AYVALIK MANTRASI

  • 2 SHARES

Ayşe Boyner, kız kardeşi Emine Boyner’in “zeytin toprağına” yolculuğunu anlatıyor.

20 yaşımdayken bile “Büyüyünce onun gibi olmak istiyorum” dediğim birinden bahsedeceğim; nevi şahsına münhasır, benzer biriyle hiç tanışmadığım, tanışacağımı da sanmadığım, kardeşimden. Büyüyünce onun gibi olamadım, üstelik benden dört yaş küçük olmasına rağmen o benden çok daha önce büyümüştü. Çocukluğundan beri pek ‘şehir kızı’ değildi, kendini odasına kapayıp ortalama okurun hayatında duymadığı kitapları okur, filmleri izlerdi. En büyük hayali büyüdüğü zaman acımasız dünyadan kurtardığı yüzlerce köpeğe bakabileceği ve doğayla iç içe olabileceği bir çiftlikte yaşamaktı. Belki bunu hayata geçirmedi ama kendini büyük şehirden kurtarıp zeytin toprağı Ayvalık’a yerleşti; doğa ve çevre sevgisinden beslenerek yarattığı güzellikleri, şehir hayatından kaçmak isteyen diğer insanlara sunacağı Atölye Patika’sını kurdu.

Emine’yi hayatında bir kere görmüş biri, Cunda’da gezerken tesadüfen Atölye Patika’ya girse, “Burası Emine’nin atölyesi mi?” diye sorabilir. Doğallığı, ince zevkleri ve sadeliğiyle Atölye Patika için ne sadece atölye ne de basit bir dükkan diyebiliriz. Zira burnunuza o küçücük alanda bir sürü güzellikle karşılaşabilirsiniz. Örneğin kapıdan adım attığınızda hemen girişte Kürşat zeytinyağlarını göreceksiniz. Ailem diye demiyorum, ben seyahat ederken küçük cep boyutundaki zeytinyağı şişemi yanıma almadan edemiyorum. Bu küçük şişenin adı da “sevdiğim yanımda.”

Zeytinyağı köşesini geçince kendinizi evinizdeymişsiniz gibi rahat hissettiren ve bütün gün orada oturma isteği yaratan, bazen caz, bazen İncesaz, bazen Afrika müzikleri çalan odaya giriyorsunuz. Burada Emine’nin seramik işleri, sevdiği kitaplar, çizdiği resimler ve çektiği fotoğraflar etrafı süslüyor. Seramik işleri arasında heykel, vazo, tabak ve çanaklar var. Emine, seramik işlerini üst kattaki nam-ı diğer “içe kapanık” sanat atölyesinde elde ya da tornada yapıyor ve sabit bir kalıp üzerinden çalışmadığı için her iş kendine has oluyor. İlk yaptığı ve bana göre en çarpıcı koleksiyonlarından seramik gelincikleri, vazo, kase, süs ve bir de minicik halleriyle kolye ucu gibi birçok form ve renge sahipler.

Günlük kullanım için olan seramikleri daha yalın ama bir o kadar da özeller. Kahve fincanından çorba kasesine, servis tabağından saksılarınıza ektiğiniz tohumların ne olduğu karıştırmamak için üstüne ismini yazabileceğiniz işaret çubuğuna kadar oldukça geniş bir skalaya yayılan güzellikler bulmanız mümkün. Bu odada bir de benim çok sevdiğim bir iş var; adı “Hayalet Dağlar.” Emine bunu “Etekleri kırpılmış, zirveleri yontulmuş dağların anısına” diye anlatıyor. Hemen yan odadaki mis kokular diyarının başrol oyuncuları sabunlar. Bu sabunlar girişte göreceğiniz Ayvalık zeytinyağlarından ve Emine’nin kendi harmanladığı, aromaterapi özelliği taşıyan bitki esansiyel yağlarından elde üretiliyor. Emine, içeriği doğal olan bu sabunları mutfağındaki sabunhanede döküyor. Portakallı ve paçulili, lavantalı ve biberiyeli, ylang ylang’lı ve ıtırlı gibi birçok karışımı var. Bu odada aynı zamanda sevgili ahşap ustası Cemil ağabeyin budanmış zeytin dallarından yaptığı ahşap çalışmaları (servis tahtaları, tepsiler, baharatlıklar) da yer alıyor.

Gelelim Cadı Kazanı’na… Emine bitki bilgesi hocalarından aldığı bitkisel tedavi eğitimini tamamladıktan sonra gerçek bir cadı oldu! Kardeşim artık Cadı Kazanı’nda sihirli iksirler hazırlayıp bitkilerin şifasını paylaşıyor. Burada bebekler için “mutlu popo merhemi”, vücut ağrılarınız için “acılı ağrı ovması”, cildinizi yenilemek için “lavantalı, zeytinyağlı vücut ovma tuzu”, yumuşak dudaklar için “bal dudak”, güneş sonrası için “güneş sonrası şefkat kremi” gibi her derde deva iksirleri bulabilirsiniz. Atölye Patika’da anlattıklarımın yanı sıra sabun ve seramik yapımı, permakültür ve geri dönüşüm gibi konular üzerine de çalışmalar yapılıyor. Emine’nin çocuklar için yaptığı resim ve heykel atölye çalışmaları ise üst kattaki, kapıları genellikle sadece çocuklara açılan “içe kapanık” atölyesinde gerçekleşiyor. Tüm bunlara istinaden, Atölye Patika, bence gidildiğinde “Ah keşke bize yakın bir yerlerde de olsa” dedirten o güzel yerlerden biri. Ben her gidişimde tekrar büyüleniyorum. Ve olur da yolunuz Cunda’ya düşerse, aşağıdaki satırların aklınızda olmasını öneriyorum. “Atölye, işlerini, tutkularını ve tecrübelerini paylaşmak isteyen sanatçı, zanaatkar, müzisyen, yazar, çevresine dost, otacı vs. kişilere kapılarını açık tutmakta ve farklı alanlar arası muhabbetler oluşturarak, kendi kendine yeten sistemler geliştirmeyi hedeflemektedir. Patika sanat çalışmalarının yanı sıra, toprağın sunduklarına saygılı ve minnettar bir anlayışla, doğal ve el emeği sabun ve bitki preparatları harmanlayan, tüm canlılarla uyum içinde yaşamayı arzulayan bir çalışma ve paylaşma mekanıdır. Sanat ve zanaat arasındaki çizginin bulanıklaştığı bu atölyede doğa ve yaratıcılık iç içedir.