NORDİK ARKADYA

  • 65 SHARES

Uzaya yolculuğu şimdilik bir kenara bırakalım. Kendi güneş sistemimiz içinde, detaylıca keşfedilmeyi bekleyen destinasyonlar var ve Norveç fiyortları onlardan biri.

Sahip olduğu doğal zenginlikleri doğru değerlendirip güçlü ekonomisiyle dünyanın en medeni coğrafyalarından biri olmayı başaran Norveç’teyiz. Burası sadece yaşam kalitesinin yüksekliğini her yönüyle hissettirmesi nedeniyle kendine hayran bırakmıyor; benzersiz doğa olayı fiyortlarıyla da büyülüyor. Buzul aşındırmasıyla oluşan vadilerin deniz suyuyla dolarak dik kayalıklar meydana getirmesi, bu oldukça dar deniz koylarını ortaya çıkarıyor. Nordik ülkeler için ideal tarihin -en uzun gün ve en kısa geceleri yaşandığı- yaz ayları olduğu söylense de maceraperest ruhlar genellikle kış mevsimini tercih ediyor. Bu ruha ithafen Norveç’i fiyortlar eşliğinde, ülkenin güneybatısında konumlanan dördüncü büyük şehri Stavanger’den başlayarak keşfediyoruz.
Eğer Stavanger’e bir gemi yolculuğuyla ulaşıyorsanız sizi yeşilin hemen her tonunu barındıran dik yamaçlar, neredeyse adım başı akan şelaleler ve sisler içinde ilerlediğiniz fiyort karşılayacak. Öte yandan geminiz yol alırken petrol kuyularını uzaktan görecek ve ülkenin petrol merkezinde olduğunuzu anlayacaksınız. Stavanger’de gitmeniz gereken yerlerden en önemlisi 604 metre yükseklikteki Lysefjord bölgesi. Turistlerin uğrak yerlerinden Preikestolen, yani Pulpit Kayası burada konumlanıyor. Sabah 08.00’den itibaren Stavanger Limanından Lysefjord Şelalesi’ne kalkan bir feribotla yol aldığınızda, Pulpit Kayası’nı aşağıdan görebilirsiniz. Bölgeye otobüs ya da özel araçla ulaştığınızda da kayanın doruklarına çıkarak dünyaya o kadar yüksekten bakmanın heyecanını yaşayabiliyorsunuz. Lysefjod’a çok yakın bir diğer ünlü dağ ise özel araçla gidebildiğiniz Kjerac.
Stavanger elbette bir fiyort gezisinin süjesi ama şehir, geceleri de çok hareketli; gastronomik açıdansa oldukça tatmin edici. 23 müzesi ve 1100 yıllarında inşa edilen katedraliyle tarihsel ve kültürel anlamda da doyurucu: Deniz Müzesi, 15 bin yıllık tarihin sergilendiği Arkeoloji Müzesi ve eğer ilginizi çekiyorsa ünlü petrol müzesi burada. Tarihine sahip çıkan pek çok Avrupa kenti gibi Stavanger’in de eski kent (old town) bölgesi var ve elbette görülmeli. Eski kent sizi 18. yüzyılda yaratılan küçük beyaz evleriyle ağırlıyor.
Bir sonraki rotamız ise Norveç’in en derin ve içerlek Sogne fiyordunun dip noktasında konuşlanan bir köy. Norveççede düz toprak ve ova anlamına gelen Flam, doğanın içine saklanıp medeniyetten uzaklaşma çabasına ve ufak bir köy olmasına rağmen Norveç’in belki de en turistik yerlerinden. Ancak bu durum yerli turistlerin uğrak noktası olmadığı anlamına gelmesin; gittiğiniz yerlerde daha çok Norveçlilerle karşılaşıyorsunuz. Gezmeyi ve kamp yapmayı çok seven Norveçlilere, Flam yakınlarında özellikle karavan kamplarına rastlıyorsunuz.
Etrafı sarp kayalıklar, onların üzerinde akan erimiş kar sularının oluşturduğu şelaleler ve derin vadilerle çevrili olduğundan Flam’da iken kendinizi bir masalın içine düşmüş gibi hissedebilirsiniz, şaşırmayın. İnsana şehir hayatının anlamsızlığını tekrar tekrar hatırlatan Flam aynı zamanda günlük koşturmanın ruha ve bedene yüklediği tüm ağırlıklarından arındırmayı başarıyor.
Sognefjord ise Kuzey Deniz’inden 205 km içeriye giren ve en derin kısmının 1308 metre olduğu bir fiyort. Flam’dan satın alacağınız turlar sayesinde geminin giremediği dar fiyortları yakından görme fırsatı buluyorsunuz. Fakat Sognefjord’da yapılacaklar bu fiyortlarla sınırlı değil; Flam Treni ile 20 km’lik hat boyunca derin vadilerin arasında yer alan şelaleleri ve nehirleri izleyerek yol almak da çok farklı bir deneyim. Dünyanın en teknolojik trenlerinden birinde, en dik eğimi bile çıkabiliyor, kısa sürede 800 metre irtifa kazanıyor ve büyülü manzaralarla baş başa kalıyorsunuz. Hatta yolculuk sırasında göreceğiniz harika bir şelale de var: 225 metre yükseklikten döküldüğü söylenen Kjösfossen.
