HAFIZA TAŞLARI

  • 36 SHARES

Danimarkalı tasarımcı Oris Elhanati, Orta Doğu’nun büyüsünden yararlanmayı ve romantik mücevher sanatı yoluyla kendi küçük evrenini yaratmaya yönelişini anlatıyor.

Yazı Kim Parker

Orit Elhanati kendi organik-görünümlü mücevherlerini yapmak için çalışmaya koyulduğunda, zamanı askıya alabildiği hissine kapılabiliyor. “Sihirli bir şeyin olmasına benziyor,” diye anlatıyor bana Kopenhag’daki atölyesinden. “Metalle kendi küçük evrenlerimi yaratmaya,
onu katmanlar, formlar halinde dövme heyecanına kapılıyorum ve beni tek yönlendiren duygularım oluyor. Hiçbir zaman çerçevesi, hiçbir teslim tarihi yok, sadece ben. Yalnız bir süreç olabilir ama benim çok hoşuma gidiyor.”

Danimarka’da doğan Elhanati çocukluğunda yazlarını Tel Aviv’deki akrabalarını ziyaret ederek geçirirmiş ve Ra’anana’daki evde çay içerken “altın mücevherler takıp takıştırmış” büyükannesinin görünümünden çok etkilendiğini hatırlıyor. Bu canlı hatıra onun mücevhere olan takıntısının, özellikle de altınla çalışmaya başlamasının ilk kıvılcımı olmuş. “Hep altın vardı. Onu biçimlendirebilmek, onunla hikayeler anlatabilmek, insanları ona aşık etmek istedim – üstüne binlerce pırlanta eklemeden.”

İskandinavya dergileri için yaptığı moda stilistliği kariyeri onun estetik gözünü keskinleştirip “nostaljik silüetlere” zevkini geliştirirken, sonunda altının cazibesine karşı koyamaz olmuş ve Elhanati 2000’lerin başında Kopenhag’da beş yıllık bir sarraflık kursuna başlamış. “Mutlu değildim, hayatımda yeni bir enerjiye ihtiyacım vardı,” diye hatırlıyor. “Altınla çalışacak kadar paramın olmadığını düşündüğümü net biçimde hatırlıyorum ama yine de bu yolda ilerledim ve yaptım, çünkü her şeyi berbat edersem yaptıklarımı eritip baştan başlayabileceğimi biliyordum,” diye anlatıyor.

Kendisinin okulda “en iyi öğrenci olmadığını” söyleyen Elhanati, buna rağmen daha mezun olmadan yaptığı parçaların revaçta bir butikte sergilendiğini görmüş. İlk satın alan da –yakında aynı şeyi yapacak pek çok kişi gibi– antik eserleri andıran dokulara sahip parçaların el işçiliğinin cazibesine kapılmış. Hiçbir tasarımımın çizimini yapmadım, hala yapmam. Mesela, içinde adam olan bir tekne veya bir aşk kalbi gibi figüratif veya fazla gerçekçi bir şey yapma konusunda pek başarılı değildim. Kendi tarzımı bulmam gerekti.”

“Bir heykeltıraş gibi içgüdüyle çalışıyorum,” diye devam ediyor. “İnsanlar o zaman kendi duygularını benim yaptığım şekillere aktarabiliyorlar.”

Elhanati’nin kendi adını taşıyan ve 2012’de kurulan mücevher markası, çifte mirasına bağlılığını gösteriyor; Danimarka mimarisinin net, minimalist hatlarını doğal dünyadan azar azar toplanmış elle tutulur niteliklerle, özellikle de çocukluğunun bir parçası olan İsrail’in falezleri, dağları, kumluk plajlarıyla kaynaştırıyor. Gerçekten de erken dönemden The Rock adlı bir yüzük doğrudan Sina Çölü’nden aldığı eciş bücüş bir taştan esinlenilmiş ve onun yaratılması bütün bir aksesuar koleksiyonunun oluşmasını sağlamış. Her bir parça Kopenhag’daki atölyesinde Elhanati tarafından elle, genellikle 18 ayar geri dönüştürülmüş altınla, çatışmasız bölgelerden toplanmış taşlarla yapılıyor.

“Bunu yapmak benim için önemli, çünkü kendimi mücevherimden gerçekten sorumlu hissediyorum,” diyor. “Ne yaparsam yapayım bütün bir ömür boyu dayanmalı – en azından bir ömür boyu. Yaptığım parçalar satın alındıktan sonra bir kıza veya bir oğula, ya da bir arkadaşa geçsin istiyorum. Satın aldığınız şey sizinle son bulmaz.”

