MARDİN

  • 52 SHARES

16. yüzyıldan kalma Deyrülzafaran Manastırı’nda yıldızlı bir geceyi Nimet Kıraç anlatıyor.

Safran Manastır olarak bileni de var, çünkü sarı kesme taşları rengini bahçesinde bir zamanlar yetişen safran, yani zafaran bitkisinden almış. Ta 5’inci yüzyılda paganlar tarafından güneş tapınağı olarak inşasına başlanmış, sonra da Süryaniler’in ruhani kullanımları ve ikametleri amaçlanarak tamamlanmış. Bugünse, Deyrülzafaran Manastırı Mardin’in olmazsa olmazlarından. Bense, öylesine şanslıyım ki, bu eşsiz ve tarihi Mezapotamya yapıtında bol yıldızlı bir gecede konaklıyorum.

Mardin’in kül rengi eski şehir merkezinden arabaya atladığınızda, tozlu otoyolların kenarlarında bir acayip duran yeni binaların ve E-tipi kapalı cezaevinin yanından geçerek yaklaşık 20 dakikada varıyorsunuz Mardin Ovası’na hakim bu tepeye. Bakir çeperini sarı otlak sarmış, rüzgar yiyen ve dev metal parmaklıklarla ana akım ülke kültüründen ayrılmış bir ibadethane ve ikametgâh burası. Güvenlikli kapısında dev bir Türk bayrağıyla ziyaretçilerini bekleyen manastırın Süryanice’deki adı, Mor Hananyo.

Az odalı bu mazbut komplekste yaklaşık 12 Süryani yaşıyor. Bunlardan birkaçı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarına düzenli giden, sabah ve akşamları da Süryani kültürü ve inancını yaşatmak adına ibadet ve öğretilerine gömülen çocuklar. Çanın çalmasıyla, saat altı civarında güne başlıyor ve rahiplerin rehberliğinde kurtarıcı belledikleri Hz. İsa ile kurdukları gönül bağlarını hasretle örüyorlar.

Onlar, UNESCO’nun tespit ettiği üzere, ülkemizde yok olmaya yüz tutmuş 18 dilden birini konuşan, o dilde rüya görüp o dilde günlük tutan; azınlıkların içindeki azınlıklar. Öyle ki, Mardin şehir merkezinde yaşayan yaklaşık 70 Süryani aileden neredeyse hiçbirisi anadilini bilmiyor, konuşamıyor. Ancak Kırklar Kilisesi, Deyrülzafaran Manastırı veya

Mor Gabriel Manastırı gibi şehrin Süryani kalelerinde eğitim görmüş veya koroya dahil olmuş olanlar bu dili sonraki jenerasyonlara öğretebilecekler. Yine de çevre köylerde halen etnik kökeni Süryani olan ev ahalisi tarafından bu dilin konuşulduğunu, yaşatıldığını öğreniyorum ve bir kez daha aklımdan geçiyor: Köy, her daim öz, töz, nereye gitsem göreli gerçek. Aslında gün içinde müze olan ve meraklısının gelip gezebileceği, Mardin’e gelmişken de gezmeden dönmenin “hayret bir şey” dedirteceği değerde bir yer Deyrülzafaran Manastırı. Tarihi, kültürel ve hatta sosyopolitik önemi bir yana, burada –yakınlarda deneyimlenmiş veya jenerasyonlarca aktarılmış– hikayeler ve bunları size anlatmaya can atan rahipler var. Bunlardan bir tanesi, manastırın tanınan yüzü Raban Gabriel Akkurt.

Yazının devamını QP Women No:3’de 168. sayfadan itibaren okuyabilirsiniz.