KİTLESEL İLETİŞİM GÜCÜYLE BİR MEDYA KANALINA DÖNÜŞEN MODA VE SAHTE GERÇEKLİK ÇAĞINDA MESAJ KAYGISI

  • 67 SHARES

İlkbahar/Yaz 2019 sezonuydu. Raf Simons’un Calvin Klein 205W39NYC koleksiyonuydu. Filmin sonuydu. Az sonra yollar ayrılacaktı. O sırada bunu bilmiyorduk tabii.

Yazı Zeynep Yener

Simons’un vizyonunda, bir Spielberg klasiği, 1975 tarihli Jaws vardı. Film ilk kez gösterime girdiği dönemde, Watergate skandalının hemen ardından yozlaşmış otorite mercilerine bakıyordu dünya. Beyaz perdeye bir daha denize girmeme, hatta küveti doldurmama pahasına bakan geniş kitlelerin karşısında ise, dikkatleri gündemden başka yöne çeken bir gişe rekortmeni vardı. Senaryoda köpekbalığı dışındaki tek kötü karakterin, tehlikenin boyutlarına rağmen adanın turizm geliri elden gidecek endişesiyle plajı kapatmak istemeyen belediye başkanı olması, o gün o podyumda, onca film dururken Jaws’ın gündeme gelmesinin sebebiydi. Calvin Klein mesaisi için bir süre önce A.B.D.’de yeni bir hayata başlayan Simons, Trump politikalarıyla çalkalanan yeni ülkesinde kendi aksanıyla bir mesaj vermek istemişti. O sezonu, yıllar sonra kült bir filmin promosyonunu yapıyormuş edasıyla Jaws temalı Calvin Klein 205W39NYC kombinleri ya da highstreet muadilleri içinde geçirenler, köpekbalıklarına yem oldu. Mesajı alanlar, başkaydı, meclisten dışarıdaydı.

Dior’un 70 küsur yıllık tarihindeki ilk kadın kreatif direktör olmasının altını çizerek, Paris’teki mevcudiyetini ‘kadın hareketi’ne adayan Maria Grazia Chiuri, İlkbahar/Yaz 2017 sezonunda, Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin We Should All Be Feminists adlı romanından alıntı yaptığı bir tişörtle modanın mesaj yayma gücünü ortaya koymuştu. Chiuri’nin mesajı, Simons’un anlatmak istediklerine göre çok daha açık ve netti. #MeToo çağında, Dior koleksiyonlarına feminist edebiyattan referanslar yerleştirmeye ilerleyen sezonlarda da devam eden Chiuri, sloganlı tişört furyasına podyumlarda yeni bir anlam ve amaç kazandırdı. Dior’un Sonbahar/Kış 2019 koleksiyonundaki feminist söylem, bu kez Amerikalı yazar, şair ve aktivist Robin Morgan imzalıydı. Morgan’ın Sisterhood is Powerful, Sisterhood is Global ve Sisterhood is Forever antolojileri, Dior etiketli tişörtler üzerinde medyatikleşti.

Dior Haute Couture Sonbahar/Kış 2019 defilesi de “Are Clothes Modern?” sorusuyla açılmıştı. Sorunun kaynağı, Avusturya kökenli Amerikalı mimar, yazar ve sosyal tarihçi Bernard Rudofsky’ye ait bir makalenin başlığı ve 1947 yılında MoMA’da açılan, aynı adlı sergiydi. Giysilerin form ve fonksiyon ilişkisine odaklanarak zaman içinde modern kalabilmelerine dair Rudofsky’nin uzun yıllar önce başlattığı bu sorgulama, bugün için de geçerli olduğu gibi, entelektüel bir sohbetin açılışını yapma potansiyeline sahipti.

Yazının devamını QP Women No:4’de 60. sayfadan itibaren okuyabilirsiniz.