ALTIN ÜÇGEN

  • 204 SHARES

Tayland’ın kuzey sınırındaki Tented Camp, Altın Üçgenin tam merkezinde, koruma altındaki bir parkta Ruak ile Mekong Nehirlerinin arasında konuşlanıyor. Yazı Beran Toksöz

Yine bir Hong Kong çıkarması sırasında, her zamanki gibi farklı yerleri keşfetme güdüsünün hakkını verme moduna geçtik. Bu
sefer işi şansa ve son dakikaya bırakmayarak, İngiltere’nin en iyi bespoke tur şirketlerinden Ampersand ile iletişime geçtik. Uzun yazışmalar ve araştırmalarımızın ardından, rotamızı Bangkok ve Tayland’ın en kuzeyindeki şehir Chiang Rai olarak belirledik. Konsept çok netti, önce gez, keşfet, yorul, sonrasındaysa kendini tamamen doğaya ve hayvanlara teslim et. Hong Kong’dan yaklaşık dört buçuk saat süren uçuşumuzun ardından Bangkok’a gelmiştik. Ampersand, seyahatimiz başlamadan önce bize öylesine detaylı bir ön program bilgilendirmesi ve Bangkok hakkında ipuçları içeren bir kitap vermişti ki, uçak daha Tayland’a inmeden BK101 ve BK201 derslerini bitirmiştim. Rehberimiz Dao, havaalanında bizi karşılayarak doğruca Mandarin Oriental’e götürdü. Bu yazımda Bangkok’a çok fazla yer vermek istemiyorum çünkü tatilin klasik olan ilk etabı sayılıyordu. Asıl macera etabı, üç gün sonra Chiang Rai’da başlayacaktı. Üç günlük Bangkok turumuzu her zamanki gibi nefes almaya dahi vakit bulamayacak şekilde organize ettik, nasıl olsa Mandarin’de kaldığımız oda gün sonunda bizi fazlasıyla rahatlatıyor ve ertesi güne ciddi şekilde motive ediyordu. Bangkok’ta sabahın ilk ışığıyla başlayan yürüyüş turlarımızda, zaman zaman, özel takadan biraz hallice olan deniz motoru ve özel arabayla destekleniyorduk. Bangkok tüm karmaşasına rağmen çok şaşırtıcı, 24 saat yaşayan bir şehir; nereden ne çıkacağı belli olmayan sokaklar, muazzam şekilde inşa edilmiş tapınaklar, her türlü yiyecek ve içeceği bulabileceğiniz sokak pazarları ve lüks segmentten normal segmente kadar çok çeşitli gece mekanları… Üç gün boyunca beni kesinlikle en çok sokak pazarlarında deneyimlediğimiz deniz mahsulleri etkiledi. Ve tabii bir önerim de, yolunuz Mandarin Oriental’e düşerse 1876 yılında inşa edilmiş otelin orijinal binasının avlusunda muhakkak beş çayını ve yine otele ait nehrin karşı tarafına konumlanan spa’sını denemeniz üzerine olacak.
72 saatte Bangkok’ta gezilmedik tapınak, keşfedilmedik pazar, tur atmadığımız kanal ve sokak bırakmayınca artık kuzeye gönül rahatlığıyla yönelebilirdik. Tek eksiğimiz, Floating Market’a vakit ayıramamış olmaktı. “Bir dahaki sefere,” diyerek yolculuğumuzun ikinci kısmına doğru yola koyulduk. Yaklaşık bir buçuk saatlik uçak yolculuğunun ardından Tayland’ın sulak arazilerinin çoklukla bulunduğu ormanlık kuzey bölgesine gelmiştik. Chiang Rai 1262 yılında Lao-Thai Lanna krallığının bir parçası olarak kurulmuş. Gideceğimiz yere iki saatlik araba yolculuğumuz kalmıştı. Tam da vardığımızı zannettiğimiz sırada, valizlerimizle bir çardağın yanında nehir kıyısında bizi indirdiler. Sıra son vasıtaya gelmişti: ince uzun nehir sürat motorumuz. Yeşilliklerin arasından koyu kahveye çalan nehirde yan yana oturmanın bile pek mümkün olmadığı motorumuzla hedefe yaklaşıyorduk. Uzun ince sık ağaçların yanından geçtikçe, kalacağımız çadırların silüetleri yavaştan belirmeye başlamıştı. Dört gün boyunca kalacağımız ve kendimizi doğaya bırakacağımız mekan Four Seasons Tented Camp, Tayland’ın en kuzey sınırında koruma altındaki bir parkın içerisinde Ruak ile Mekong nehrinin kesiştiği deltada Tayland, Myanmar ve Laos’u birbirinden ayıran Golden Triangle ( Altın Üçgen) bölgesinde konuşlanıyor.
Yüksek bambu ağaçlarının arasına konuşlanmış 15 adet çadırı kapsayan kampı dışarıdan görmek neredeyse imkansız. Bütün kamp yeşilin binlerce tonuyla adeta kamuflaja girmiş gibi. Kalacağımız yerlere çadır dersek biraz haksızlık etmiş olabiliriz. 60 metrekarelik oturma alanı ve 50 metrekarelik dış terası ve dev tip ahşap jakuzisiyle, toplamda 110 metrekarelik bir platforma sahipsiniz. Safari konseptinde tasarlanmış çadırlarda her türlü konforu bulmak mümkün. Yerden 15 metre yükseklikte, yamacın kenarında ve sonsuz yeşilliğin karşısında…

