Saat Tutkunu Ozan Balaban

  • 4 SHARES

Emaar Bölge CEO’su Ozan Balaban, güçlü kariyerinin yanı sıra, sıkı bir saat tutkunu. Çocukken Swatch mağazasına girdiğindeki hissiyatını “şekerci dükkanı” betimlemesiyle ifade ediyor. Ailesinden edindiği dakiklikle, zamanı en iyi temsil eden sembolün saat olduğuna inanıyor. Koleksiyonunda geleceğe bırakabileceği klasiklere yer veriyor.

QP: Öncelikle, saat size göre neyi temsil ediyor?

Ozan Balaban: Saat kişinin karakterini gösteriyor. Bu nedenle ben hep gelenekçi renkleri sevsem de, arada farklı tipte saatler takmaya özen gösteriyorum. Örneğin, bir adet pembe altın saatim var ve bugün röportaj yaptığımız için mutlu olduğumdan bunu takmayı seçtim. Genelde siyah, gri ve metalik modelleri tercih ediyorum, ki bu durum da herhalde benim içimdeki ciddiyeti temsil ediyor.

QP: İlk saatiniz neydi?

Ozan Balaban: 1982’de aldığım rengarenk bir Swatch’tı. Ondan sonra mermer kasalı çok hoşuma giden bir Tissot saatim oldu, o modeli halen üretip üretmediklerini bilmiyorum. Hatta mermer kasası kırıldığında çok üzülüp ağladığımı hatırlıyorum. 18 yaşıma geldiğimde, babam Rolex GMT Master hediye etti. Şimdi o saati ben de oğlum 18 yaşına bastığında ona vermek için saklıyorum.

QP: Çocuklarınıza bırakmayı dilediğiniz başka saatleriniz var mı?

Ozan Balaban: İkiz çocuklarım var; “Ben baba olarak saatlerimi erkek çocuğuma bırakacağım,” demek pek doğru değil ama öyle düşündüğünüz zamanlar olabiliyor. Fakat son yıllarda kadınların da erkek saatlerini takmaya başladıklarını gördükçe, kızım için de saatlerimin bazılarını ayırmaya karar verdim. Yakın zamanda oğluma özel siyah bir Rolex Daytona tasarlandı, arkasında “Sevgili oğluma” yazıyor. O belli bir yaşa gelene kadar ödünç olarak ben takıyorum. Aslına bakarsanız, kendime aldığım saatlerin çoğunu eşim kullanıyor; geri kalanların hepsiyse çocuklarıma kalacak. Sayemde eşim de saat tutkunu oldu. Öncelerde daha mücevherli ve altın saatlere önem verirdi, şimdi gerçek bir ‘Pateksever.’

QP: En çok gurur duyduğunuz saat hangisi?

Ozan Balaban: Babamdan kalan Rolex GMT Master… Ayrıca Audemars Piguet’den özel tourbillon bir saatim var; onla da hem kişisel hem de koleksiyonerlik adına gurur duyuyorum. Çünkü saat sabah 5’te kalkıyorum, gece 12’ye kadar çalışıyorum, hep işimin peşindeyim. Bunun bir sonucu olarak, hep şükrediyorum ki, koleksiyonuma böyle değerli bir parçayı dahil edebilecek imkanım oldu.

QP: İşinizle zaman kavramını nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

Ozan Balaban: Zaman, benim işimin en önemli kısmı; bu nedenle ulaşılabilirlik en temel nokta. 7 gün 24 saat telefonum açık. İki hafta tatile gidip ofise uğramama veya 3 gün telefonu kapalı tutma lüksüm yok. Eşim tatillerde telefonumu yanımdan ayırmayışımdan şikayetçi elbette. Ama geçenlerde çocuklarla Disneyland’e gittiğimizde, gün içerisinde telefondan 5-6 saat ayrı kalmayı öğrenmeye başladım, aklım işte kalmasın diye kendimi eğitmeye çalışıyorum.

QP: Saat sektöründen nasıl yenilikler bekliyorsunuz?

Ozan Balaban: Şöyle özetleyeyim; henüz Apple Watch’u görmedim bile. Ben klasiği seven, geleneksel biriyim. Elektronik açıdan çok inovatif beklentilerim yok. Neticede telefonda saati görebiliyoruz. Kolumda taşımak için daha çok, geleceğe bırakılabilecek zamansız modeller ilgimi çekiyor. Gençliğimde gösterişli saatler seçerek bu konuda daha toy davranıyordum. Şimdiyse 30 yıl önceki haliyle şu an aynı olabilen saatlerin 30 yıl sonra da aynı kalacaklarına inandığım için daha klasik modellere yöneliyorum.

QP: En çok sevdiğiniz komplikasyon hangisi?

Ozan Balaban: Saatin akrep ve yelkovana sahip olması yeterli. Göz alışkanlığından dolayı takvimin olmasını da tercih ediyorum ama bir gereklilik değil. Tourbillon’suz bir mekanizmayı takamam gibi bir saplantım yok.

QP: Takarken korumaya en çok dikkat ettiğiniz bir saat var mı, yoksa hepsine özen gösteriyor musunuz?

Ozan Balaban: Audemars Piguet saatlerini kullanırken özellikle dikkat ediyorum çünkü kasaları metal olduğu için çizilmeleri daha kolay. Sportif giyindiğimde veya tekneye bindiğimde, mümkün olduğunca Rolex’i tercih ediyorum. Ayrıca Patek Philippe’in Nautilus saatimi de genellikle hafta sonlarında kullanıyorum.

QP: Kendini en iyi konumlandıran marka hangisi sizce?

Ozan Balaban: Tek bir markayı seçmek haksızlık olabilir ama, tasarım ve ticareti birleştirdiği mükemmeliyeti açısından cevabım, Rolex. Öte yandan eklemem gerekirse, benim için en özel olan saat ise, Patek Philippe. “Siz Patek Philippe’e sahip değilsiniz, yalnızca gelecek nesiller için saklıyorsunuz,” sözüne gönülden inanıyorum. Ve ayrıca da tutkulu bir  Audemars Piguet hayranıyım.