AKUATİK YAŞAM TARZI: “BİR KIŞI DAHA ATLATABİLİR MİYİZ?”
Büyük dalga sörfünün öncü isimlerinden ve aynı zamanda Tudor’un marka elçilerinden biri olan Nic Von Rupp ile Nazaré’deyiz.
Siz başladığınızdan bu yana sörf dünyası nasıl değişti, nasıl gelişti?
Ben sörf yapmaya 7-8 yaşlarındayken, 1997 civarında başladım; o zamanlar profesyonel olarak sörf yapmak diye bir konsept henüz yoktu. Avrupa’da sörf aslında görece yeni bir fenomen. Sörfün Olimpiyatlar’a dahil edilmesi yükselişinde büyük rol oynadı. Büyük dalga sörfünün popülerleşmesi de bu sayede oldu aslında. Ben okyanusa hep çok meraklıydım ama sörf hem spor hem yasam tarzı olarak çok ilgimi çekiyordu. Çocukken her günü suda geçiriyordum, ki bugün de pek bir şey değişmedi. Açıkçası bu kadar fazla ilgi duyduğum bir ilanı çok genç yaşta keşfettiğim ve bunu bir de mesleğe dönüştürebildiğim için çok şanslı hissediyorum.
Aynı sure zarfında Nazaré nasıl değişti?
Nazaré’ye ilk kez 2004’te, 14 yaşımdayken geldiğimde burası sakin bir balıkçı kasabasıydı, öyle turistik bir cazibesi yoktu, lokal olarak da çok az insan yaşıyordu. En iyi büyük dalga sörfçüleri bile başlarda Nazaré’deki dalgaların sörfe uygun olmadığını düşünüyorlardı. Ancak 2010 senesinde biz burada sörf yapmaya başlayınca aslında önemli bir dönüm noktası yasamış olduk. Böylesi büyük bir değişimin parçası olmak harika hissettiriyor elbette. Bir sporun toplumun gözünde algı değişiminde rol oynamak ve hatta birinci elden tanık olmak her gün yaşayabileceğiniz bir şey değil. Şu an her şeyden önemli olan da aslında bizden sonraki neslin önünü açmak. Bu sporun gelişimi için kendimizi düşündüğümüz kadar bizden sonra gelenlere de düşünmeliyiz.
Peki, tüm bu değişen denklemler sırasında sörf sizi nasıl değiştirdi?
Ben her türlü sporun insana eşi benzeri olmayan bir seviyede disiplin öğretisi kattığına inanıyorum. Spor bence sorumlulukla, günlük hayatta mükemmelleşme kararlılığıyla alakalı. Bu yolda çok çalışarak her şeyi başarabileceğinizi görebilirsiniz, gerçek ilerlemenin ne demek olduğunu hissedersiniz. İşte sörf bana tam olarak bunları gösterdi – sörf sayesinde daha iyi bir evlat, daha iyi bir kardeş oldum, hem de karakterimin bir nevi daha iyi bir versiyonunu tanıdım. Sörfün alçakgönüllü olmayı ve saygıyı da öğrettiğine inanıyorum çünkü sörf yaparken sürekli doğayla ilişki içindesiniz. Ve unutmayın ki doğada hep sizden üstün bir güç var: yenilmez değilsiniz. Bunu hissedip kabul edebilmek de bence hayatta çok önemli.
Büyük dalga sörfüne nasıl başladınız?
Aslında her şey kendiliğinden gelişti. Sürekli ilerleme ve daha fazlasını ögrenme isteğimle sörfe olan tutkum birleşince nihayetinde büyük dalga sörfünde buldum kendimi. Sörf yapmaya başladığımda bir planım yoktu, profesyonel olup olmayacağımı da düşünmemiştim açıkçası. Ama sınırlarımı zorladıkça, gelişmeye devam ettikçe organik olarak ilerledi her şey. Kendime hiç sınır koymadım diyebiliriz.
Hayatınızda hep böyle mi davranırsınız – yoksa sadece sörfte mi?
