SEKSENLERE DÖNÜŞ

  • 197 SHARES

Her şeyin en gösterişlisinin trend olduğu dönemde doğan tasarımlar, günümüzün motor sporlarından esinlenen yeni saatlerine yön veriyor.

Yazı: James Buttery

Son yıllarda, kendimizi 40’lara ve 50’lere ait klasik saat tasarımlarına, 60’lara özgü yarış saatlerine ve 70’lerin renkli kronograflarına öylesine kaptırdık ki, 80’lerin yeniden canlanan saat modellerini tamamıyla unutmaya hazır olabiliriz. Söz konusu zaman dilimi içerisinde, vintage Heuer saatlerin de fiyatlarında genel olarak şimşek gibi bir artış yaşandı. Fakat 70’lerin sonlarından 80’lerin başlarına kadar olan döneme ait tasarımlara yaklaştıkça, bu artış hız kaybediyor. Örneğin Pasadena modeli, vintage saat piyasasında hala uygun fiyatlı bir alternatif. Belki de çoğumuz, 40 yaş ve üzerindekiler için hatıralarla dolu bir dönem olan 80’lere ait saatlerin, vintage statüsü kazanmak için yeterince eski olduğunu kabul etmeye hazır değiliz. Ancak saat tanrıları nihayet New Romantics, Live Aid, Thatcher politikaları ve Black Monday’in damgasını vurduğu bu 10 yıllık döneme de el attılar. Üstelik de, benim referans noktalarımdan daha zevkli seçimlerle ve her biri, çarpıcı bir şekilde otomotivle ilişkili modellerle…

Yukarıda Pasadena’dan bahsetmemiz bir rastlantı değildi. Pasadena, 1972’de piyasaya çıktığında, tamamıyla siyah tasarlanan ilk saat olarak çığır açan Porsche Design Chronograph 1’den belirgin şekilde esinlenmişti.

Porsche Design aynı yıl, orijinal 911 tasarımcısı Ferdinand Alexander Porsche tarafından otomobil departmanından ayrılmasının ardından bağımsız bir stüdyo olarak kurulmuştu. Stüdyonun saat imalatı konusunda hiç tecrübesi olmadığı için, bu alanda deneyimli ortaklarla çalışması gerekiyordu. 1978’den 1997 yılına kadar bu ortak IWC idi ve iki taraf arasındaki iş birliği, malzeme ve mekanik işleme konusunda sınırları zorlamaktan hiç çekinmedi.

Bugün Porsche AG bünyesinde yer alan Porsche Design, saat üretimine daha fazla ilgi gösteriyor. Ancak amaca yönelik minimalist tasarım, yekpare halkalardan oluşan nadir kadran ve bilezikleri tanımlamaya devam ediyor. Örneğin bu yıl piyasaya sürülen 1919 Globetimer UTC, Sellita’ya ait bir mekanizmaya ve çok basit bir çözüm olarak, birer saatlik aralıklarla yerel saati ileriye veya geriye ayarlamak için kullanılan kronografa benzer butonların yer aldığı bir Dubois Dépraz modülüne sahip.

Ünlü motor markasının kendine ait Centro Stile (Stil Merkezi) tarafından Hublot için tasarlanan Hublot Classic Fusion Ferrari GT ise daha teknik ve biraz daha mesafeli bir tarzda olmakla birlikte yine aynı dili konuşuyor. Dış gövde içine yerleştirilmiş daire şeklindeki izole saat başı, 80’lere ait Alman stili Porsche Design IWC saatlerinkinden pek farklı olmamakla birlikte, yine de duyulara daha fazla hitap eden, daha yuvarlak hatlı İtalyan stiline sahip bir görünüm yaratıyor.

Amerika’nın ufak ölçekli markası Autodromo da kuruluşundan bu yana otomobiller ve kol saatlerine yönelik paralel tutkuları keşfediyor. Aslında bu da pek sürpriz değil çünkü markanın kurucusu Bradley Price, hevesli bir amatör yarışçı. Markanın Group B modeli, bir titanyum saat başı, paslanmaz çelikten çıkarılabilir entegre bir bilezik, alüminyum saat kutusu ve Lancia Integrale S4’ün gösterge paneline yaraşır bir kadran taşıyor. Bu haliyle teknik inovasyonun, beygir gücünün ve sürücülerin sınırlarını zorlayan, 1982 ila 86 arasındaki efsanevi ralli dönemini çağrıştırıyor.