DÜNYANIN ÖTEKİ TARAFINDA OLANLAR

  • 336 SHARES

Beran Toksöz, Hello Tomorrow Turkey Kurucusu, enerji ekonomisti ve girişimci Timur Topalgökçeli ile bilimsel keşifleri baz alan start-up ekosistemini konuştu.

Etrafını sorgulamak ve çözümler üretmek, inovasyonu oluşturabilmek için temel normlar ise her şeye ‘Neden?’ sorusuyla başlayabiliriz. Bu minvalde insanlığa kademe atlattıracak teknolojiler ve onların hayata geçmesi ile ilgili merak ettiğimiz bazı hususlar var.

Hello Tomorrow organizasyonunun amacını ve onu benzerlerinden farklı kılan özellikleri öğrenebilir miyiz?

Hello Tomorrow tüm dünyada Ar-Ge laboratuvarlarından çıkan fikirlerin ürüne dönüşmesini, bunların bilim ve teknoloji girişimciliği ile gelişmesi için kurulmuş bir organizasyon. Ürün gamları için 10 adet kategori belirledik. Aralarında engelliler için teknolojik çözümler ve gelişmemiş ülkelerde sağlık ile ilgili ilerlemeleri sağlayacak projeler gibi insanların yaşam kalitesini artıracak fikirler yer alıyor. Sadece sosyal medya ve e-girişim ile geliştirilecek çözümlerden ziyade insanlığa kademe atlattıracak teknolojilerin önemine inanıyoruz. Bizi farklı kılansa yola ticari bir kuruluş olarak çıkmamamız. Hello Tomorrow kurucuları olarak bizzat bilim ve teknoloji girişimcileriyiz. Bizi destekleyen önemli kişilerden Michael Bloomberg’in de belirttiği üzere, girişimciler tarafından ve onlar için bilimsel keşifleri destekleyen global bir inisiyatifiz. Bu sebepten ötürü kalite ağımız çok dar.

Hello Tomorrow’u hayata geçirirken İstanbul’u seçmenizin nedenleri neydi?

Paris’te yaşarken enerji ve çevre alanında Amerika ya da İngiltere’de bir start-up kurma fikrim vardı. Bir yandan Türkiye’de yaşamak da aklımın bir köşesindeydi hep çünkü ben yarı Türküm. Hello Tomorrow’u globale yayma fikrine sahip olduğum sıralarda Türkiye’de bir pozisyon teklif edildi. Çok büyük bir risk olsa da ülkeye inandım ve teklifi seve seve kabul ettim. Çünkü nüfusun yarısı 35 yaş altında; çok dinamik ve teknoloji penetrasyonunun çok yoğun olduğu bir topluluk. Ve herkes adaptasyon eğilimli, ki bu da kültürümüzün yörük kökeninden geliyor. Öte yandan Türkiye, lineer bir gelişmedense çeşitli sıçramaların görülebileceği bir ülke. Bir başka deyişle gerekli yatırımlarla teknolojiye odaklanılabilirse gelişme potansiyeli oldukça yüksek. Türkiye geçmişte inovatif fikirleri hep yurt dışından ithal etti ama yeni nesilde ‘Ben kendim de bunu yapabilirim’ nosyonu çok gelişkin. Ayrıca eski kurumsal yapıların cazip gelmemesiyle birlikte start-up’lar gençler için daha pozitif bir iş modeli haline dönüştü. Bu potansiyeli geliştirmek ve Türkiye’deki girişimcilere kapıları kapatmamak için inovasyon ekosisteminin her paydaşıyla birlikte çalışıyoruz. Bakan seviyesinden 15 yaşındaki maker pozisyonuna, inovasyona kavuşmak isteyen herkesi bu yapı altında topluyoruz.

Yurt dışında büyüdünüz ve uzun süre orada yaşadınız; buraya döndüğünüzde Türkiye’deki girişimcilik ekosistemi ve girişimci kültürünü nasıl buldunuz?

İstanbul, İzmir, Ankara ekosistemlerine daha hakim olmakla birlikte biliyorum ki Türkiye’nin dört köşesinden -mesela Trabzon ya da Antep’ten- çok kaliteli yazılım ürünleri, endüstriyel tasarım ya da ufak tefek innovatif ürün fikirleri çıkabiliyor. Sorunlara gelirsek; Türklerin genellikle kısa vadeli düşünce yapısı var. Uzun vadeli bir vizyon üzerine düşünüp hareket eden çok az kişi bulunuyor. Girişimcilik sektöründe ise ‘şirketimi kurdum, hemen satmalıyım’ mantalitesi mevcut.

Bugüne kadar Hello Tomorrow’da karşılaştığınız, sizi en çok heyecanlandıran girişim fikirleri hangileriydi?

Hello Tomorrow Challenge’da globalde 110 ülkeden, dünyanın en iyi üniversitelerinin Ar-Ge merkezlerinden gelen 3600 adet çok kaliteli start-up başvurusu aldık. Bunlar bilimsel olarak patentlenmiş olmasa da erken aşamada bilim ve teknoloji start-up’ları. 2014’te ilk kazanan start-up EPFL Lozan Üniversitesi’nden çıkan, beyin ve omurilik implantları geliştiren bir gruptu. Felç olmuş insanlar için oluşturulan implantlar, beyinde ‘artificial stimulus’ üzerine hala sinir uçları olan hastalarda, o motoru tekrar tetikleyen bir mekanizma yaratıyor. Bu olağanüstü fikirle jüri koltuğunda otururken karşılaştığımda çok etkilenmiştim. Fikir iki senedir gazilerde uygulanıyor ve ben de bu girişimin parçası olmaktan gurur duyuyorum. Onun dışında bir NASA mühendisinin 15 yıldır ‘Mars’ta nasıl ağaç yetiştirebilirim; atmosferi değiştirdiğimizde bu mümkün olur mu?’ sorusunun doğurduğu fikir de çok etkileyiciydi. Start-up grubu, öncelikle dünyadaki orman kayıplarına dikkat çekmek için tohum ekme mekanizmasını bir drone teknolojisiyle birleştirdi. Fakat tohumları sadece ekmenin yeterli olmayacağını fark edip aynı zamanda onları suda çözünür bir kapsül halinde tutuyor ve mekanik sistemle toprak altına dikiyor. İlk büyük yağmurda aktive olan kapsüller drone’lar sayesinde maliyeti çok daha düşük bir şekilde milyonlarca ekim gerçekleştirebiliyorlar. Bu örnekte varolan teknolojilerin kombinlenmesi bile sayısız inovatif fikrin doğabileceğinin bir kanıtı. Geçtiğimiz yıl ise bir start-up grubu Almanya’da dünyanın ilk dikey şekilde uçuşa geçip inebileceği uçak icat etti ve yarışmayı kazandı. Ödül olarak 100 bin Euro kazandılar, bir sene içinde de 100 milyon Euro’luk fon elde ettiler. Bu başarıyı Hello Tomorrow sayesinde elde ettiklerinden bahsetmeleri çok gurur verici.

Bahsettiğiniz tüm fikirler inovatif olmakla birlikte günlük hayata yayıldığında anlam kazanacak projeler. Bu tip inovasyonları en çok destekleyen ve gelişmesi için doğru atmosferi sağlayabilen ülkeler hangileri?

Bu sorunun cevabını merak edenleri, QP No:17’nin 74. sayfasına davet ediyoruz.