FİZİK İZİN VERİR Mİ?
Bugün gelinen noktada 1,5-2 saniyelik değerler bir zamanlar için olağanüstü görünse de artık şaşırtıcı değil. Fakat 1 saniyenin altı, mühendislikten çok fiziğe ve insan dayanımına takılan bir eşik.
Günümüzün otomobilleri artık sadece hızlı değiller; hız kavramını yeniden tanımlayacak kadar agresif, radikal ve teknolojik bir noktaya geldiler. Otomotiv endüstrisinde gittikçe çetinleşen rekabet, bugün elektriğin sessiz şiddeti ile benzinli motorların mekanik öfkesini karşı karşıya getiriyor. Konvansiyonel motorlar henüz havlu atmamışken, hala aynı amaç uğruna -saniyeleri yok etmek için- mücadele devam ediyor. Bir zamanlar erişilmez kabul edilen 0–100 km/s değerleri günden güne sıradanlaşıyor; bazı modeller ise fizik sınırlarını zorlayarak sürücüyü uzay boşluğuna fırlatılmış gibi hissettirebiliyor. Tam da bu noktada “daha hızlı olabilir mi?” sorusunun yerini “bu evrim daha nereye kadar sürdürülebilir bir şekilde ilerleyecek?” sorusu alıyor.
Elbette hız sınırlarını bir adım daha öteye taşıma hedefi, otomotivin daima merkezinde yer aldı. Motor sporlarında kazanılan her saniye, markaların prestij ile doğrudan ilintiliyken; pistlerde elde edilen başarılar, ulaşılan teknolojik seviye ve mühendislik zekasının en somut göstergesine dönüştü. Otomotiv tarihinin “en”leri de çoğu zaman tam olarak bu rekabetin içinden doğdu.
Son yıllarda ise mücadele farklı bir boyuta taşınmış durumda; hızlanma, sektörün yeni bir prestij ölçütü haline geldi. Bir zamanlar yalnızca birkaç egzotik süper spor otomobile özgü olan 0–100 km/sa’yi 3 saniyenin altında görme ayrıcalığı, bugün elektrikli hiper otomobillerden yüksek güçlü muscle car’lara kadar neredeyse “alışılmış” bir değer. Bir diğer soru da burada denkleme dahil oluyor: “Bir otomobil 0–100 km/sa hızlanmasını 1 saniye seviyesine indirebilir mi?” Üstelik mesele artık yalnızca yüksek hızla alakalı değil. Zira en yüksek sürat her zaman teknolojik zirveyi temsil etmiyor. Bugatti Chiron Super Sport 300+ gibi modeller 488 km/sa hızlarıyla bilinse de, otomotiv mühendisliği açısından asıl meydan okuma, gücün ilk 100 km/sa içinde patinaj yapmadan, kusursuz bir tutuşla yola aktarılabilmesiyle ilgili. Bu nedenle, hala birçok üretici için 0–100 km/sa “altın standart” olmayı sürdürüyor. Hatta bazı uzmanlara göre gelecekte 0–200 km/sa ve çeyrek mil süreleri rekabetin yeni sahnesi olacak. Bu bağlamda, hızlanma savaşının nasıl şekillendiğine ve mühendisliğin bu yarışa hangi sınırları çizdiğine yakından bakmak gerekiyor.
QP No.64 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.