Norveç’in UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan şehirlerinden Geiranger de tıpkı Sognefjord gibi küçük bir kasaba; tek geçim kaynağı da turizm. Birçok gezi dergisi ve rehberi tarafından İskandinav ülkeleri içinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olarak gösteriliyor. Küçük bir kasaba olması sizi şaşırtmasın; Geiranger fiyordu Norveç’in en büyüğü. Fiyordu gemi ile geçerseniz her iki tarafınızda sizi coşkularına ortak eden pek çok şelaleyle karşılaşabilirsiniz. Bu şelalelerden bir bölümü, efsanevi Seven Sisters Şelaleleri olarak anılıyor. Fiyordun sonunda da Geiranger limanına varıyorsunuz. Eğer ulaşımınızı karayolu ile yapacaksanız fiyordu kuşbakışı görebilmek için mutlaka Dalsnibba Milli Parkı’na gitmelisiniz. Zira burada deniz seviyesinden yaklaşık 1500 metre yükseklikte, sizi yine bir fiyort bekliyor olacak. Biraz daha yukarı çıktığınızdaysa yılın büyük bölümü donmuş halde olan Djupvatn Gölü’ne ulaşacaksınız.
Norveç’in hakkını tamamen verebilmek için bir diğer destinasyon da İkinci Dünya Savaşı’nda çok hasar gören ama kendini yeniden var ederek Norveç’in tekstil merkezine dönüşen Molde olmalı. Diğer tüm Norveç liman kentleri gibi harika bir doğaya sahip Molde’nin iklimi Gulf Stream akıntısı nedeniyle biraz daha ılıman. Güller şehri olarak tanınıyor ve her yıl Temmuz ayı boyunca caz festivalini ağırlıyor. Seyahatinizi bu tarihe denk getirdiğiniz takdirde, Molde’nin ve müziğin tadını aynı anda çıkarabilirsiniz. Kasabanın arkasındaki tepede, ormanın içinde, küçük bir gölet ve cafesi de bulunan Mount Varden’in manzarası hakkında tahmin edebileceğiniz üzere çok farklı bir şey söylemeyemeyiz.
Norveç’in Oslo’dan sonra ikinci büyük şehri, bir başka UNESCO dünya mirası listesi üyesi Bergen ise fiyortların başkenti olarak biliniyor. Biri yeni (büyük yolcu gemileri ve cruise gemileri için), diğeri tarihi olan iki limanı var. 1070 yılında yapılan eski liman Bryggen, 15. yüzyıldan beri aktif olarak kullanılsa da aslında bir tarihi eser ve koruma altında. Adını doğu yakasında konumlandığı Bryggen Körfezi’nden alan liman boyunca, Alman sömürgecilerinin istilası sırasında inşa edilen, muntazam mimariye sahip tarihi Bergen evleri sıralanıyor. Savaş ve istila dönemlerinde yıkılıp her seferinde aslına uygun şekilde onarılan, böylece şehrin Orta Çağ ruhunu günümüze taşıyan bu evler ‘Hanseatic’ yapılar olarak adlandırıyor. Tabii böylesine bir tarihin içinde olmak, Bergen’i ‘müzeler şehri’ statüsüne de taşıyor. Hanseatic Müzesi, Municipal Sanat Müzesi, Tarih Müzesi ya da Nordas Gölü’ne bakan Norveçli kompozitör Edvard Grieg’in 22 yıl boyunca eşiyle yaşadığı evin müzeye dönüştürülmüş hali ‘kültürel aktivite’ seçenekleriniz arasında.
Birçok Norveç şehri gibi Oslo’nun da büyük bölümü orman ve yeşil alandan, diğer bölümü de fiyortlardan oluşuyor. Başkent, kendi adını taşıyan bir fiyord ve 40 ada üzerinde konuşlanıyor. Nobel Barış Merkezi en ünlü yerlerden biri olsa da Oslo, 50 müzeye sahip bir şehir olarak arkeoloji, tarih ve sanat meraklılarına da hitap ediyor, -ki Edvard Munch eserlerinin görülebileceği Munchmuseet, National Museum of Art, Viking Gemi Müzesi, The Kon-Tiki Museum bunlardan birkaçı. Eğer sempatik kraliyet ailesinin nerede ve nasıl yaşadığını merak ediyorsanız, Kraliyet Sarayı’nı da rahatça ziyaret edebiliyorsunuz. Zaten aile fertleri sık sık halkın arasına karışmaları, balık tutmaya veya dağ yürüyüşlerine katılmaları ile biliniyor.
Norveç’in batı kıyılarına uzandığımızda da birbirine köprüler ve yer altı tünelleri ile bağlanan üç adadan oluşan Alesund karşımıza çıkıyor. Kuzey batı fiyortlarına ve Alp Dağları’na açılan şehir, 1904’te bir yangın geçirmiş ve yüzlerce ev yanmış, binlerce insan evsiz kalmış. Üç yıl içinde dönemin en iyi mimarları tarafından şehir planlamasına da uygun şekilde yeniden yaratılan Alesund artık bir mimarlık harikası olarak kabul ediliyor. Merkezine üç kilometre uzaklıktaki Atlantic Ocean Park, 418 basamakla çıkılan Aksla-Kniven manzara noktası ve Aksla Dağı, burada öncelik sahibi yerler. Norveç’in diğer liman kentlerine nazaran daha az turistik olan Alesund, tatil günleri ve akşamları kendi içine kapanıyor. Özellikle şehirde kalmak ya da yemek yemek istediğinizde planlarınızı buna göre yapmanızda fayda var.