MEKANİK PARİS REFORMU

  • 146 SHARES

Sanmayın ki Cartier saatlerinin form evrimine dair bir tarihçe okuyacaksınız; bu yazı Louis Cartier’nin 1900’lerin başında Paris’te kurduğu kol saati felsefesini irdeliyor.

Louis-François Cartier, 1847’de mücevherci olarak Adolphe Picard’ın atölyesini devraldığında Paris, koleradan nasibini almış, hızlı gelişimiyle başa çıkamayan, labirent gibi dar sokaklarında trafiğin eksilmediği bir şehir idi. Ertesi sene III. Napolyon, Georges-Eugène Haussmann’dan Paris’i yeniden tasarlamasını istediğinde, kimse bu marka için mimarinin hep önem arz edeceğini tahmin edemezdi. Ama bugüne dek tasarımlarında her zaman yapısal referanslar barındıracak atölye ‘Cartier stili’ diye tanımlanabilecek kadar özgün parçalar üreten köklü bir Parizyen markaya dönüştü. Swiss Made ibaresine rağmen saatleri de hep aynı ruhu taşıdı; bambaşka formlarla sunulsa dahi. Bunun arkasında ise Louis-François’nın torunu Louis Cartier ve akranlarının havasını soludukları Paris var. Anlayacağınız Cartier’nin form hikayesi, Louis’nin, babası Alfred’in yanında atölyeye dahil olmasıyla 1898’de başladı.

Atölye 1898’de Haussmann’ın yeni Paris’indeki en prestijli caddelerinden biri olan Rue de la Paix’ye taşındığında Louis Cartier henüz 24 yaşında olsa da maison’un başarısı adına ilk tarihi kararı vererek yeni bir tasarım departmanı kurdu. Böylece Cartier 20.yüzyıla neoklasik garland tasarımlarla girdi. Amaç aristokrat müşterilere hitap edecek mücevherler tasarlamaktı.

‘Neoklasik’ karakteristik şekil ve motifler; ‘garland’ ise (19. yüzyılın sonundaki) à la mode mücevherlerin tarzı, yani beyaz taşlara beyaz metalin eşlik ettiği beyaz mücevherler anlamına geliyor. Fiyonk ile kurdele, ağ ile dantel ya da yaprak ile çiçek motiflerinin birlikte hüküm sürdüğü bu simetrik tasarımlarda, ilk bakışta 18. yüzyılın rokoko desenlerinden esinlenildiği görülse de aslında dikkat edilmesi gereken unsur, yapımda kullanılan gelişmiş zamane teknolojisi. Kıvrım ve ajurlarla dolu çoğunlukla ‘zarif’ diyerek geçiştirilen bu tasarımlar esasen metalürjinin ilerlemesini sembolize ediyor. Ki bu da doğrudan platinde ustalaşıldığını gösteriyor. Çok büyük bir kolyenin görece gayet az miktarda metalden üretilebilmesine imkan veren platin, mücevherlerin ağırlığını hafifletirken çağın yükselen mühendisliğini vurguluyor. İşte bu noktada garland stilinin Ferdinand Dutert ve çağdaşlarının Paris’teki metal yapılarıyla ilişkisi ortaya çıkıyor. Özellikle Gustave Eiffel’in kulesi ve Cartier’nin işlemeli ama hafif tasarımları, kullanılan materyallerdeki değişimin farklı birer sonuçları.

Cartier’nin Paris ile arasındaki modern etkileşimde, Louis Cartier’nin Orta Çağ sokakları yerine Haussmann’ın geometrik şehrinde büyümesi de önemli rol oynuyor. Kuşağındaki diğer herkese de etki eden bu haleti ruhiye, Les Mystères de Paris veya Les Misérables’ın rüzgarlı ve karanlık sokaklarından çok uzakta, çok daha steril. Çünkü Haussmann’ın yarattığı paradigma, bulvar ve caddelerle akıllıca hazırlanmış bir ağ üzerine kurulu ve temelinde kamusal alanı dezenfekte etme amaçlı hijyen teorileri yatıyor. Basitçe anlatmak gerekirse, metroyu kullanan birinin gideceği destinasyona kadar yer altından çıkmayışı, sokakların temiz kalmasını sağlıyor. Dayanağı hayli ilginç bu şehir yapılanması fikrinden de kavrayabileceğiniz üzere Fransa’da 20. yüzyılın başında bir önceki neslin yenilikçiliği tam gaz devam etmekteydi. Eiffel halen inovatif bir simgeydi ve Paris havacılığa dair yapılan buluşlarla uluslararası bir mühendislik merkezine dönüşmüştü. Bu alandaki kaşiflerden biri de Alberto Santos-Dumont idi.

Yazının devamını okuyabilmek için sizi QP dergisine abone olmaya davet ediyoruz. Böylece 17. sayımızdaki sf.80’de bahsettiğimiz Alberto Santos-Dumont’un ilhamıyla başlayan Cartier kol saatlerinin hikayesine tümüyle hakim olabilirsiniz.

Fotoğraf kredisi:Prenses Mdivani için üretilen Tank Cintrée (1935); Tank (1936); Crash (1967 civarı); 1900’lerde Santos Dumont evinde verdiği davetlerde masalara bile “havacılık” temalarını adapte ediyordu.