RUANDA’YA DOKUNMAK

  • 205 SHARES

Süha Derbent’e göre, Ruanda seyahatiniz, “hayatınızın en önemli deneyimlerinden biri olacak.” QP’nin bir önceki sayısına hazırladığı konu sayesinde belki yağmur ormanlarını oturduğunuz yerden de hissedersiniz, kim bilir?

Ruanda denince eminim hepinizin aklına hemen 1994 yılında yaşanan büyük soykırım geliyordur. Bu çok da yadırganası bir durum değil çünkü bir milyondan fazla insanın öldürüldüğü bu soykırım haberlerini defalarca dinlemiş ve medyada birçok yerde karşılaşmışsınızdır. Hatta içinizden bir çoğu o meşhur filmi de izlemişsinizdir. Herkesin belleğinde yer eden “Hotel Ruanda” adlı bu film soykırımı tipik bir Hollywood senaryosu ile bir kahraman yaratarak anlatır. Daha gerçekçi bir anlatım ise “Sometimes in April” adlı filmde vardır ve soykırımın tüm acısını hissettirir. Ve şimdi Türkiye’de kime Ruanda desem doğal olarak bana “güvenli mi” diye bir giriş sorusu yöneltiyor. En çok bu soruyla karşılaştığım için ben de hemen bu soruya yanıt vererek başlamak istedim yazıma. Evet, kesinlikle güvenli. Hatta şu an kıtanın yani Afrika’nın en güvenli ülkesi. Çünkü sözlük anlamı da gelişen, büyüyen anlamına gelen Ruanda soykırım sonrası çok titiz ve planlı bir strateji ile hızla yaralarını sarmış. Hatta bunu daha da ileri götürüp bir çok imrenilesi düzenlemeyi de hayata geçirmişler. Bunlardan birkaçını hemen sıralamak istiyorum. Artık ülkedeki kimlik belgelerinden etnik gurup adları kaldırılmış. Soykırım öncesi kimliklerde herkesin etnik kökeni Tutsi veya Hutu olarak belirtilirken şimdi herkes sorulduğunda ben Ruanda’lıyım diyor. Ülkenin her yerinde güvenlik aynı seviyeye gelmiş. Şehirde veya köylerde gece yarısı bile tek başına yürümek mümkün. Devlet başkanı olan Kagame’nin önderliğinde başlatılan temizlik kampanyası tüm ülkeye yayılmış. Rahatlıkla yerlerde tek bir çöp bile göremeyeceğinizi söyleyebilirim. Hatta ilk gidişimde çok şaşırmama neden olup keşke bizde de olsa dediğim bir kural getirilmiş. Havalimanında gümrükten geçtikten sonra bir görevli yanıma yaklaşıp kibarca elimdeki plastik poşeti aldı ve yerine kağıt torba verdi. Çünkü ülkeye plastik girişi yasaklanmış! Belki bir gün bizde de olur böyle şeyler diye düşünmeden edemedim.