Tasarımcı, renkli taşlar kullanmaktansa “şeylerin karanlık tarafına” meyilli olduğunu kabul ediyor; siyah pırlantalar ve spineller onun kendine has tarzının büyük bir parçası ve geçen yılki Black Orchid serisinde olduğu gibi koleksiyonlarında bunları yaygın biçimde kullanıyor. “Klasik beyaz inci kızı sayılmam. Spinel gibi taşları tercih ediyorum çünkü hala seçkin, pahalı olan bir ışıltıyı hemen göze çarpmayan biçimde taşıyorlar. Teninizin üstünde karanlık biçimde yaydıkları parıltı bana çok daha ilginç geliyor. Daha koyu renk kıymetli taşlar aynı zamanda insanlığın ne kadar karmaşık olduğunu yansıtıyor; yani hepimizin ışığın yanı sıra biraz sertliği, biraz ağırlığı kabul etmemiz gerektiğini.”

Elhanati’nin spinellere ve siyah pırlantalara ilgisi öyle büyük ki son mücevher ve nesne koleksiyonunu süslemek için bunları kullanmış. Arjantin doğumlu görsel sanatçı Conie Vallese’nin iş birliğiyle yaratılan Jardin, gotik Viktoryen silüetlerin zenginliğini minimalist bir 90’lar estetiğiyle ve 18. yüzyıl Versay’ının solgun ihtişamıyla bir araya getiriyor: Gerdanlığın arzu uyandıran siyah kadife kurdelesi buna işaret.

“Araştırmamızı yaparken, Conie’yle birlikte bir dolu tarihsel kaynağa daldık ve kolye gibi mücevherlerin kadınların teninde nasıl durduğuna dair özel notlar alarak bol bol nostaljik film izledim,” diye açıklıyor Elhanati esin kaynaklarını. Narin küpeler, yüzükler, bilezikler, kolyeler, saç iğneleri ve broş, altın yerine –“bu koleksiyon için biraz fazla hanım hanımcık ve sevimli göründü,”– mat cilalı 925 ayar gümüşten yapılmış. Bütün koyu renk kıymetli taşların yan yana gelmesiyle, bu kombinasyon takılara ruhani, vintage-benzeri bir his kazandırmış.

Beş yapraklı, efsanevi bir çiçek koleksiyon boyunca görülüyor, bu çiçeğin zarafetinin zor zamanlardaki dayanma gücünü ve “beklenmedik yerlerde aniden açan güzelliği” temsil ettiğini ekliyor Elhanati. Günümüzün giyilebilir sanat havasını kapsamasının yanı sıra (parçaların çoğu kolayca minyatür heykellerle karıştırılabilir), bu mücevherlerin günlük kullanım için tasarlandığını ısrarla vurguluyor. “Conie de ben de çok pratik düşünen insanlarız.

O büyük bir sörfçü ve benim moda geçmişimle daima kot pantolondan balo kıyafetine dek gardırobunuzdaki her şeyi tamamlayabilecek mücevherler yaratmak istedim. Bu parçaların rahat ve zahmetsiz olduğunu biliyorduk.”

Elhanati genellikle yalnız tasarım yapmayı tercih etmesine rağmen, heyecanlı resimleri ve duygulu seramikleri kendi işlerinin kaba, neredeyse natamam niteliğini mükemmel biçimde bütünleyen– Vallese gibi akranı bir sanatçıyla iş birliği yapmanın son derece tatmin edici olabildiğini söylüyor. “Geçmişte beni yaratıcılık anlamında gerçekten zorlayabileceğini hissettiğim insanlarla özel iş birlikleri yaptığım oldu ve bu çok hoşuma gitti,” diyor Elhanati, lüks kot markası Khaite ve perakendeci matches. com’la kurduğu önceki ortaklıklara gönderme yaparak. “Ama uzun yıllar önce kampanya çekimlerimden birinde modellik yaparken tanıştığım Conie gibi yakın bir arkadaşla çalışmak çok özeldi. Birbirimize saygı ve hayranlık duyuyoruz, fikirler içimizden öylece akıveriyor.” Jardin çok sevilen bir ev eşyaları serisi de barındırıyor. Düşünün, heykelsi kaselerin, peçete halkalarının, servis kaşıklarının, çatalların, bıçakların hepsi de çiftin beş yapraklı çiçeğiyle bezeli ve Marie Antoinette’in kendi yemek masasından alınmış gibi görünüyor. Elhanati iç çekip, “Bunların kesinlikle çok şiirsel, melankolik bir tarafı var,” diyor ve yakında daha fazlasının geleceğinin ipuçlarını veriyor. “Conie ile birlikte yaratacağımız şeyler var daha. Şu anda muhteşem bir şey üstünde çalışıyoruz ve harika zaman geçiriyoruz. Bekleyip görmeniz gerekecek. Zaman gösterecek.”