FRANSIZ TABANINDA AMERİKAN SİLÜETİ

  • 58 SHARES

Uluslararası politika, sanat ve insan manzaralarında üç hikayesiyle Wes Anderson, filmografisine The French Dispatch’ı ekliyor. Beklenildiği üzere dinamik dekorlar, canlı tonlar ve Charleston eşliğinde.

Bazı yönetmenleri, iki dakikalık film fragmanlarında ismini görmeden tanımak mümkün. 120 saniyede tahmin edebileceğiniz isimler arasında yer almak yönetmenin bir becerisi mi yoksa izlediğiniz film sayısı ile mi alakalı tartışılır ancak Wes Anderson, kendine has görsel anlayışı ile bir adım öne çıkanlardan. Zira bir kere yönetmenin gustosunun bir parçası olduğunuzda Anderson’ın kendine has normlarını fark edebiliyorsunuz. Tabii dikkatli bir izleyici iseniz. Yönetmen için bu filminde çok fazla fikirle boğuşmanın yarattığı karmaşanın esin kaynağı ise haftalık The New Yorker dergisi. Fransız kasabası Ennui-Sur-Blasé’de kurgulanan bu kompleks olay örgüsüne karakterlerin toprak tonlarındaki tasarımlarının eşlik etmesi, tipik bir Anderson simetrisi olarak algılanıyor. Bazı kıyafetlerin karakterleri ile özdeşleşecek bir yönünü temsil etmesi zaten yönetmenin her daim verdiği gizli mesajların başında geliyor. The Grand Budapest Hotel ve The Life Aquatic de olduğu gibi kostümlerden Milena Canonera’nın sorumlu olması Anderson’ın karakter ve moda arasındaki ilişkiye ne kadar önem verdiğinin bir kanıtı. Öte yandan süveterler, yelekler, dekora göre form ve kumaş değiştiren şapkalar 2021 trendleri ile 1920’lerin tarzını eşleştiren tasarımlardan. French Dispatch sonunda gardırobunuza filmden esinlenerek vintage hissi veren bir tasarım eklemeniz ise ihtimaller arasında.