Saat Tutkunu Can Korur

  • 3033 SHARES

“Burada fikir patrondur.” anlayışını benimseyen Titrifikir reklam ajansı 2 yıl önce kuruldu; ilk 6 ay içerisinde sektörün en büyük 20 ajansından biri oldu. Şimdi ise Türkiye’nin en büyük 9. lokal ajansı. Başarıyla ve ivmeyle ilerleyen bu fikirlerin arkasında ise Can Korur var. Röportaj Beran Toksöz Fotoğraf Özkan Önal

QP: Zaman sizin için ne ifade ediyor?

Can Korur: Zaman en başta yaşamı ifade ediyor benim için. Sektörde ise aslında zamansızlık var; günün yetmediği, sabah 9’da başlayıp gece 3’e, hatta 6’lara kadar devam günlük yaşantı… Reklam sektörünün rutini bu, herkes böyle çalışıyor. Zaman bu yüzden işimizdeki en önemli şey. Çünkü daha fazla olsa hep daha mutlu olurduk.

QP: O halde saatlerle aranız nasıl?

Can Korur: Saatler de bir türlü yetmiyor, 24 saatin yetmediği gibi. Sürekli yeni bir modele sahip olmak istiyorsun. Bir de benim gibi, girdiğin kumda dibine kadar inmek gibi bir meraka sahipsen, durmadan yenisini almak istiyorsun.

QP: Saat almaya nasıl vakit buluyorsunuz? Nelere dikkat ediyorsunuz?

Can Korur: Uzun süren araştırmalar yapmıyorum. Saat alışverişlerimi daha çok aniden yaşadığım etkilenmeler çerçevesinde yapıyorum. Sokakta yürürken bir anda vitrinde gördüğüm saat beni çok etkilerse, içeri girip pazarlığı yapıp saati alıp çıkabiliyorum. Tutkun olduğum markalar var elbette. Onlardan kopmamaya dikkat ediyorum, öyle çok maceracı değilim.

QP: Peki, fonksiyonellik mi, dizayn mı?

Can Korur: Tamamen dizayn; kesinlikle gördüğüm andaki beğenim önemli.

QP: Reklamlarından etkilendiğini düşündüğünüz markalar var mı?

Can Korur: Rolex reklamlarını oldum olası çok beğenmişimdir. Audemars Piguet’nin de yarattığı dünya çok hoşuma gidiyor. Belki de bu markalar konusunda bir algıda seçicilik söz konusu olabilir.

QP: Olmazsa olmaz dediğin markalar hangileri?

Can Korur: Audemars Piguet ve Patek Philippe. Neredeyse tüm modellerini beğendiğimi söyleyebilirim. Rolex’i bu iki markadan ayrı bir yerde tutmakla birlikte, aramızda özel bir duygusal bağ olduğunu düşünüyorum.

QP: Diyelim ki bir saat kampanyası üzerinde çalışıyorsunuz, hitap edeceğiniz kitleyi en çok neyle etkilemeyi düşünürsünüz?

Can Korur: Gıdanın bile satılmasında ambalajın etkisi büyük. Dış görünüm, dizayn çok önemli. Sonuç itibarıyla bu bir aksesuar. Fonksiyonellik listede ikinci sırada geliyor. Bir saat önce göze, sonra zihne en son da kalbe hitap etmeli. Yapacağım iletişim de bu minvalde olurdu diye düşünüyorum.

QP: İlk saatinizi hatırlıyor musunuz?

Can Korur: Elbette. 7 yaşındayken Londra’dan annemlerin aldığı, Mickey Mouse’un kolu ve bacağının akreple yelkovan olduğu saatim. Sonra Swatch bir saatim oldu ve zamanla Swatch koleksiyonu yapmaya başladım; 400’e yakın Swatch topladım. Her yeni çıkan modelini alıyordum. Swatch’a sahip olmak o gün zormuş gibi geliyordu, para biriktiriyordum, anneme babama yalvarıyordum yenisini alsınlar diye…

QP: Saat dışındaki ilgi alanlarınız neler?

Can Korur: Koleksiyon merakım var. Ne bulursam biriktiririm diyebilirim. Bir yandan resme meraklıyım, daha yolun çok başındayım tabii ancak klasik resim topluyorum. Ufak ufak modern resme de bulaşmaya çabalıyorum. Tespih merakım 13-14 yaşıma dayanıyor. Uzun yıllardır keyifle topluyorum. Koleksiyonerlik bana göre şöyle ilerliyor; önce tanışıyorsun, öğreniyorsun, dağılıyorsun ve ne bulursan alıyorsun. Sonra yavaş yavaş rafine olmaya başlıyorsun. Neyi sevip sevmediğini anlıyorsun. Tespih özelinde yıllarca ağaçtan, taşa, kemikten, dişe, boynuza kabuğa ve tabii ki fosile pek çok materyel toplamışım. Bi an fark ettim ki tüm bunların içinde beni en çok etkileyen kehribar tespihlerim. Artık daha seçiciyim, ağırlıkla özel kehribarlar peşinde koşuyorum…

QP: Son olarak, ileride almak istediğiniz saat hangisi?

Can Korur: Henüz bir tourbillon’um yok maalesef. Bu komplikasyonun yaratıcısı olan bir Breguet Tourbillon’a sahip olmak isterim.