Bu genel değişimi anlattıktan ve sık sorulan soruları baştan yanıtladıktan sonra sizlere bir Ruanda seyahati anlatarak tanıtmak istiyorum. THY her gün düzenli olarak Ruanda’nın başkenti Kigali’ye uçuyor. 6 saat süren orta mesafeli bu uçuşla gece yarısı başkant Kigali’ye iniliyor. Aynı boylamda olduğumuz için saat farkı da yok. Havalimanında gümrük işlemleri diğer Afrika ülkelerine kıyasla daha hızlı ve ardından şehir merkezindeki otele gitmek ise maksimum 20 dakika sürüyor. Şehirde Afrika mimarisine ve iç dekorasyonuna uygun oteller olduğu gibi dünyanın önemli marka otelleri de mevcut. 100’den fazla kez giderek her yerini dolaşıp gezdiğim Ruanda’da en keyifli bulduğum yerlerden oluşturduğum rotayı anlatacağım size bu yazımda. Sabah otelde aldığımız kahvaltıdan sonra Afrika’nın en büyük yağmur ormanları olan Nyungwe’ye doğru yola çıkacağız. Nyungwe yağmur ormanlarına başkent Kigali’den karayolu ile ulaşım 6 saat sürüyor. Yolda zemin çok düzgün ancak Ruanda’nın bir diğer adı da binlerce tepe ülkesi olduğu için çok iniş-çıkış ve viraj var. Bu nedenle ben başkent Kigali’den oraya 55 dakika süren bir helikopter uçuşu ile gitmeyi önereceğim sizlere. Helikoptere binmek için tekrar havalimanına geçmek gerekecek. Otelden çıktıktan 30 dakika sonra helikopter ile havalanacağız. Şehrin üzerinden geçtikten sonra Ruanda’nın en önemli ürünleri hatta dünyaca ünlü ürünleri olan çay ve kahve plantasyonlarının eşsiz manzarası üzerinden uçarak Kiwu gölü manzarasını da dağarcığımıza katacak ve ardından Nyungwe yağmur ormanları içinde bulunan tek otel olan Nyungwe Forest Lodge’a ulaşacağız. Yağmur ormanlarına yaklaşırken gördüğünüz manzara sizleri adeta büyüleyecek. Zira her biri dev bir brokoliye benzeyen ağaçlardan oluşan bir orman üzerinden geçerek otelin pistine ineceğiz. Nyungwe Forest Lodge yağmur ormanlarının arasındaki bir tepede ve çay plantasyonlarının içinde yer alıyor. Bu butik otel sanırım hayatım boyunca kaldığım en güzel birkaç otelden biri. Odalarının arka balkonundan yağmur ormanına dokunabilmek mümkün. Otelde her şey merkez için özel tasarımcılar tarafından üretilmiş ve gerçekten etkileyici. Ve en önemlisi otel doğanın içinde ve eşsiz bir manzara sunuyor. Odalara yerleştikten sonra hemen bizi bekleyen araçla 20 dakika mesafedeki yürüyüş parkuruna ulaşıyoruz. Yürüyüşe başladıktan yaklaşık 40 dakika sonra ise Afrika’nın en büyük yağmur ormanları üzerinden geçeceğimiz Canopy walk köprüsüne ulaşıyoruz. Bu bir asma köprü ve yerden yüksekliği tam 60 metre. Güvenli ama geçerken sallandığı için biraz adrenalinli bir yürüyüş yapıyoruz. Altımızda ve çevremizde yağmur ormanının eşsiz görüntüsü uzanıyor. Köprü geçisinden sonra tekrar aynı yoldan geri dönüyor ve aracımızla otele ulaşıyoruz. Nyungwe Forest Lodge 1900 metre yükseklikte ve yağmur ormanları arasında olduğu için öğleden sonraları genelde yağmur yağma olasılığı yüksektir. Ama bu yağmur bildiğiniz yağmurlardan değil. O kadar şiddetli bir yağmuru daha önce görmüş olan azdır. Otelin verandasında yağmuru izlemek büyüleyicidir gerçekten. Ama Nyungwe doğasının bize sunduğu sadece yağmur değil. Yüksek rakımın da etkisi ile bir yağmur yağacak, ardından gök kuşağı çıkacak ve son olarak da önümüzden akan sisi izleyeceğiz. Otelin verandasında otururken adeta doğa önümüzde bir film gibi akacak.

Otelde geceledikten sonra ertesi gün erken bir kahvaltıyı aynı verandada aldıktan sonra Nyungwe yağmur ormanlarındaki ikinci aktivitemiz için yürüyüşe çıkacağız. Otelin karşısındaki vadidinin en dibine doğru patikadan kıvrıla kıvrıla ineceğiz. Teknik bir yürüyüş değil asla, ama gidiş dönüş 3-4 saat arası sürüyor yürüyüş hızına göre. Vadinin dibindeki dere boyunca ilerleyip yolun sonunda müthiş bir hızla çok yüksekten dökülen bir şelaleye ulaşacağız. Burada vereceğimiz keyifli mola sırasında havada uçuşan su buharı bizi serinletip yorgunluğumuzu alacak. Ardından yine yürüyüşe devam ederek otele döneceğiz. Nyungwe yağmur ormanlarında yapılan bu yürüyüşler “gölge alan yürüyüşü” adı ile tanımlanmış. Çünkü hayatınız boyunca görebileceğiniz en yoğun orman adeta ve üzerinize hiç direkt güneş ışığı gelmeden keyifli bir yürüyüş yapıyorsunuz. Rakımın da etkisi ile hava sıcaklığı 24 derecenin üstüne çıkmıyor. Gece ise hava önemli oranda soğuduğu için bu ormanda neredeyse hiç böcek görmeyeceksiniz çünkü o soğukta yaşamıyorlar. Akşam otelde şömine başında yapılan sohbet ise bambaşka bir keyif olacak.

