ZİL SESİ KAPALI, PİL MODU ÇOK SOFİSTİKE

  • 95 SHARES

“Quiet luxury” alışveriş alışkanlıklarını şekillendirmek adına türetilen mevhumlardan en yenisi.

“Quiet luxury”nın ekonomik statünüzün moda aracılığıyla üzerinizden rahatça okunması için devreye sokulan “logomania” trendinin bir nevi antitezi olduğu söylenebilir. Fakat sadece moda üzerinden bir sebep sonuç ilişkisi ile özetlenemeyecek kadar kompleks bir niteliğe sahip. Bahsetmiş olduğumuz antitezin, içinde bulunduğumuz günlerde popülerleşmesinin temel nedenlerinden biri, aslında ekonominin ta kendisi. Time dergisinin “Why ‘Quiet Luxury’ Is Having a Moment” isimli makalesinde detaylandırdığı gibi, pandemi sonrası döneme yayılan global ekonomik kriz, bu durumdan etkilenmeyen kesimin lüks tüketimi sırasında bir tür kamuflaj uygulamasının önünü açtı. Sessiz lüksü benimseyen camiada “if you know, you know” (bizdeki tam karşılığı “bilenler bilir” diyebiliriz) terimi kıyafet yönetmeliğinde adeta bir parola olarak kullanılıyor.

Sessiz lüksü konuşulmaya değer kılan sebeplerden biri, Z jenerasyonunun var olan hegemonyası dışında düşünebilme cesareti. Zira ne logomania, ne de Gen-Z moda sektöründen elini eteğini çekmiş değil. Uzun bir süre de çekecek gibi görünmüyor. Evet, devir onların devri ama bu baskın tablo kimi zaman milenyal ve en çok da X jenerasyonunu yalnızlaştıran bir duruma sebebiyet veriyor. Doğum tarihleri sebebiyle dumanı üstünde trendlere karşı daha konservatif yaklaşan bir çoğunluktan bahsediyoruz. İşte “quiet luxury” tam olarak bu profili hedef alıyor. Hem de popüler kültürden nokta atışı kanalları bir ürün yerleştirme aracı olarak kullanarak.

New Yorklu bir medya devi ailenin güç savaşlarını ironikleştirirken, Succession’ın belki de en realist olduğu konulardan biri karakterlerin styling’leriydi. Bilgili bir gözün bile etiketlerine bakmadan tahmin yürütmede zorlanacağı marka seçimleri, dizinin karakter yaratma başarısında büyük bir rol oynadı ve “quiet luxury”nin bir trend olarak etiketlenmesini sağladı. Brunello Cucinelli’den 2.000 euro’luk kaşmir kazaklar ve yaklaşık 1.000 euro’luk meşhur Loro Piana White Sole isimli ayakkabılar, dizideki ürün yerleştirmelerden sadece birkaçıydı. Etliye sütlüye karışmadan kemikleşmiş bir müşteri profiline sahip bu markalar, popülerliklerini ve akabinde satışlarını arttırsalar da, hitap ettikleri kitle büyük ölçüde aynı kaldı. Takdir edersiniz ki lüks anlayışını sessize alma yetisi, yalnızca X ve Y jenerasyonuna mensup şanslı bir azınlığının aşabileceği maddi bariyerleri beraberinde getiriyor.

Ne de olsa trendin isim babası Warren Buffet’ın da belirttiği gibi: “Para konuşur, servet ise fısıldar.” İki mevhum arasındaki farkı fark edebilmek, sessiz lüksü tümüyle kavrayabilmek için önemli. Sessiz lüks, TikTok’tan türeyen “old money aesthetics” kavramı ile karıştırılmaya çok müsait. Old money aesthetics, yine bir tür varlığı nitelendirse de bu trendi kuşaklar arası bağlamından soyutlamak bir hayli zor. Amerikan tipi üç nesil Ivy League mezunu, golf veya tenis kulüplerinde daimi üyeliği olan ve Ralph Lauren gibi Amerikan rüyasını gerçekleştirip gardıroplarını esir aldığı bir topluluk olarak özetlenebilir. Sessiz lüks ise soy ağacınızdan bağımsız olarak,
hür iradenizle benimseyebileceğiniz bir estetik anlayışı. Marka seçimleri konusunda da tarihsel kısıtlamaların olmadığı daha özgür bir alan sunuyor. Sessiz lüks, Loro Piana ve Brunello Cuccinelli’den ibaret değil. Tercihen logosunu tasarımları üzerinde kullanmayan, marka kimliğini nötr renkler ve kalıplar üzerine kurgulamış yeni nesil isimler de bu oyunun önemli bir parçası.

İlk akla gelen markalardan biri The Row. Çocuk oyuncu Mary Kate ve Ashley Olsen’ın hayatlarının başka bir fazını temsil eden marka, 2018’den bu yana erkekler için de aynı minimal kodlarla tasarımlar yapmaya devam ediyor. The Row’un web sitesine girdiğinizde marka hakkındaki üç cümlelik açıklamanın birinde “ketumiyet” kelimesi kullanılıyor. Üstelik bu prensip, yalnızca hazır giyim koleksiyonlarını nitelemek ile sınırlı değil. Logo kullanımının bir statü sembolüne dönüştüğü günümüzde, Olsen kardeşler çanta ve ayakkabı tasarımlarında da bu mottodan ödün vermiyor. Sessiz lüks aramalarında en çok karşılaşılan oyuncu Gwyneth Paltrow’un bu kontenjana dahil olmasının sebeplerinden biri de geçtiğimiz mart ayında gündemi meşgul eden meşhur “kayak davası” duruşmalarında en çok tercih ettiği markalardan birinin The Row olmasıydı. Paltrow yaklaşık bir hafta süren duruşmanın ilk gününde hem kazak hem de palto seçimini markadan yaparak, zırhlarını kuşanmıştı. Utah’da bir haftalık mahkeme sürecini bir reality şovuna döndürmeyi başaran oyuncu, sürecin devamında da aynı styling performansını sergiledi. Phoebe Philo döneminden Celine çantası, logosuz ama Prada olduğunu belli eden full look üniforması ve tabii ki kendi markası G. Label by goop’tan tasarımlarla boy göstererek, sessiz ama derinden bir lüks mesajı ile yenilmez bir profil çizdi. Sessiz lüksün son dönemki popülerliğinde Paltrow ve moda seçimlerinin, Succesion kadar payı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Şu bir gerçek ki, lüksün gösterişle eşanlamlı hale geldiği günümüz için sessiz lüks beklenmedik bir söylem yaratıyor. Ancak trendler ve isimler değişse de kıyafet seçimleri her daim çok kişisel ve ister istemez mesaj kaygısı taşıyor. Özgür ifadenin daha çok cümle içinde kullanılacağı 2023 yılında bu sessiz mesajları deşifre etmek uzun ömürlü olur mu bunu zaman gösterecek. Bugün cool kabul edilen lüks anlayışının sesi, global ölçekteki bir krizin desteğiyle kısılıyor gibi gözükse de yeni sezon itibari ile tekrar son ses açılması, bizce an meselesi…

Görsel kredisi: GWYNETH PALTROW, UTAH’TAKİ KAYAK DAVASININ ÜÇÜNCÜ GÜNÜNDE FOUNDRAE MARKASINDAN 41,960 DOLAR DEĞERİNDEKİ KOLYESİ VE 325 DOLAR DEĞERİNDEKİ SMYTHSON MARKA DEFTERİ İLE SESSİZ LÜKSÜN SADECE KIYAFET SEÇİMLERİNDEN İBARET OLMADIĞINI ÖRNEKLENDİRİYOR