Bence sınırlar zorladıkça gelişiyor. Bir bakıma korku bana rahatsız durumları kabullenmemi sağlayan bir tür enerji veriyor gibi. Her zaman böyle olmuyor elbette ama çoğunlukla kendimi zorladıkça kişisel gelişime ve mutluluğa ulaştığımı düşünüyorum. Sörf tutkum da zaman içinde bu sayede gelişti. Sörfe ilk başladığımda okyanustan ve kayalardan çok korkardım. Sonra bir hocam bana meselenin korkuyu ortadan kaldırmak değil, onunla yüzleşmek ve sonra onu yönetmek olduğunu anlatınca ilerlemeye başladım. Bu bakış açısı hayatımın her alanında benimle kaldı. Bence konfor alanınızın dışına çıkmazsanız gelişemezsiniz. Korkuları yendikçe sürekli mutluluğun pesinden gidiyorsunuz. Ve belki de buna bağımlı hale geliyorsunuz…
Korkuyla yüzleşince korku kalmıyor diyebilir miyiz?
Sonra da hep yüzleşecek başka bir korku ortaya çıkıyor… Bu iş böyle. Herkes sürekli büyük dalgalarda sörf yapmaktan korkup korkmadığımı soruyor bana. Gerçek şu ki, evet, hem de çok! Ama bu normal değil mi zaten? Hepimiz bir şeylerden korkmuyor muyuz? Ben ölümden korkuyorum -korkmayan var mı ki?
Ekstrem sporla ilgilenince biri galiba sanıyoruz ki onların olum karşısında korkusuz bir tavrı var…
O tavır gerçek değil. Korkusuz görünen, benim de muazzam hayran olduğum o büyük dalga sörfçüleri bile tıpkı bizim gibi korkulara sahipler. Eskiden bu insanların deli olduklarını düşünürdüm ama onlar gibi olmaya başladıkça, hepimizin aynı olduğunu fark ettim. Bilinmeyenden hepimiz korkmuyor muyuz? Bizi ileriye götürebilen veya geride kalmamızı sebep olan tüm korkularla böyle başa çıkıyoruz bence. Sörfün bana öğrettiği en önemli ders iste bu: Konfor alanından çıkmanın ve ilerlemek hep mümkün, sadece o yolu sizin bulmanız gerek. Hayatın güzelliği!
Tudor’un “Born to Dare” mottosu sizin için de geçerli büyük ihtimalle… Kesinlikle! Hatta her gün yaptığım şeyi özetliyor gibi, sörfün kısa bir tanımı. Ancak ben yine de hiçbirimizin hayata meydan okuyabilecek kapasiteyle doğduğunu düşünmüyorum; bu özellik daha çok zaman içinde ilerleyip gelişirsek kazanılabilen bir karakteristik bence. Sürekli olarak kendinizi zorlamalı, bir adım daha atmaya cesaret etmelisiniz. Bu bir sürekli ilerleme yolculuğu ve sizi değerli kılan, o noktaya ulaşmak. Tudor için bu motto mükemmelliği temsil ediyor, benim de büyük dalga sörfünde amacım ayni ve bu benzerlik aslında ortaklığımızı daha da derinleştiriyor. Yüksek saatçilik de nesilden nesle aktarılan bir gelenek, mesele sadece zamanı göstermek değil; bir objeyi ve zanaatını sonsuza kadar tarihte koruyabilmek. Öte yandan Tudor ile çalışmak aileme de ayrıca büyük gurur veriyor. Özellikle annem İsviçreli olduğu için ben saat kültürünün içinde büyüdüm aslında; mesela bu yıl babama 80. yaş gününde Tudor Black Bay 54 hediye ettim!
Yakın zaman için hedefleriniz neler?
Daha büyük, daha ekstrem dalgalarda sörf yapmak… Şu anda, gelmiş geçmiş en büyük dalgalarda sörf yapıyoruz. Her yıl gelişiyoruz, daha fazla risk alıyor ama bunu daha güvenli biçimde yapıyoruz. Yarışlar kazanmak, sporu ilerletmeye devam etmek istiyoruz. Güvenliği ön planda tutarken, insani bakımdan mümkün olanların sınırlarını zorluyoruz.
