ALICJA KWADE

  • 43 SHARES

Yunancada merak anlamına gelen ‘periergia’ aynı dildeki ‘tuhaf’ sözcüğüyle aynı kökten türemiştir. Yani, merak aslında tuhaf olana karşı duyulan bir bilme isteği olarak düşünülebilir. Burcu Fikretoğlu, Alicja Kwade ile merak odağında bir röportaj gerçekleştiriyor.

Mitolojide de zaten tuhaflıkların sebebi çoğu kez meraktır. Pandora’nın ne yapıp edip kutuyu açışı, Gorgon’un bakışlarının taşa döndüreceğini bile bile kaçarken meraktan arkasına bakanlar, yanı başında yatan Eros’un suretini görmek için yasak olmasına rağmen bakmanın bir yolunu bulan Psyche gibi, başına ne gelirse merak yüzünden gelir çoğu zaman karakterlerin. Bilme isteği daha sonraki dönemlerde önce yasaklanıp günah sayılan, sonra da yüceltilerek insanı ve bilme tutkusunu hayatın merkezine alan bir hale gelir. Merak etmenin gerekliliği, bunun bütün bilginin kaynağı olması ve başa bela açması, zamandan bağımsız merak edilenin ne olduğuyla doğrudan ilgili tabii… Bugün var oluşumuzla, bedenimizle, içinde bulunduğumuz mekanla, dünyayla ve evrenle kurduğumuz ya da en azından kurduğumuzu düşündüğümüz bütün ilişki biçimleri merak edilenlerin bir sonucu olarak karşımızda aslında. Bilmeye duyulan istek, yaratıcı bütün disiplinlerde de üretmenin sebebi.

Alicja Kwade, 2010 yılında Kestnergesellschaft, Hannover’da ve 2012 yılında Art Basel Unlimited’daki In Circles başlıklı enstalasyonuyla iki kez art arda, görünmez bir merkezin kendine doğru çektiği bir mikro evren yaratmıştı. Şimdi retrospektif olarak bu dönemine bakıldığında, aslında bilimsel bir araştırma gibi yürüttüğü sürecin katmanlarını büyülenerek okuyabiliyoruz. Hem tutarlı, hem tahmin edilemez, hem öngörülebilir, hem de hayal dahi edilemez olanın yan yanalığı, bu araştırma sürecinin durakları olarak karşımıza çıkıyor. Lambalar, aynalar, kayalar, kapılar, ileri akar gibi görünüp kendine dönen saatler Polonya’da doğan ve Berlin’de yaşayıp üreten Kwade’nin soyut nosyonları somut nesneler üzerinden yeniden tanımlama adımları. Kwade’nin ilhamı bomboş mekanlardan, bilmemekten, anlamamaktan geliyor. Hiçliği gerçek olarak yeniden sunarken, hiçbir şeyin gerçek olamadığı ve sadece ihtimallerin olduğu bilinciyle, neredeyse halüsinatif diyebileceğimiz alternatiflerle somut gerçeklik anlayışımızı başka bir yere taşıyor. Bildiğimizin ve gördüğümüzün ilişkisini sorguluyor ve insan olmanın cevheriyle (eidos) iletişim kuruyor.

Yazının ve röportajın geri kalanını QP Women No:4’de 138. sayfadan itibaren okuyabilirsiniz.