ALTERNATİF MOMENTUM

  • 51 SHARES

Akıllı şehir vizyonunda, optimum verimlilikte işleyen bir trafik, yapay zekayla donatılmış insansız araçlar var fakat bu ne kadar yakın bir gelecek? İbrahim Subay, bu soruyu sorduktan sonra, QP için cevaplıyor.

Trafiktesiniz ve direksiyon otopilotta yani kendinizi yapay zekalı şoförünüzün güven dolu kollarına bırakmış durumdasınız. Bu yakın gelecek senaryosunda, yepyeni trafik kuralları gereğince diğer şoförler de yapay zekalı ve birbirleriyle iletişim halinde. Otopilot ile, teknolojinin tüm nimetlerinden konforunuz için azami derecede yararlandığınız seyir esnasında otomobilinizin yapay zekalı operatörü alarm durumuna geçiyor ve bir anda uyarılar devreye giriyor. Aracın frenleri kritik bir hata sonucu patlamış; en uygunundan bir yere toslamak dışında şansınız yok. Hızla önünüzdeki tablet boyutundaki ekranda çıkan iki alternatiften birini seçmeniz gerekiyor. Neredeyse her şeye muktedir görünen yüce yapay zeka, bir seçim yapmanızı istiyor: Ya ışıklarda yürüyen hamile bir kadına ve elini tutarak karşıya geçirdiği kızına çarpacaksınız ya da karşı şeritteki yaşlıca iki adama, orta yaşlı bir kadına ve onlarla yürüyen üç köpeğe. Ne yapardınız?

Bu soru, MIT’nin yürüttüğü bir çalışmada Tesla’nın da geliştirmekte olduğu ve halihazırda satışa sunulan modellerinde kullanılan sürücüsüz araç teknolojisine olanak veren yapay zeka araştırmalarının bir parçasıydı. Fakat elektrikli otomobil teknolojisi, içinde bulunduğumuz fütürizm çağından çok daha öncesine dayanıyor. Hatta bu teknolojinin mucidi, elinde tuttuğu ve bekleneceği üzere pek bir faydasını görmediği ilk dönem patentleriyle Nikola Tesla desek, uzak bir geçmişten bahsettiğimiz anlaşılacaktır. Ancak teoriden gerçek anlamda seri üretime geçişi arasındaki 100 yıldan fazlaca süreyi tanımlamak, elektrikli otomobil devriminin gerçekleşme ihtimalini anlamak için zaruri.

İlk Denemeler

Otomobil sanayiinin büyüdüğü dönemde, Amerika da petrol rezervlerinin genişliğinin farkına varmıştı. Motorlu araçların elde fazlaca bulunan petrol kaynaklarıyla ve Ford’cu seri imalat avantajıyla çalışması artık kaçınılmaz bir birliktelikti. Fakat durum sadece bundan ibaret değildi; elektrikli motor teknolojisinin araç üretiminde kullanılmadığı her geçen yıl, elektrikli motorların oyuna tekrar dahil olma çabalarını daha da zorlaştıracaktı.

Elektrikli otomobillerin 19. yüzyılın sonlarından itibaren sahneden silinmeleriyle birlikte yakın geçmişteki belki de en kayda değer geri dönüş denemelerinden biri, tahmin edileceği üzere 1973’teki Petrol Krizi ile başlayıp bir süre devam eden ve Amerika’nın petrol ithalatçısına evrildiği dönemde ortaya çıktı. Maalesef gerek elektrikli motor teknolojisinin halen yeterince olgunlaşmamış olması, gerekse petrol arz probleminin yavaş yavaş bertaraf edilmesiyle birlikte beklenen ivmelenme olmadı. Bu şansın kaçmasında, elbette vasat sayılabilecek elektrikli otomobil tasarımlarının da etkisi vardı. Aralarında en akıllarda kalan model, otomobil devi General Motors’un sınırlı sayıdaki üretimine rağmen başarılı bir satış istatistiği yakaladığı ultra fütüristik EV1 tasarımıydı. EV1’in neden üretimden kaldırıldığını, petrol lobisinin o dönem elektrikli arabaları nasıl yok ettiğini merak edenlere Who Killed the Electric Car? isimli belgeseli önererek bu bahsi kapatabiliriz.

Neden Şimdi?

Yakıt kapasitesiyle uzun mesafe seyahat imkanı sağlaması ve yakıt bittiğinde ise kolaylıkla bir benzin istasyonu bulabilmemiz, bugüne kadar ve halen içten yanmalı motorların en büyük avantajı oldu. Elektrikli otomobiller içinse tam tersinden söz etmek mümkün. Bataryaların şarj kapasiteleri neredeyse günlük ihtiyacı karşılamıyordu -ki bu evden çıkıp geri dönememek demekti ve şarj etmek de saatler sürüyordu. Elektrikli şarj istasyonlarının yaygın olmadığını da hesaba katarsak durum hiç iç açıcı değildi. Bırakın 19. yüzyılın ilk dönemlerini, bundan daha beş yıl öncesine kadar elektrikli araçların önündeki belki de en büyük problemin çözümü, uzak bir ihtimal gibi duruyordu.
Bugünlerde ise işler kısa zamanda fazlasıyla değişti. Yenilenebilir enerji devriminin başlamasıyla sektörün odağına oturan ‘enerjinin depolanması’ problemi Ar-Ge yatırımlarının katlanmasına ve sektörün büyümesine paralel olarak çözüm arayışlarının da hızlanmasına neden oldu. Yaygınlaşan kullanım alanları ve artan ihtiyaçları karşılama çabaları, batarya teknolojilerinin hem gelişmesine hem de dramatik bir şekilde ucuzlamasına yol açtı. Yeni dönemde bataryaların kapasiteleri artarken, şarj sürelerinin kısalmasında da neredeyse çözüme ulaşıldı. Bugün 30 dakikalık şarjla, 270 km yol kat etmek mümkün.

Yazının devamı okumak için QP:17 sayısını edininiz.

Fotoğraf kredileri(soldan sağa): Volvo’nun 1977’de yarattığı elektrikli otomobil; Elon Musk’ın Mars’a göndermeyi planladığı Tesla Roadster; Tesla Model X; Volvo 40.1