four-seasons-tented-camp-17
Four Seasons Tented Camp

Four Season’s Tented Camp çok geniş bir alana yayılmış olduğundan dolayı çadırlar arasındaki mesafe bile 100 metrenin üzerinde, arazi içerisinde ana lobiye ulaşmak için 100 metrelik macera filmlerini aratmayacak asma germe köprü mevcut. Her şey dahil sistemin geçerli olduğu lüks kampın karşılama anında, evvelden fikirlerimiz alınarak tasarlanmış programımız, bambu kağıtlarına yazılmış şekilde bizlere sunuldu. Odağımız dinlenme ve kampımızın müdavimleri Asya filleriyle yakın iletişim kurma üzerineydi.
Kampımızın bulunduğu bölgede, filleri koruma altına alan, kurtarma ve evlat edinmeye yönelik çalışan bir vakıf vardı. Tayland’da eskiden ormanlarda kütük ve ağaç gövdesi taşımak için kullanılan fillerin yerini modern sanayi makineleri alınca, bu hayvanlara sirklerde veya çoğu turistik yerlerde para kazanma amacıyla çok zor şartlarda çalıştırılarak eziyet edilmiş. Tayland Kraliçesi’nin girişimleri sonucu, bu filler tek tek özel koruma alanlarına alınıyorlar. Four Season’s Tented Camp de, bu projenin civardaki en büyük destekçilerinden. Programımızda Ruak ve Mekong nehri üzerinde özel geziler, sabah trekkingleri, tuk tuk ile hem Golden Triangle hem de Myanmar turları ve en önemlisi fil eğitimimiz var.

31178732356_38f86c1385_k

Fillerle ilk teması kurmadan önce, çadırımıza onları tanımamız için bırakılan kitaplar aracılığıyla gerekli tüm detaylara ve kamptaki bütün fillerin hikayelerine hakim oluyoruz. Kampımızın dört Asya fili Bounma, Puang Phet, Yuki ve Thongkom ile önümüzdeki dört gün boyunca kısa süreli de olsa yakın arkadaş olmaya çalışıp filler ile maksimum bağı kurmak için elimizden geleni yapacağız.
Hafif gezilerle geçirdiğimiz ilk günün ardından fillerle tanışma seansına hazırız. Filleri yıkama seremonisinden sonra ellerimizle onları mini muz ve salatalıklarla besleme zamanı geliyor. Sabah altı sularında gün yeni doğmak üzereyken, çadırlarımızın alt kısmında bulunan yoldan geçen fillerin ağar aksak ayak ve uyandırma seslerini duyarak kalkıyorsunuz. Sabahki manzara hafif sisli ve bir o kadar da mistik. Sis perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladığında mükemmel fotoğraf karesi full frame formatta ortaya çıkıyor. Tayland’da ultra otantik bir çadırdasınız, karşınızda Myanmar’ın uçsuz bucaksız yeşillikleri, kafanızı sağa çevirdiğinizde alışılmışın dışındaki koyu kahverengi Mekong nehri ve arkasında boylu boyunca uzanan Laos toprakları, arka fonda fil nameleri. Daha önce tecrübe etmediğim tasviri zor ama muhakkak denenmesi gereken bir duygu. İlk gün fillerle yakınlaşıp arkadaş olmaya çalıştık. Asya filleri Afrika fillerine göre çok daha makul boyutlarda ve çok daha evciller. İlk kontak elimizde olmadan biraz adrenalin salgılamamıza sebep oldu, tabii çekingenlik had safhada. İlk gün biraz zorlu geçmiş olsa da diğer günlerde neredeyse fillerle şakalaşacak kadar güvenimizi kazanmıştık.

four_seasons_tented_camp_golden_triangle_-6

Fillerin bakıcıları olan Mahout’lar aslında bakıcıdan da öte adeta hayat arkadaşı sayılıyorlar. Filler nereye yerleştirilirlerse Mahout da ailesiyle birlikte aynı yere gidiyor. Bütün günümüz kampın içerisinde geçtiği için müşterilerin her türlü rahatlığı düşünülmüş, mesela her köşede bize sunulan soğuk lemongrass içeceği benim favorimdi. Kampın tepesine doğru, ormanın içerisinde bulunan ve her tarafı ağaçlarla çevrili mükemmel bir spa var. Nehir kıyısından gün batımının izlenebileceği lounge bölümü, kampın en tepe noktasında gün doğumu ve gün batımının izlenebileceği özel bir veranda… Kısacası her ayrıntı konfor düzeyini maksimuma çıkarmak üzere tasarlanmış.

