CHRISTOPH GRAINGER-HERR

  • 280 SHARES

IWC’nin CEO’suyla markanın temelinin atıldığı Schaffhausen’de buluştuk ve mimari geçmişini yüksek saatçilik sektörüne entegre eden Grainger- Herr’in multi-disipliner tavrından yola çıkarak, IWC’nin sahiplendiği farklı alanları konuştuk.

QP: Yüksek saatçilik kariyeriniz, iç mimarlık geçmişinizden benzerlikler barındırıyor mu?

Christoph Grainger-Herr: Bugün yüksek saatçilikte estetiğe çok önem veriliyor. Böyle bir sektörde başarılı olmak için fonksiyonelliğin de ötesine geçen, duygu dolu parçalar tasarlamak gerekiyor. Çünkü mekanik saat satın alan insanlar, salt zaman mefhumundan değil, aynı zamanda tercih ettikleri markanın sunduğu deneyime, ürüne yüklediği anlamlara da ortak olmak için alışveriş yapıyor. Bu yüzden bir tasarımı tamamladığımızda, ürünün şekillenmesini sağlayan hikayeye de odaklanıyoruz. Yani bir anlamda bu işin de bir mimarın çalışma biçimiyle pek çok ortak noktası var: Bizim de temel amacımız, teknik anlamda kusursuz çalışan ve aynı zamanda estetik açıdan göze hitap eden bir sonuç elde edebilmek.

QP: Gençken kendinize örnek aldığınız bir mimar var mıydı?

CGH: Gençliğimi düşündüğümde, beni en çok mimarideki saflığın etkilediğini görüyorum. O dönemde altın çağını yaşayan İsviçreli mimar Peter Zumthor önemli bir figürdü benim için. Zumthor’un mimari bakış açısı oldukça minimal; ancak detaylara verdiği önem, bu bakış açısını çok güçlü kılıyor. Zumthor’un yarattığı eserler, mimari yapılarda ilerleyen dönemlerde de etkisini hissettirdi. Vals’de tasarladığı Therme Vals’den sonra banyo, spa ve yüzme havuzu çerçevesinde tasarım anlayışları değişti. Progresif bakış açısından dolayı bana ilham veren diğer isimler, Jan Kaplický ve Amanda Levete ve beraber kurdukları Future Systems Architecture. New York’taki Meatpacking District’te tasarladıkları, alüminyum bir tünelden içeri girdiğiniz Comme des Garçons butiği ve Birmingham’da inşa ettikleri Selfridges mağazasından çok etkilenmişimdir. Bu ekip, hali hazırda var olan mimari ögeleri kullanarak fütüristik
bir perspektif yakalamakta oldukça başarılı. Üstelik, ortaya çıkan yapı, etrafındaki peyzajla birlikte değerlendirildiğinde, göze batmıyor; aksine bulunduğu ortama rahatlıkla entegre olabiliyor. Son olarak söyleyeceğim bu ismi ise, geleneksel ve modernist bakış açısını bir arada kullanmaktan bizzat büyük keyif aldığım için eklemek istiyorum: Ludwig Mies van der Rohe.

QP: İşin ilginç tarafı, IWC’nin manüfaktürünü de siz tasarladınız. Markanın değer sistemini yapıya aktarma süreci sizce nasıl geçti?

Bu sorunun cevabını merak edenleri QP:30. sayımızın 50. sayfasına davet ediyoruz. Dergiye abone olmak için ise abone@qpmagtr.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz