaman dilimine ait olmayan, duygusal vurgusu olan ve her bir detayıyla düşünülmüş tasarımlar yaratmak.
NO MORE PRIVATE KOLEKSİYONUNUZDA, TASARIMIN YAŞAM ALANLARINA ENTEGRASYONUNU ARAŞTIRIYORSUNUZ. BU, ÇAĞDAŞ TOPLUMDAKİ ÖZEL YAŞAM İLE TASARIM ARASINDA GELİŞEN İLİŞKİYE DAİR GÖRÜŞLERİNİZİ NASIL YANSITIYOR?
Q-P No.63 sayısında yer alan röportajın devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.