ANTWERP ANTWERP

  • 6 SHARES

Dünyanın hangi şehrinde aynı başarılı eko-sistem kurulmuş ve tıkır tıkır işliyor olursa olsun, hiçbiri ‘Belçika modası’nın yerine geçemeyecek.

Yazı: Zeynep Yener

Elmaslar kadınların en yakın dostudur. Şayet bu klişeyle yaşıyorsanız, burada yollarımız ayrılıyor. Eşini, dostunu, arkadaşını birtakım kıymetli taşlardan seçenlerden biri değilim şahsen. Antwerp dünya elmas ticaretinin merkezi ise (ki öyle), burada manyetik alan oluşturan düzeneklerin o sektörle hiçbir ilgisi yok. Aksine, bu şehirle yaşadığım adı konmamış ilişkide, değerli taşlardan çok daha değerli şeyler mevcut.

Her şeyden önce, kimlik ve aidiyet duygusu peşimi bırakmıyor Antwerp’te. Burada sadece umduğunu değil, her defasında kendimi bulduğum yerdeyim zira. Başta moda olmak üzere, Belçika’nın dünyaya açılan kapılarındaki tüm girişim ve girişimcileri aralarındaki farklılıklara rağmen ortak dilde buluşturan nitelikleri düşününce, kimlik mevzusuna kafa yormak için en doğru yerde olduğumu ayrıca belirtmeliyim.

Six degrees of seperation* teorisini, sosyal medya ve oradaki muhtelif hesaplarınızı ne derece etkili kullandığınıza bağlı olarak revize edebilir; tanıdığınız kişilerle bağlantılar kurarak asıl tanışmak istediğiniz insana ulaşmak için aranıza girmesi gereken insan sayısı ortalamasını üç küsurlara indirip, dünyanın ne kadar küçük olduğunun kanıtı fotoğrafı profil resminiz yapabilirsiniz.

Antwerp, halihazırda küçük. Beş yüz bin nüfuslu ve herkesin üç aşağı beş yukarı aynı standartlarda yaşadığı (en varlıklı olanlar bile orta sınıf arabalar kullanıyor) bu mütevazı şehirde tanışmak ve tanımak istediğiniz insanla bir araya gelme olasılığınız, araya bir tanıdık, hadi bilemediniz, o tanıdığın bir tanıdığını daha sokmaya bakıyor. Dries Van Noten’a olan mesafeniz, o akşam ayak üstü bir drink aldığınız mekanda, iki çift laf ettiğiniz birinden, “Dries mi? Daha dün öğlen birlikte yemek yedik.” cümlesini duymak kadar kısa. Belçika’nın en cool çağdaş sanatçısı Rinus Van de Velde’nin stüdyosunun kapısını çalacak samimiyeti bulmak için bir başka mekanda bir kokteyl daha alırsınız, olur biter. Beşeri münasebetler şehrinde o akşam birlikte yemek yediğiniz masadaki bir kadın, Raf Simons ile aynı köyden olduklarını, aynı ilkokula gittiklerini ve hala arada sırada görüştüklerini söyler. Hazır kendisi Calvin Klein mesaisi sebebiyle New York’ta yaşıyorken, acaba Antwerp’deki evini Airbnb yoluyla kiralayabilir misiniz hayallerine dalarsınız siz de. Belki bir sonraki gelişinizde orada kalırsınız. Çünkü ev çok güzel…

Avrupalı tren istasyonlarına hepten hayran bir birey olarak Antwerp Central Station’dan geçmek ve Endüstri Devrimi’ne ‘iyi ki olmuş’ diye selam vermek suretiyle sınırlarından içeri ilk adımımı attığı günden beri, her fırsatı buraya gelmek için kullanan birinin; ilk seferde kendine yanlış seyahat arkadaşları seçmiş, yine bir hata yapıp konaklama tesisi seçimini onlara bırakmış ve çok yanlış bir otelde kalmış olmasının bile (kim Antwerp’te adını tropik bir kuştan alan bir otele rezervasyon yaptırır? Niye?) arasını bozamadığı şehir… Antwerp’te hayat kolay. Zurenborg mahallesinde yürürken, Cogels- Osylei’nin dünya üzerinde ikamet edilecek en güzel caddelerden biri olduğuna ikna olmak çok kolay mesela. Her köşesinde Avrupa’nın ikinci büyük liman şehri olduğunu gösterirken, şehrin su ile yaşadığı romantik ilişkiye (içine bol miktarda ticaret bulaşmış olmasına rağmen) birinci dereceden tanık olmak da.

Schelde Nehri’nin sadece ekonomik anlamda beslemekle kalmayıp aynı zamanda şehir hayatı ve kültürünün ruhunu oluşturduğu Antwerp’te, ticarete olan tutkulu bağlılık, sanata ve yaşam sanatına olan ilgiye; geçmişe duyulan saygı, şimdi ve geleceğe yönelik planlara karışırken, Avrupalı kozmopolit bir şehir olma bilinci, beraberinde açık fikirliliği ve uçsuz bucaksız merakı getiriyor. Antwerp sokaklarında Rubens, Van Dyck, Plantin ve Jordaens aynı havayı soluyarak yürürken, hala bugünü yaşıyor olmanızın sebebi bu dengeler.

Yazının devamını QP Women No:1’de, abone olmak için abone@qpmagtr.com’a mail atabilirsiniz.