DAĞ GORİLLERİ
Sabah kahvaltısının ardından otelden ayrılıp yine otelin pistinde bizi bekleyen helikopter ile Volcanoes Milli parkının bulunduğu Virunga masifine doğru yol alacağız. Yaklaşık 55 dakika süren bir uçuştan sonra Virunga masifinin karşısında olacağız. Peki nedir bu Virunga masifi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Virunga masifi 10 volkandan oluşan bir sıradağ silsilesi. 3 ülkeye yayılıyor. Ruanda, Uganda ve Kongo boyunca sürüyor. Bu volkanlardan Kongo tarafındaki bir tanesi aktif ve diğerleri sönmüş. Ruanda tarafında bulunan 5 volkanı rahatlıkla görmek mümkün ve sanırım bu 5 volkanın arasında bulunup onlara bakmak dünyanın en etkileyici hislerinden biri. Bir düzlüktesiniz ve etrafınız volkan dolu. Sipsivri ve birden yükselen volkanlar. Bu sönmüş volkanlar da yağmur ormanları ile kaplı ve çok önemli bir özellikleri var. Virunga masifi yeryüzünde Dağ Gorillerinin tek yaşam alanı. Dağ gorilleri volkanik dağlardaki zengin bitki örtüsünü tercih ettikleri için bu dağlarda yaşıyorlar. Dağ gorillerinin keşfi çok yeni aslında. İlk kez 1900’lü yılların hemen başlarında bir Alman tarafından görülüyorlar. Ancak bu keşfin ardından 1990 yıllara gelindiğinde illegal avcılık nedeni ile Ruanda, Uganda ve Kongo’da yaşayan bu canlıların sayısı 250’ye kadar düşüyor. Öldürülme nedenleri ise fazlası ile trajik. Maalesef insanoğlu dağ gorili elinden yapılmış kül tablasına çok para ödüyor ve bu nedenle avlandıkları gibi yavru gorilleri hayvanat bahçesine satmak da büyük rant getirdiği için yavruları almak için aileler katlediliyor. Yine o yıllarda Amerikalı biyolog Dian Fossey bölgeye geliyor ve orada verdiği örnek mücadele sonunda bu canlıların önemini dünyaya duyuruyor. Ama bu mücadele onun hayatına mal oluyor ve 18 yılını geçirdiği o ormanda öldürülüyor. Burada kısaca özetlediğim bu ilginç hikayeyi “’Gorillas in the Mist” adlı muhteşem filmde izleyebilirsiniz ve hatta mutlaka izlemenizi de öneririm. Bu gün Dian Fossey, Ruanda’da 18 yıl yaşadığı kamp alanındaki mezarında ziyaret edilebiliyor. 3100 metre civarındaki bu kamp alanı Bisoke ve Karisimbi volkanları ortasında yer aldığı için Dian Fossey bu bölgeye iki dağın ismini birleştirerek “Karisoke” adını vermiş yaşadığı dönemde. Ruandalılar da bu isme sahip çıkmış ve bu kelime Ruanda’da sözlüğe de geçmiş. Dian Fossey’in mezarı ise diğer öldürülen gorillerle yanyana ve hatta yanı başında en sevdiği goril olan “Digit”in mezarı bulunmakta. Dian Fossey’in mezar taşında ona Ruandalılar tarafından verilmiş olan ismi Nyiramachabelli (“dağlarda tek başına yaşayan bir kadın”) yazıyor.Bu bölgeyi anlatmak gerçekten zor. 4-5 saatlik bir yürüyüşle ulaşılan bu etkileyici mezarlığın bulunduğu bölge için hayatımda gördüğüm en güzel orman diyebilirim.

