ÇOCUKLUK HAYALLERİNE ULAŞABİLMEK

  • 27 SHARES

Saat üreticilerinin otomobil markalarına olan tutkusu ardında yatan gerçek nedir? Niye her yıl özel modellerle ya da markalara adanan yeni saatlerle tanışıyoruz?

Otomobillere dair zihnime kazınan ilk şey sanırım 1998 F1 Belçika Grand Prix’siydi. Ormanlık alan içerisindeki Spa 30 Ağustos günü de yağmurla ıslanmıştı ve bir Ferrari hayranı olarak McLaren’ların yarışa bir ve ikinci sırada başlaması pek de işime gelmemişti. Ancak yarışın beklenmedik ihtimaller sunması gecikmedi, start sonrası David Coulthard’ın kazası pisti savaş alanına çevirmişti ve kırmızı otomobillerden ikisi de bu kazaya karışmıştı. Yarış tekrar başladıktan sonra bu kez bir başka McLaren pilotu, Mika Häkkinen ilk virajda spin atmıştı, neyse ki Michael Schumacher ustaca bir hamleyle ters dönen gri otomobilin sağından geçmeyi başarmıştı. Alman pilot ilerleyen turlarda Jordan pilotu Damon Hill’i geçerek yarış liderliğini almıştı. Her şey benim gibi bir kırmızı otomobil sevdalısı için olması gerektiği gibi giderken sıra David Coulthard’a tur bindirmeye gelmişti. Normal şartlar altında Coulthard’ın yarış çizgisi dışına çıkarak Ferrari’ye yol vermesi gerekiyordu ama İskoç pilot tam aksini yaparak yarış çizgisinde kaldı ve yavaşlayabildiği kadar yavaşladı. Schumacher, McLaren’ın arka kanadına kadar geldiğini ancak sağ lastiğini Coulthard’ın aracına çarptığında fark etmişti, kazanın sebebi hem Coulthard hem de yağmurun düşürdüğü görüş mesafesiydi. Kırmızı otomobil için yarış sona ermişti. Schumacher aracını pit’e kadar getirebildikten sonra hemen McLaren garajına Coulthard’ı bulmaya koştu. Ve o yarışa dair hatırladığım son şey de bu oldu; kırmızı yarış tulumu içerisindeki Schumacher ve arkasından ona yetişmeye çalışan Jean Todt.

“Çocukken otomobiller tabii ki benim için saatlerden önce geliyordu.” Karl-Friedrich Scheufele’yle ortak bir yanımızın olması şaşırtıcı değil, erkek egemen iki sektör düşünülünce bu gayet kabul edilebilir. Otomobillerin yarattığı yarışçı ruh her daim zaman kavramına ihtiyaç duymuştu, 1998’de Schumacher McLaren’a çarpmadan önce 30 saniye farkla yarış lideriydi, ancak bu yarış dışı kaldığı gerçeğini değiştirmemişti. Tıpkı otomobillerin ve saatlerin birbirine bağlı olduğu gerçeği gibi. İki sektörün bu kadar içli dışlı olmaya başlaması gerçekten kronometrelerle mi başladı bilinmez ancak stratejiye pazarlama penceresinden bakarsak satış rakamlarının Steve McQueen’in taktığı Heuer Monaco’yla ya da Paul Newman’ın kullandığı Daytona’yla yükselişe geçtiğini söyleyebiliriz. Bu ikili, paralel sektörler genelinde bir farkındalık yaratmıştı, otomobil yarışlarıyla ilgili bir hikayeyi ya da karakteri yüksek saatçilikle beraber düşünürseniz başarıyı yakalardınız. Fark edilen bir başka gerçek de erkeklerin tutkunu olduğu ürünlerin otomobiller ve saatler kümesinin dışına pek çıkmadığıydı. Sonuç: Küçük erkek çocukları büyüyene kadar hayalini kurduğu şeylere sahip olmak için oldukça cömert davranabiliyorlardı, zaten cömert davranabilecekleri alanların sayısı da fazla değildi. Bu gerçekler sonucunda yıllar içerisinde manüfaktürlerin otomobillerden esinlenerek modeller geliştirme süreci hızlandı ve arttı.

SIHH 2017 de bu eskimeyecek akıma bağlı kalan modellerle tanışmamıza vesile oldu. Tarihi bir yarış otomobilinden esinlenen Baume & Mercier Clifton Club Cobra bunlar arasındaki en sportif parçaydı. Yaşı genç olan ve Shelby’nin Cobra’sına hayran olan herkesi mavi rengiyle etkileyebilecek bir model. Üstelik CSX2299’un tasarımcısı Pete Brock’un da saatin üretim aşamasına dahil olmasıyla model orijinal otomobile en sadık şekilde yaratıldı. Geçtiğimiz yıllardan gelen Cobra ve Baume & Mercier işbirliğinin devamı niteliğindeki saat bu beraberliğin daha uzun süreler devam edeceğini de işaret ediyor. Richard Mille ise Baume & Mercier’nin aksine geniş bir kitleyi hedeflemektense yüksek saatçiliğin mühendislik becerilerini ortaya koymayı seçti. F1’in vazgeçilmez markası McLaren’a ithafen üretilen Richard Mille RM 50-03 McLaren her şeyden önce graphene materyaliyle dikkat çekiyor. Esnekliği, yoğunluğu ve dayanıklılığı yardımıyla McLaren’ın da otomobillerde kullandığı materyal saatin konfor katsayılarını olumlu yönde etkiliyor. Üstelik bu parça Richard Mille’in öznel anlamda otomobil sektörüne ne kadar yakın olduğunu da bir kez daha gösteriyor. Ve yine model özelinde yaratılan Parmigiani Fleurier Bugatti Aérolithe Performance ise Bugatti’nin hem güçlü hem de zarif yanını ortaya çıkaran alımlı bir parça. Bazen tarihi araçların renk kodlarından esinlenerek yaratılan bazen de ortak teknolojik verilerin yardımıyla üretilen parçalar genel olarak hız tutkusuna ya da sportif duruşa gönderme yapmak üzerine tasarlanıyor. Tabii sonuç ne olursa olsun değişmiyor, erkeklerin çocukluk hayallerine erişebilmek.