Hotel Il Pellicano

  • 81 SHARES

Slim Aarons, John Swope, Juergen Teller ve bilumum starın yaz rezidansı.

Yılın tam olarak bu zamanları, kendini İtalyan zanneden DNA’larım harekete geçiyor. İtalyanca öğrenmek için yeniden masa başına oturuyorum. En fazla yarım saat kendine hakim olabilen konsantrasyon yeteneklerim en sevdiğim iki soru arasında mitoz bölünüyor. Bu yazı hangi İtalyan kasabasında bitirmeli ve emeklilik için hangi bölgedeki bağlara ya da zeytinliklere yatırım yapmalı? Allora…

Uzun süreli planlar için fazla sıcak bir gün. Kısa vadeli planlarda uzun zamandır listede olan bir isim yeniden ekrana göz kırpıyor; Hotel Il Pelicano. 1979 yılında yapının şu anki Kreatif Direktörü Marie-Louise Scio ve babası tarafından satın alınan Il Pellicano’da olası bir Ekim akşamı, Toskana rüzgarı eşliğinde otelin uzun süreli barmeni Federico Morosi’nin içkilerini yudumlayan jet set İtalyanların kahkahalarıyla son buluyor. Gözünüzde canlandırmakta olduğunuz sahne hemen hemen 50 yıldır aynı eleganza ve ekstravaganza ile tekerrür ediyor. Eğer görsel hafızanız sizi bu noktada yarı yolda bırakırsa, otelin müdavimlerinden Slim Aarons, John Swope ve Juergen Teller iki kitapla size yardımcı olmak için hazır bekliyor. 2011 yılında Rizzoli’nin kanatları altında çıkan Hotel Il Pellicano, Porto Ercole’nin en hip otelinin tasarım, moda ve sanat tarihini anlatıyor. Kitabın ön sözünde yazar Bob Colacello, bir ziyaretçinin notları başlıklı yazısına, Avrupa’nın büyük ve posh otellerinin hala büyük ve iddia ettikleri kadar posh olduklarını hatırlayabilecek kadar yaşlıyım diye başlıyor. Burada anlayabileceğiniz üzere yaşlılık pozitif bir betimleme zira, yazar birkaç satır sonrasında, günün pazarlama ve teknolojileri sebebiyle sevdiği mekanların artık herkes tarafından anında keşfedildiği ve bir ya da iki sezon sonrasında yerle bir edildiğinden şikayet ediyor. Pesimist başlayan yazının karanlık girizgahı aslında Porto Ercole’nin parıltısını biraz daha net göstermek adına bir edebiyat oyunu. Zira Güney Fransa ve İspanya sahillerinin aksine Toskana’nın bu bölgesi hala görece bakir. Yükselen yüksek binaların ve resortların es geçtiği kurtarılmış bir bölgedesiniz. Elsa Peretti’nin palazzo’sunun tepeden izlediği Il Pelicano ise bu kurtarılmış bölgenin kabul gören yegane tesisi. Kabul gören yaşam şekli ise, Eres mayonuzla güneşlenirken, tercihiniz olan bir aristokratın hayat hikayesini okumak ya da avant-garde bir derginin sayfalarını çevirmek, çok ısındığınızda ılık suda hızlıca serinlemek ve hafta sonu kaçamağı olarak planladığınız seyahatinizi ansızın iki hafta kadar uzatmak.

Yazının bu noktasına kadar bahsetmediğimiz yemek kültürü kısmı Toskana’da olduğunuzdan oldukça aşikar. Zira siz yine de bir güvence talep ederseniz Juergen Teller yeniden size destek olacak. Antonio Guida ve Will Self ile beraber çalıştığı kitap Eating at Hotel Il Pellicano, Maurizio Cattelan estetiğinin Wes Anderson paleti ve tipografisiyle paralel bir evrende masaya oturmuş hali.

Bu yazı kelimenin tam anlamıyla Dolce Vita haletiruhiyesi ile bitirmek isterseniz rezervasyonlarınız için şimdi otelin sitesine gidebilir ve dünyanın geri kalanı Sonbahar’a girmeye başlarken siz bir Eylül sabahı Emilio Pucci’nin şezlongunda güneşe gülümseyebilirsiniz. Divertiti!