Peki şimdi merak ediyorsunuz doğal olarak neden Dian Fossey Dağ Gorillerini bu kadar sevmiş ve önemsemiş olabilir? Çok kez gttiğim Ruanda’da geçtiğimiz yıl Dağ Gorillerini ve Ruanda doğasını fotoğraflamak üzere Ruanda devleti tarafından görevlendirildiğim ve Dağ Gorilleri ile 10 tam günü birlikte yaşayarak geçirdiğim için bu sebeplere bizzat tanıklık etmiş biriyim. Öncelikle belirtmeliyim ki 200 çeşit farklı otla beslenen yani otçul olan Dağ Gorilleri 250 kilograma ulaşan kaslı vücutlarına rağmen avlanmadan yaşayan canlılar. Hatta yeryüzünün en barışçıl canlılarından. Genetik olarak zarar verme eğilimi taşımıyorlar. Üstelik DNA yapıları insanla %97 aynı. Bu barışçıl canlıyı tehdit eden tek tür maalesef insan. Ruanda hükümeti soykırım sonrası bu konuya gereken önemi vermiş ve şu an büyük bir hassasiyet ile korunuyorlar. Dağlarda yaşayan goril ailelerinden sadece 10 aile ziyarete açık. Ziyarete açık ailelerin her birine günde sadece 8 ziyaretçi Kabul ediliyor ve ziyaret süresi 1 saatle kesin olarak sınırlandırılmış durumda. Bu ziyaret için her katılımcıdan 750 Dolar alınarak koruma çalışmalarına ayrılıyor. Yani onları ziyaret eden herkes koruma çalışmalarına katkıda bulunmuş oluyor bu 1 saatlik ziyaret için ödedikleri ücret ile. Bu bölgede yapacağınız Dağ Gorili ziyaretini yazıya dökerek anlatmak çok zor. Hani anlatılmaz sadece yaşanır denen türden bir deneyim bu. Dağ Gorillerine 7 metre mesafeye kadar yaklaşabiliyorsunuz. İnsana alışmamaları için konmuş bir kural bu, doğal kalabilmeleri için. Ama yavrular sürekli size yaklaşmayı ve oynamayı deneyecekler emin olun. Tabi ki yanınızda bulunan milli park görevlileri bunu engelleyecek, çünkü dokunmak yasak. Doğada ilk öğrenilmesi gereken ve benim ilk öğrendiğim şey de bu. Dokunmadan sevebilmek…

Sabahın erken saatlerinde başlayan Dağ Gorili ziyareti yürüyüşü 1-2 saatlik bir süre içinde onların yanına ulaşmanızı sağlıyor. 2500 metre civarında yaşıyorlar. Yanlarına ulaştığınızda rehber 1 saatlik sürenin başladığını duyuruyor. O an ilk 15 dakikayı büyük bir şaşkınlıkla geçireceğinizden eminim. Bu kadar büyük, güçlü ve kaslı bir hayvana bu denli yakın olabilmek size ilk an biraz ürkütecek olsada 30 dakika dolduğunda şaşkınlığınız yerini bir utanma duygusuna bırakacaktır. “Ben ne kadar kötüyüm” diye düşüneceksiniz çünkü onların ne kadar iyi olduğuna tanıklık edeceksiniz. Grup lideri Silverback yanınızdan geçerken yer sallanacak ama siz artık asla zarar vermediklerinden emin olduğunuz için büyük bir sakinlik ve hayranlıkla onları izliyor olacaksınız. Bir saat dolup yanlarından ayrılma zamanı geldiğinde ise bu size zor gelcektir. Bir saat daha görmek istiyorsanız çözümü var elbette. Otele dönüp bir gece daha kalıp ertesi gün tekrar bir saatlik ziyaret yapmak!

Ruanda hükümeti her yıl eylül ayında o sene doğan yavrular için bir isim verme töreni düzenliyor. Dünyanın her yerinden ünlülerinde katıldığı bu töreni yine uluslararası medya da oraya gelerek görüntülüyor. Gitmek isterseniz çok önce rezervasyon gerekiyor. Törenin adı ise “Kwita İzina” olarak geçiyor, aklınızda bulunsun.

Dağ Gorili ziyaretinin ardından başkent Kigali’ye ulaşım 2,5 saatlik bir karayolu yolculuğu ile oluyor. Kigali’de soykırım müzesini gezmek ülke hakkında bilgi edinmenizi sağlayacak. Ve gece uçuşu ile İstanbul’a dönüş yapılıyor. Bu seyahati bir cümle ile özetlemem gerektiğinde “hayatınızın en önemli deneyimlerinden biri olacaktır” diyebilirim.

Yazı ve fotoğraflar: Süha Derbent