Kamptayken en dikkatimi çeken unsurlardan biri ise fil figürünün adeta kurumsal kimlik çalışması gibi gözün algıladığı her yerde işlenmiş olmasıydı. Kampın bütün güzelliklerinin yanında leziz mi leziz Thai yemekleri sunan restoranı da anlatmadan geçemeyeceğim. Geleneksel Thai ve Myanmar mutfağının en güzel seçkilerini büyük bir iştahla 4 gün boyunca keyifle yedik. Yemeklerin baharat derecesiyle alakalı önceden uyarı yapmakta fayda var çünkü bizim en acı anlayışımız dahi gerçek Thai mutfağında tatlı gibi algılanıyor.
Dönelim fillere: İleri düzey fil eğitimimiz iki gün sürdü, önce teorik dersi alarak onlara hükmedebilmek ve sinirlendirmemek için gerekli teknikler ile terimler, daha sonrasında ise pratik yaparak bir filin sırtına hiç kimsenin yardımı olmadan tırmanabilmeyi ve sürmeyi öğrendik. Fillerle kontak öncesinde, jean tulumları andıran mavi Mahout giysilerimizi, kalın dize kadar olan çoraplarımızı ve de crocs terliklerimizi giyme zorunluluğumuz var. Buna fil sürme üniforması da diyebiliriz. Amacı, bizleri fillerin kalın derisinden ve keskin kıllarının vereceği zararlardan korumak. Normal erişkinliğe erişmiş bir filin derisi kurşun geçirmeyecek kadar kalın ve sizin hiç bir müdahalenizi hissetmiyor.

Benim bu seyahatteki arkadaşım, Bounma. Önce Bounma’yı yıkama ve hafif besleme (neredeyse 20 kilogram muzla) seansından sonra arkadaşımın üzerine tırmanma faslına geldim. Bir file tek başınıza binmenin tam üç tekniği var. Ben kafasını eğdiğinde üzerine atlama tercih ederek, en atletik şekilde binme stiline ayak uydursam ve ilk seferde başarılı olsam da, o andaki kalp çarpıntımı anlatacak kelime yok. Mahout’lar filleri sürerken galiba biraz küçümsemişim. Zira file uzaktan bakarken hissettiklerinizle yaklaşık iki buçuk metre yükseklikte filin üzerinde tek başınıza otururken hissettikleriniz birbirine fazlasıya zıt. Bounma ile eğimli tepelerde gezinirken hayli zor deneyimler yaşasam da, bir saat içerisinde konuya hakim hissederek, Bounma’yı adeta bisiklet sürercesine komuta edebiliyordum.

Seyahatim boyunca beni en çok duygulandıran şey ise tüm heybetli ve ürkütücü duruşlarına rağmen, fillerin duygusallıkta ve iletişim kurmada insanlardan aşağı kalır yanları yok. Bir defa sizinle iletişimi sıkı kurarsa, devamlı ilgi ve şefkat beklentisine giriyor. Bazen bu durumu şakalaşmaya kadar götürebilmesi de hayret verici bir deneyimdi. Eğitimlerimin sonunda fil sürme ehliyetimi almıştım ve artık yarıprofesyonel turistik bir Mahout sayılırdım. Kamp boyunca, fillere maksimum vakit ayırmaktan kalan zamanlarda kendimizi çevreyi keşfe adadık.
Bir Asya klasiği motorsikletten modifiye edilmiş tuktuk’lar ile Myanmar turu çok başarılı ve keyifliydi. Myanmar sınırından geçtikten sonra ilk kasaba Thacilek tapınakları ve yerel pazarları ile hayli renkli ve dikkat çekici bir destinasyondu. Koleksiyon takıntım beni Myanmar pazarlarında da yalnız bırakmamıştı. Meyve ve sebzelerin sergilendiği desenli emaye tepsilerden alıp koleksiyonuma eklemem gerekiyordu, birkaç başarısız denemeden sonra emaye tepsi merkezini bulup ellerindeki bütün malları almanın verdiği mutlulukla kampa dönüyordum. Üç günlük yorucu Bangkok seyahatinden sonra Chiang Rai’daki geçirdiğimiz dört gün ve bu süre zarfındaki fillerle kurduğumuz bağ adeta terapi gibi gelmişti. Tented Camp’ten ayrılıp kahverengi sularda nehir botumuzla süzülürken tek düşündüğüm şey bana bu kadar huzur veren bir yere bir daha ne zaman gidebileceğimdi.