SÜRDÜRÜLEBİLİR DÜŞÜNCE NEYE DENİR?

  • 56 SHARES

Yukarıdaki sorunun cevabını farklı adımlarla almak isteyenler için hazırlanmış bir yazı.

Yazı EDİZ AKATLAR

Bir tarlayı sürdüğünüzde, o tarlayı tarım için daha elverişli hale getirdiğinizi iddia ediyorsunuz demektir. Tarla sürme eylemi, kendi doğallığında “verimlilik” iddiasını barındırır. Çok zor ve incelikli bir iştir tarla sürmek. İyi tarla sürmenin en önemli sırrının ise araziyi iyi tanımak olduğu rivayeti Descartes’ın hayaleti gibi dolaşıyor üzerimizde. Genelde çok büyük özen gerektiren ve herkesin harcı olmayan işler için kullanılan malum deyiş, tarla sürmek için de sıklıkla kullanılır; “Tarla sürmek bir sanattır.”

Ya araç sürmeye ne demeli? Araç sürmek için araçla “bir” olmalısınız. Bir noktada sürücü koltuğundaki kişi olarak, araç sanki sizin kendi bedeninizmiş gibi yapmayı öğrenmeniz gerekir. Aksi takdirde şeritlere sığamayan acemi bir şoförden öteye geçmek mümkün değildir. Bir noktada kendi bedeninizden kopup, aracı bir kıyafet gibi giymeyi başarmak gerekir. Tıpkı Transformers gibi! “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir arabaya dönüşmüş olarak buldu.”

Bunu okuyan bir kadın değilseniz, daha önce hiç rimel süren birini gördünüz mü? Rimel fırçasını tüpünden çıkarma açısı bile makyaj üzerinde oldukça etkilidir. Kirpiklere verilen hacmin doğru ayarlanması için dikkat edilmesi gereken öyle çok parametre vardır ki, bu eylemin oldukça basit ve sıradan gösterilmesine karşı protesto düzenleme arzusu doğar içinizde. Rimel ve kirpikler dışında dikkat hiçbir şeye odaklanmamalıdır. Bu neredeyse bir trans halidir. Lana Del Rey’in de haklı bir biçimde söylediği gibi; “… so put on your mascara and your party dress.” (… rimelini sür ve parti elbiseni giy.)

Parti demişken… Bir yönlendirmeli meditasyon pratiği sırasında söylenen “Düşüncelerinin gelip geçmesine izin ver. Onlar yalnızca yoldan geçen arabalar ve sen yol kenarından onları izliyorsun,” cümlesi zihnimde bir soruyu yankılandırmıştı; “Düşüncelerimi kimler sürüyor?” Bu soru karşısında dehşete kapılmamak elde değil; çünkü tarlanızı sürmesi için birine bu görevi verebilirsiniz. Aynı şekilde arabanızı sürmesi için pek tabii bir şoförle anlaşabilirsiniz ve böylece her seyahat etmek istediğinizde ortalama 3 tonluk bir kıyafet giymekten kurtulursunuz. Rimelinizi sürmesi için bir makyöze güvenebilirsiniz. Hatta bu işlerin çoğu bir arkadaştan bile rica edilebilecek konulardır. Ama düşünce? Bir başkası sizin için bir düşünebilir mi? Farz edelim ki bu oldu, aynı düşünce kalıbını, olduğunuz birey olarak nasıl sürdürebilirsiniz?

Cevabın “hayır” olduğu bir senaryoda “Sürdürülebilir düşünce denen şey nasıl yapılır?” sorusu
çıkıyor karşımıza. İşte üç adımda düşüncelerimizi sürmekte ustalaşmak için yapılması gerekenler:
1. Düşünceleriniz iyi tanıyın.
2. Düşüncelerinizle bütünleşin; onları bir kıyafet gibi üzerinize giyin.
3. Doğru düşünceye ulaşmak için tüm dikkatinizi düşüncede toplandığınızdan emin olun.

