KEAN ETRO

  • 595 SHARES

Sonbahar/Kış 2019-2020 koleksiyonunu Türk tüketicisine tanıtmak için İstanbul’a adım atan Kean Etro ile bir araya geldiğimizde dikkatimizi çeken ilk şey, kültürel değerlere verdiği önem oluyor.

Fotoğraf : Mert Terliksiz

Bay Etro, vakit yaratıp sahafların, yerel lezzetlerin, halkın ve İstanbul’un içerisinde kaybolmak için heyecanlanırken bir yandan da yeni koleksiyonun nasıl bir tepki alacağını merak ediyor. Etro’nun maksimalist, renkli tavrının nereden geldiği, Kean Etro’yla tanıştığınızda daha iyi anlaşılıyor. O da bu nosyonun altını çiziyor: Etro bir yaşam stilinden doğdu.

QP: İstanbul’da olmanın en güzel tarafı nedir?

Kean Etro: Şu anki duruma göre düşünecek olursam, kesinlikle hava durumu. Milano’da hava iç karartıcı bir hal aldı, yağmur yağmaya başladı. Kış aylarını da çok sevdiğim için bu geçiş döneminden keyif alıyorum ama sıcak ve güneşli havalara karşı da bir zaafım var. Burada olmaktan keyif almamı sağlayan bir diğer şey, her ne kadar çok vaktim olmasa da, tarihi yerleri gezmek. Bugün üç, dört kütüphaneyi ziyaret edeceğim, sahaflara gideceğim.

QP: Ne tür kitaplar bulmayı hedefliyorsunuz?

KE: Coğrafya kitaplarına büyük ilgi duyuyorum. Burada Kapadokya ile ilgili kitaplar bulabilmeyi çok istiyorum, hatta kitapların İtalyanca olması gibi bir derdim de yok, Türkçe kitaplara da bakacağım. Küçük bir çocuk gibi fotoğraflara bakmaktan mutlu olacağım. Türkiye’de yaşayan farklı kültürlerin kıyafet, dil ve yemek alışkanlıklarına dair eserler bulmak istiyorum. Bu çok kolay olmayacak ama farklı dükkanları gezip, deyim yerindeyse, ava çıkacağım.

QP: Geçtiğimiz sene Etro kuruluşunun 50’nci yıl dönümünü kutladı. Geriye dönüp baktığınızda, geçen zaman içerisinde markanın bugünkü başarısına ulaşmasını sağlayan kırılma noktalarından bahsedebilir misiniz?

KE: Sabah uyandığımda Carlo ile sohbet ediyordum. Carlo, yaklaşık bir buçuk yıldır bizimle iletişim departmanında çalışıyor. Buradan önce Gucci’de görev alıyordu. Kendisine, markanın kuruluş yıllarında babamın peşinden farklı şehirlere gittiğimden bahsediyordum. Babam, yakın arkadaşları olarak nitelendirebileceği insanlara buluşmaya giderdi. Donna Karan, Oscar de la Renta gibi isimler… Bu insanların ve aklınıza gelebilecek diğer ünlü tasarımcıların o günkü tavırlarını, dergilere kapak oldukları fotoğraflarını hatırlayın. Hepsinin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Şimdilerde tasarımcıların hepsi biraz daha kasvetli. O zamanlar kreatiflik çok daha fazlaydı, çok daha özgürdü. Marketing stratejilerinden uzak bir şekilde tasarım yapılıyordu. Bu noktada Etro önemli bir rol oynadı ve bu doğrultuda 1985 yılında Etro’nun ilk mağazasını Monte Napoleone yakınlarındaki küçük bir sokakta açtık. İpek kullanarak tasarladığımız ürünleri Avrupa’nın merkezinde satmaya başladık. Kıyı bölgelerinde satış yapan marka, bir anda modanın kalbinin attığı başkentlerden birinde yükselmeye başladı. Asıl kırılma noktası bu oldu. Tabii kardeşim Veronica St. Martins’den mezun olduktan hemen sonra onu markaya dahil olmaya ikna etmem de önemliydi, çünkü her şeyle tek başıma uğraşamazdım.

QP: Bahsettiğiniz bu süreçte, Etro’nun kökleri her zaman Milano ve İtalya ile özdeşlemiş haldeydi, tıpkı bugünkü pek çok lüks moda markası gibi… Bu bağlamda, sizi diğer rakiplerinizden ayıran nedir?

Bu sorunun cevabını merak edenleri QP:28. sayımızın 58. sayfasına davet ediyoruz. Dergiye abone olmak için ise abone@qpmagtr.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz