TASARIMDA NORMALLİĞİN ÇEKİCİLİĞİ
“Super Normal” yaklaşımı esasında güzellik tasarlamaktan ziyade, günlük yaşamın görünüşte sade ama akılda kalıcı unsurlarıyla ilgleniyor.
Yazı Benan Kapucu
Yazı Benan Kapucu
“Pek çok tasarımcı, işlerini mümkün olduğunca dikkat çekici kılarak özel göstermeye çalışıyor; bu durum da yapımı daha kolay ve yaşanabilir şeyler tasarlamanın tarihsel amacını geride bırakıyor. Hayatımızda gerçekten fark yaratan nesneler genellikle en az dikkat çeken, özellikle dikkatimizi çekmeye çalışmayan nesneler. Evlerimizin atmosferine bir şeyler katan ve ortadan kaybolsalar en çok özleyeceğimiz şeylerdir. İşte bu yüzden ‘super normal’dirler.” 2006’da The New York Times‘ta Alice Rawsthorn’a verdiği röportajında Jasper Morrison, Naoto Fukasawa ile birlikte gerçekleştirdiği Super Normal: Sensations of the Ordinary sergisinin ana felsefesini böyle açıklıyordu. İki tasarımcı günlük yaşamın gerçekliğine uyan nesneler üzerinden tasarımın aslında ne olması gerektiği fikrini tartışırken “super normal” olgusunu ister anonim ister “estetik amaçla” tasarlanmış olsun, nesnelere nüfuz eden özel bir nitelik olarak tanımlıyordu: Görsellikle sınırlı olmayan, nesnelerin kullanımlarıyla nasıl algılandığıyla ilgili olan bir nitelik…
Anonim olarak tasarlanan belirli nesnelerin, uzun vadeli günlük kullanım söz konusu olduğunda benzerlerinden kolayca daha iyi performans gösterdiğinin anladığında bunun üzerine düşünmeye başlayan Morrison, “daha gerçekçi, kalıcı ve hoş şeyler tasarlamak ve nesnelerin nasıl göründüğüne gereğinden fazla önem verme tuzağından kaçınmak isteyen bir tasarımcı olarak bu fikrin üzerine düşünülmeye değer bulduğunu da dile getiriyor.
Tüm bu hikaye 2005 yılında Naoto Fukasawa’nın Magis için tasarladığı alüminyum tabureleri Milano’da Salone del Mobile’de sergilemesiyle başlamış. Fukasawa bu karşılaşmayı bir yazısında şöyle anlatıyor: “Fuarda sergimi görmeye gittiğimde, spot ışıklarının altında dikkat çekenlerin aksine, üç taburemin standın bir köşesine dinlenme koltuğu olarak yerleştirildiğini gördüm. İnsanlar muhtemelen bunların tasarım olduğunu bile düşünmemişlerdi. İtiraf etmeliyim, bu beni şaşırttı ve biraz da üzdü. Elbette, normalde herkesin farklı durumlarda kullanabileceği tabureler tasarlamıştım; bunların farklı müşteriler tarafından beğenileceğini umuyordum. İnsanların bunları sergi objesi olarak görmeyip üzerlerine oturmaları, tam da amacına uygundu bir bakıma. Kendimi öyle ikna etmeye çalıştım en azından ama sergi alanındayken olaylara o ‘aydınlanmış’ perspektiften bakmak zordu. O akşam Jasper Morrison beni arayıp taburelerimi gördüğünü söyledi. Ben üzgün haldeyken o yeni bir lezzet keşfeden çocuk gibi coşkuyla karşıladığından ben şaşırıp ‘ama bunlar super normal!’ demiştim.
QP No.64 sayısında yer alan yazının devamı için info@qpmagtr.com adresine e-mail atabilirsiniz.