Peki ama ne yapacağız düşüncemizin sürdürülebilirliğini sağlayıp? Düşüncelerinde ısrarcı, sabit fikirli biri mi olacağız? Neden bu kadar önemli kendi düşüncelerimizi kendimiz sürdürmemiz? Neden bu işi de tarlalarımız gibi başkasının ellerine bırakamayız? Tüm sorulara tek bir kavramla cevap vereceğim: Özneliğin yitimi. İklim krizinden sonra belki de insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük ikinci tehdit kendisi. Maruz kaldığımız fikirler ve inanışlar yığını, düşünceyi sürdürmeyi oldukça zorlaştırıyor. Düşüncelerimiz öznelliğini yitiriyor ve benliğimiz, tıpkı dünya gibi, tehdit altında kalıyor. Haftalarca sürdürdüğünüz ve en iyi beslenme yöntemi olduğuna gönülden inandığınız bir diyetin “aslında” uzun vadede olumsuz etkileri olabildiğini okudunuz mu hiç? Eminim Galileo Galilei, Aristotelesçi kozmoloji anlayışını kökten değiştirdiğinde de benzer bir his kaplamıştı insanların içini. Peki şimdi ne olacak? Şimdi artık, düşünceyi sürdürdüğümüzde neler olacağına bakacağız. Kendiliğimizi, özne olma halimizi, biricikliğimizi yeniden kazanacağız. Nasıl yapacağız bunu?

1. Ayıklayarak: Descartes’ın modern felsefeyi kurduğu “Meditasyonlar” isimli kitabını, bir şömine başında saatler geçirerek yazdığı söylenir. Bu kitapta, kendi düşüncesi dışında her şeyden şüphe eder. Tüm deneyimlerinden, öğrendiklerinden, yaşantısından, var oluşundan dahi şüphe eder. Artık şüphe ettiği gerçeği dışında hiçbir şey kalmayıncaya dek şüphe eder. Bu gerçekten de iyi bir felsefi yöntemdir. Şöminenin başında saatler geçirin. Bu kendinize ait düşünceler dışında her şeye olan mesafenizi artırmanızı sağlayacak.

2. Deneyimleyerek: 17. yüzyıl felsefesinin bir diğer asi çocuğu olan Berkeley oldukça basit görünen, ama felsefe kürsülerini yüzyıllarca meşgul eden bir soru sorar: “Kimsenin olmadığı bir ormanda bir ağaç düşse, bu ağaç düşmüş sayılır mı?” Soru elbette böyle değildir. Bu Berkeley felsefesini anlatmak için kullanılan basitleştirilmiş bir anlatı yalnızca. Ama temelde sorunun önemli bir yanı var. Onu deneyimleyen bir özne olmadan olgunun olma halinden söz edilemeyeceği iddiasını barındırıyor içinde. Düşüncelerinizi sürdürebilmek için onları deneyimleyen bir özne olduğundan, bunun da mümkünse siz olduğunuzdan emin olun.

3. Sentezleyerek: Descartes “Meditasyonlar” adlı eseriyle modern felsefeyi kurduysa, kurduğu bu felsefeyi bir adım öteye taşıyan kişi Immanuel Kant’tır elbette. Kant’ın en azından felsefe kürsülerinde oldukça ünlü olan bir sözü var: “Kavramsız görüler boş, görüşsüz kavramlar ise kördür.” Kant’ın önerisi temelde Descartes ile Berkeley’i -her ne kadar onlar küs olmasa da- barıştırmaya yöneliktir. Deneyim olmadan aklın işlevsizleşeceğini ve aynı zamanda aklın kategorilerine başvurmaksızın deneyimlerin anlamsızlaşacağını savunan bu ünlü cümleye dayanarak son maddemizi tamamlayabiliriz: Deneyimleriniz üzerine düşünün. Çünkü illa bir tanım yapmak gerekecekse sürdürülebilir düşünce, öznel deneyimden yola çıkan veya beslenen ve nesnel olan ile ilişkilenebilen düşüncedir.

Herkese keyifli düşünmeler.