SESSİZ LOGO PERİYODU

  • 1 SHARES

Logo artık bir etiket değil, markayla kurulan ilişkinin ölçütü. Bu yüzden en güçlü logolar, varlığını en az hissettirenlerdir.

Yazı Ekin Kübretçi

Bir dönem logoların yeri belliydi. Çantanın tam ortasında, sweatshirt’ün göğüs kısmında ya da kemerin tokasında mümkün olduğunca görünür durumdaydı. Logo, tasarımı tanımlayan ana unsur  olarak ne kadar büyükse, o parça o kadar güçlü ve göz alıcı kabul ediliyordu. Ardından bu dil terk edildi; gösterişin fazlası anlamını yitirmeye, logonun baskınlığı estetik bir yük haline gelmeye başladı. Sessiz lüks kavramının güçlenmesiyle birlikte, büyük ve iddialı logolar demode kabul edildi; görünürlük yerini geride durmaya, yüksek desibel yerini sessizliğe bıraktı. Ancak logomania bu noktada tamamen ortadan kalkmadı. Doğal seleksiyonda yok olmak yerine, hayatta kalan türler gibi ortama uyum sağladı. Bugün geldiğimiz noktada logolar kaybolmuş değil, yer değiştirmiş veya yenilenmiş durumda. Tasarımlar merkezden kenara, yüzeyden detaya, gösteriş yapmaktan ima etmeye geçti. Logomania bir nevi evrim geçirdi, sadeleşti ve hayatta kalmak için yeni estetik düzenin içinde kendine başka bir yaşam alanı buldu.

Logonun küçülmesi, onu sahneden almak değil; rolünü yeniden tanımlamak anlamına geliyor. Logolar kelime olarak varlığını sürdürüyor, ancak hacim ve konum itibarıyla geri plana itiliyor. Son yıllarda özellikle şapka, basic sweatshirt ve tişört gibi gündelik parçalarda, geniş yüzeyleri kaplayan marka isimlerinin yerini küçük puntolu, ölçülü kelime logoları almaya başladı. Ami Paris’nin kalp detayıyla birlikte kullandığı sade “Ami” yazısı, Jacquemus’ün cap ve jersey parçalarında tercih ettiği küçük ölçekli logo yerleşimleri ya da Acne Studios’un tipografik imzasını tasarımın gerisine alan yaklaşımı bu dönüşümün net referansları arasında. Bu parçalarda logo, tasarımı tanımlayan ana unsur olmaktan çok, sade bir eşlikçi görevi görüyor.