NANO RAPORU PART.2

  • 237 SHARES

“Bir bileşene nanopartiküller uygulamak bir şey, nanopartiküllerin kendi içinden bileşenler yetiştirmek, başka bir şey! “ Geçtiğimiz hafta ilk kısmını yayınladığımız Timothy Barber’ın nano raporu kaldığı yerden devam ediyor.

Yazı Timothy Barber

İşte Guy Sémon ve TAG Heuer’e saat yapımı dünyasında devasa bir sıçrama elde etme imkanı sağlayan da tam olarak buydu. Üstelik bu sıçrama meyvelerini vermeye başladı bile. Burada bahsedilen bileşen ince zemberek, her bir mekanik kol saatinin kalp atımını temsil eden dikenli küçük spiral parça. İnce zemberek, mutlak istikrarlı bir şekilde küçük salınımlar gerçekleştirmesi gereken ve darbeye, ısıya ve manyetik alanlara duyarlı bir parça. Bu nedenle yüksek adetlerde üretilmesi son derece güç bir iş. 

Karmaşık alaşımlar ve daha da karmaşık imalat süreçleri işin içine giriyor. Rolex kendi ince zembereklerini 30 cm x 10 mm boyutlarında bir alaşım çubuğu düzleştirmek suretiyle 3 km uzunluğunda bir tele ve ardından hiçbir şekilde 0,2 mikrondan fazla sapma göstermeyen 45 mikron kalınlığında bir şeride dönüştürerek üretiyor. Rolex’in ve Parmigiani’ye bağlı Atokalpa tarafından parça tedarik edilen birkaç markanın dışında, bu parça İsviçre saat endüstrisinin neredeyse tamamına, Nivarox ince zemberek alaşımının tek üreticisi olan Swatch Group tarafından tedarik ediliyor. 

Ancak, bazı bileşenleri fırına verdikten sonra uzun bir öğle yemeği molasına çıkıp geri döndüğünüzde 300 adet bitmiş, birbiriyle aynı ince zemberek görmek ister miydiniz? Peki bu ince zembereklerin geleneksel alaşım spirallere kıyasla, çok daha üstün çalışma özelliklerine sahip olduğunu ve çok daha ucuza üretilebildiklerini duysaydınız, ne derdiniz? Ayrıca, şimdiye kadar üretilmiş herhangi bir saat mekanizmasına ait herhangi bir ince zembereğin teknik özelliklerini çıkarıp bir algoritmaya yükleyebilmek ve gerekli ince zembereği yine aynı şekilde fırında üretebilmek ister miydiniz? 

İşte, Sémon ve ekibinin Isograph ince zembereğini geliştirerek elde ettiği üstün ilerleme de tam olarak bu oldu. Üstelik parçanın mukavemetini ve güvenilirliğini kanıtlarcasına, sınırlı bir özel tasarım saatte değil, TAG Heuer’in şık yeni spor/lifestyle saati olan Autavia Isograph’ta kullandılar. Bu yay, amorf karbonla filtrelenmiş karbon molekül tüplerinden oluşuyor:  Yapının tamamı, çay tabağı büyüklüğünde bir silikon plaka üzerinde, yüksek sıcaklıktaki bir kimyasal reaktör fırınında, etilen ve hidrojen ile işlem gördüğünde sihirli bir dönüşüm gerçekleştiren, geometrik olarak hassas demir atomu birikintilerinden oluşturuluyor. 

Bu yöntemi, saat yapımı endüstrisinin dışında da kullanılabilecek gerçek anlamda çığır açan bir teknik yapan asıl özellik ise, yöntemin nanotüplerin özelliklerinden yararlanarak çalışan, esnek bir 3D bileşen üretilmesine olanak sağlaması. Bu konuda Sémon, “atomik ölçekte, nanotüplerin özellikleri oldukça etkileyici ancak bu yöntemle ilk defa atomik özellikleri mikroskobik ölçekte tutmayı başardık,” ifadelerini kullanıyor.

Bu teknoloji, Salt Lake City’deki Utah Üniversitesi’nde 12 yıl süren bir çalışma sonucu geliştirildi. Sémon, Jean-Claude Biver’in kendisini destekleyerek bu teknolojinin TAG Heuer’e getirilmesine ön ayak olma vizyonundan büyük bir hayranlıkla bahsediyor. Bu teknoloji saatlerin performansını artırmakla kalmayıp aynı zamanda TAG Heuer’in ve üretim ölçeğini artırması halinde ileride parça tedarik edebileceği tüm kuruluşların, Swatch Group’a bağımlılığını ortadan kaldırma imkanı da sunuyor. Bu gerçekten çok önemli.