Sanıyorum takımınız ve diğer sörfçülerden bahsederek “biz” diyorsunuz -peki sörf solo bir spor değil mi?
Sörf çok bireysel bir spor; sadece siz ve okyanus söz konusu. Ama büyük dalga sörfü kesinlikle bir takım sporu. Sizi bir dalgaya çekmeleri ve gerekirse sonra kurtarmaları için takımınıza güvenirsiniz. Hayli bireysel gözükmesine rağmen çok ilginç bir yapısı var aslında bu sporun.
Önemli sörf günleri öncesinde takip ettiğiniz bir rutininiz var mı?
Büyük dalgaların olduğu günleri hep normalleştirmeye çalışıyorum ki üzerimde fazla baskı oluşmasın. O yüzden rutinim güzel, sakin bir kahvaltı ve suda olabilecek ihtimalleri aklıma getirmemeye çalışmak. Ben özellikle aylar öncesinden hazırlık yapmayı daha yararlı buluyorum. O büyük dalgalara kendimi sezon dışında hazırlıyorum diyebilirim, böylece endişelere de yer kalmıyor.
Stresi kontrol etmekte epey iyi olmalısınız…
Hayat genel olarak gayet stresli ve benim hayatımda da stres var elbette. Profesyonel sörfçü olmak takımınızı hem suyun içinde ve dışında yönetmenizi, hem de memnun etmenizi gerektiriyor. Büyük bir takımı çok sınırlı kaynaklarla yönettiğinizi hayal edin. Bu bir Formula One takımı da değil, on milyonlarınız yok. Dalgaların olduğu haftalar ve sezon başlangıcı özellikle daha da stresli. Akla pek çok düşünce geliyor: Bir kışı daha atlatabilir miyiz? En büyük dalgayı bulabilir miyiz? Hem sponsorlar hem takipçileriniz için daha iyi olmaya çalışmanın verdiği baskı da ayrı… Anlayacağınız hayli stresli bir hayattan bahsediyoruz -tek mesele o stresi olabildiğince huzurlu, uyumlu ve olumlu biçimde idare edebilmek. Hayat bu zaten, öyle değil mi? Hepimizin stres duyduğu şeyler var ama o faktörleri yönetmek zorundayız. Derin bir nefes alıp olumlu şeylere odaklanmak zorundayız.
Gıpta ettiğiniz bir sporcu var mı?
Kelly Slater! 11 kez dünya şampiyonu oldu, şimdi 50 yaşında ve hala sörf yapıyor. Sörfün ilerleyebilmesi için aslında Kelly gibi isimlere ihtiyacımız var. Kelly tüm zamanların en büyük sporcularından biri olabilir, sörfü inanılmaz geliştirdi. Ama halen daha fazla takipçiye, medya görünürlüğüne ve marka sponsorluklarına ihtiyacımız olduğu da bir gerçek.
Yarışmalar yeterli mi sizce, yeterli turnuva olduğunu düşünüyor musunuz?
Daha fazlasını dilerdim elbette. Ama dürüst olmak gerekirse dünyanın herhangi bir yerinde büyük dalga sörfü yaparken resmi bir müsabaka olsun olmasın ortama hep yarışma hissi hâkim oluyor. Çünkü en büyük dalgaya ulaşmak için ya da daha önce sörf yapılmamış dalgalarda sörf yapabilmek için her turlu yarışıyor oluyorsunuz. Bu açıdan bakınca rekabet ortamı ideal seviyede. Ayrıca medya ilgisi çok arttı son yıllarda. Örneğin 100 Foot Wave (HBO dizisi) çok önemliydi çünkü büyük dalga sörfünü en önemli hatlarıyla herkese tanıttı. Ayrıca “Ride of the Year,” “Surfer of the Year” ve “Biggest Wave of the Year” titrlerini alabilmek de turnuva kazanmak kadar prestijli. Bütün bunlar bu sporun dönüşen doğasına katkı sağlıyor.