AYŞE BİRSEL

  • 55 SHARES

Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın kitabını yazan tasarımcı Ayşe Birsel, yıllardır ilgilendiği meseleleri anlatıyor.

Röportaj Benan Kapucu

Tasarımın insani yönünden etkilenerek ODTÜ’de endüstri ürünleri tasarımı okumayı seçen ve birincilikle bitirdikten sonra Fullbright bursuyla gittiği A.B.D.’de kısa sürede dünyanın en iyi tasarımcıları arasına girmeyi başaran Ayşe Birsel -eşi ve ortağı Bibi Seck ile birlikte- Birsel+Seck olarak yaptığı işi “sorunları, çözümleri ve formları özüne ayrıştırma” yoluyla yeni yanıtlar ortaya çıkarma pratiği olarak görüyor. Sevdiğiniz Hayatı Tasarlayın (Design The Life You Love) kitabında adım adım anlattığı yaratıcı süreç; tümüyle dışarıdan bakan bir gözle, empati kurarak “ağaca aşılanan bir filiz gibi” sorunlara yeni bir gözle bakma, “neden?” ve “neden olmasın?” sorularını sorarak senteze ulaşma, değerler ve metaforlar üzerine düşünme yöntemi sadece yenilikçi fikirler arayan üreticilerin değil, hayatını anlamlı yaşamak isteyenler için de yol gösterici.

QP Women: Her sabah uyanıp kalem ve kağıdı elinize aldığınızda, yeni bir fikir bulamamaktan korktuğunuzu söylüyorsunuz. GE, IKEA, Herman Miller ve Toyota gibi küresel markalarla çalışmış, müzelerde işleri sergilenen, onlarca uluslararası ödülü olan, dünyanın en yaratıcı bin kişisinden biri seçilmiş biri mi söylüyor bunu? Projelerinize baktığımda hep zihninizin berrak olduğunu, hep kolayca buluverdiğinizi düşünmüşümdür. O beyaz, bomboş sayfayla karşılaştığınız an, sizin için hala korkutucu mu gerçekten?

Ayşe Birsel: Açıkçası fikirler öyle kendi kendilerine gelmiyorlar… Her gün oturup, çalışmak gerekiyor. İnsan, fikirler bir yerden önüne düşsün istiyor ama öyle olmuyor. Bir tek ben böyle çabalıyorum sanıyordum ama sonra yazar, sanatçı ve tasarımcıların mücadelelerini okuduğumda, bunun bir illüzyon olduğunu fark ettim. O yüzden benim de yapabileceğim tek şey, sabahleyin henüz türlü düşünceler kafama doluşmamışken, taze bir zihinle ama tam uyanmamışken ve yargı mekanizması henüz çalışmazken oturup düşünmeye başlamak. Ama işte masa başına oturup ilk sayfayı açtığında insanın aklında hep “Bunu çözmeye nereden başlamalıyım?” diye bir soru oluyor. Bu sabah bile bunu yaşadım. Bir şeye cevap bulmam gerekiyordu. Kalktım oturdum, bir müzik koydum, çayımı demledim… Sonra yazıp çizdim; yazıp çizmeye başladıkça yavaş yavaş her şey netlik kazanmaya başlıyor. Fikir gelmese bile hiç olmazsa bir şey yapmış, bir çaba göstermiş olmanın getirdiği bir rahatlık var. Bir de şunu fark ettim, fikir egzersizini sürekli yaparsan belki bugün gelmiyor ama yarın, yarın olmazsa öbür gün, mutlaka geliyor. Stephen King bunu On Writing kitabında çok güzel yazmış: “Poponu o sandalyeye koyacaksın!”

QPW: En büyük projeniz, aslında kendi hayatınız. Yıllardır da yurt içinde ve dışında atölye çalışmalarında, konferanslarda bize sevdiğimiz hayatı tasarlayabileceğimizi söylüyorsunuz. Tasarım yapmaktan hayatı tasarlamaya nasıl geçtiniz? Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın kitabınızdan bahseder misiniz?

Bu sorunun cevabını ve röportajın geri kalanını merak edenleri, QPW No:4’ün 122. sayfasına davet ediyoruz. Dergiye abone olmak için ise abone@qpmagtr.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.