İlginçtir ki, Swatch Group, Audemars Piguet’nin da ortak olarak yer aldığı bir proje sonucunda, bu yıl yeni ve gelişmiş bir antimanyetik ince zemberek alaşımı olan Nivachron’u geliştirdi. Buluş, şimdilik sadece kendi markalarında kullanılıyor ve bu alaşımın uzun vadede müşterilerin kullanımına da sunulacağı varsayılıyor. İnce zemberekler için silikon kullanımının Omega, Blancpain ve Breguet tarafından benimsendiği gibi, Swatch Group’un da gelecekte ince zemberekler için ana malzeme olarak silikon kullanılmasını savunan önde gelen kuruluşlardan biri. Bu durum, bu gelişmeyi ilginç bir hale getiriyor. Nivachron’un geliştirilmesi ve ilk olarak Swatch’un -pek de çirkin olan- bir saatinde yani Flymagic’te kullanılması, silikonun ince zemberekler için pazarın daha alt fiyat aralığı segmentlerinde uzun vadeli bir çözüm sunabileceği fikrine tezat düşüyor. 

Silikon vadileri

Sémon, ince zemberek üretiminde silikon kullanımına açıkça karşı: “Çok pahalı, üzerinde oynama yapamazsınız, şekil optimizasyonu konusunda sınırlı imkan sunuyor ve spor saatlerinde kullanılamayacak kadar kırılgan bir yapıya sahip.” Belki de şunu diyebilmek isterdi: TAG silikon ince zemberekler üretmek istese bile üretemez, zira Swatch Group, Rolex ve Patek Philippe’in ortak girişimi olan CSEM halihazırda bu teknolojinin İsviçre saatlerinde kullanımına ilişkin patenti elinde bulunduruyor! Richemont’a ait Baume & Mercier, geçtiğimiz yıl SIHH’de duyurulan Clifton Baumatic saatinde silikon ince zemberek kullanmak istediğinde patentin gösterilmesiyle geri adım atmak zorunda kalmıştı. Patentin süresi 2021’de doluyor; bu bir dönüm noktası olabilir. Bununla birlikte, Swatch Group’un aksine, Rolex ve Patek’in silikon kullanımında yavaş ve ihtiyatlı davranması da bazı soru işaretleri doğurmuyor, değil.

Yine de, silikonun balans yaylarının geleceği olduğunu iddia eden İsviçre dışından markalar da var. Kulağa hipster’lara hitap eden küçük bir markaymış gibi gelen, ancak ABD saat endüstrisinden ağır sıkletlerin pay sahibi olduğu, New York merkezli bir start-up olan Firehouse Horology, Columbia Üniversitesi ile ortak çalışma yürütüyor. Diğer yandan, Hong Kong’ta, Master Dynamic adlı bir mühendislik firması, silikon ince zembereğin ayarlanmasına imkan tanıyabilecek ‘overcoil’li bir silikon ince zemberek geliştirdi.

Ancak, silikon hiç şüphesiz sadece ince zembereklerde kullanılmıyor: Sémon her ne kadar silikonun ince zembereklerde kullanıma uygun olmayan bir malzeme olduğunu söylese de, söz uyumlu malzemeler konusuna gelince, silikonun son derece ideal bir malzeme olduğunun farkında. 2017’de, Zenith (TAG Heuer ile birlikte LVMH çatısı altında faaliyet gösteren bir diğer marka), yine Sémon’un laboratuvarında geliştirilen teknolojinin kullanıldığı Defy Lab saatini duyurdu. 

Bu saatte ince zemberek, balans, kaçış kolu ve diğer ilişkili parçaların yerine mekanizmayla aynı çapta ve silikondan aşındırılmış tek bir karmaşık dairesel bileşen kullanıldı. Bu bileşende bir dizi birbirine geçmeli kanat yayı, son derece doğru bir düzen içinde yoğun salınımlar gerçekleştiriyor. Günde yaklaşık 0,3 saniyelik hız değişimine sahip olan Defy Lab, dünyanın en doğru mekanik saati oldu. Bu saat, silikon kullanımı sayesinde antimanyetik özelliklere sahip ve yağlama gerektirmiyor.

Kaçış çarkının yeniden tasarlanması ve salınım frekansının 15 Hz’den 18 Hz’e yükseltilmesi gibi Sémon’un ekibi tarafından birkaç yıl içinde yapılan bazı ufak değişikliklerden sonra, aynı saat bu kez saat 2019’da Defy Inventor adıyla tanıtıldı ve yılda iki bin adet üretilmesi planlanıyor. Silikon plakanın titreşimlerinin kadrandan görülmesi nedeniyle estetik açıdan herkese hitap etmese de, bu gibi devrim niteliğinde bir saatin piyasaya çıkışı önemli bir gelişme. Bu saatin saat dünyasının geleceğini şekillendirip şekillendirmeyeceğini, bekleyip birlikte göreceğiz.