İZLEMEDİĞİNİZ HANGİ FİLMLERİ BİZ İZLEDİK?

  • 104 SHARES

Fransız Yeni Dalga sinemasının ilk örneklerinden biri olan A Bout De Souffle’dan Paul Auster’ın hikayelerindeki diyaloglarına yer veren Smoke’a kadar uzanan kürasyonu ile QP Seçti formatının sinema adaptasyonu.

A Bout de Souffle (1960) / Jean-Luc Godard

Jean Luc Godard uzun metrajlı ilk filmi A Bout de Souffle ile Fransız Yeni Dalga sinemasının başlamasında etkin bir rol üstlendi. Film 1960’da Champs Elysées’den şehrin ara sokaklarına varan kareleriyle, otomobil hırsızı ve bir polisi öldürdüğü için aranan Michel Poicard (Jean Paul Belmando) ile Amerikalı üniversite öğrencisi Patricia Franchini’nin (Jean Seberg) diyaloglarına yer veriyor. İkilinin var olan kimlikleri ile olmak istedikleri karakterler arasındaki tezatlık işleniyor. Amerikalı gangsterlere özenen bir Fransız ile hissettiği duygulardan emin olmak ve Fransız romantizmini yaşamak isteyen Amerikalı gazetecinin arasındaki duygu yoğunluğunu serbest bir dille ifade ediliyor. Böylece üslup ve içerikte yenilikten yana atılan adımlar A Bout de Souffle’yi dönemin sinematografisindeki radikal eserlerinden biri haline getiriyor.

Blind Chance (1987) / Krzysztof Kieślowski

Gizlenmiş üç farklı gelecek senaryosu Witek’in tren istasyonunda Varşova’ya almak istediği biletle başlar ve bozuk para yere düşer, evsiz bir adam içkisini almak ister, Witek treni yakalamaya çalışır… İlk alternatifte treni yakalayan Witek, ideolojisini komünizmden yana kullanır. İkinci kez koşmaya başladığında ise gar görevlisiyle tartışır ve sosyal kamu görevine adanır. Witek, bu zaman dilimini muhalefet tarafına geçerek değerlendirir. Son koşuşunda ise kaçırmış olduğu tren ile birlikte apolitik hayatına geri döner. Kieślowski’nin belgesel gerçekçiliğini yansıtan ve koşullar değişse bile aynı kalan anlamlara değinen film, dönemin siyasi huzursuzluğunu farklı politik düşünceler çerçevesinde inceliyor.

Bob & Carol & Ted & Alice (1969) / Paul Mazursky

Bob & Carol & Ted & Alice filminin en çok beğendiğimiz taraflarından biri, dönemin estetik anlayışını yansıtan ve bunu oldukça grafik bir şekilde yapan film afişi. Bir diğer nokta ise hümanistik bir bakış açısı geliştirmesi ve filmin hikayesinin bu noktadan şekillenmesi. Bob ve Carol Sanders, açık görüşlü, Los Angeles’ta yaşayan bir çift. 1960’lı yıllarda insan hakları adına yapılan hareketlerde önemli bir yer olarak bugün hala kabul gören Esalen Institute’a giden, burada duygusal dürüstlük terapisi alan bir çift. Arkadaşları Ted ve Alice ise, bu ikiliye kıyasla daha dar görüşlü bir ikili. Bob ve Carol’un ilişkisinin zarar görmesi ve bunun açığa çıkması, ancak beklenen yüksek desibelden kavgalar yerine sakin ve anlayışlı cümleler sarf edilmesi, bu dörtlünün aralarındaki dengeyi yeniden şekillendiriyor. Natalie Wood, Robert Culp, Elliot Gould ve Dyan Cannon, bu dörtlü ekibe hayat veriyor. 1969 yapımı film, hem dönemin LA stilini yansıtıyor, hem de geçirgenliği artan insan ilişkilerine değiniyor.

Chloe in the Afternoon ( 1972)/ Éric Rohmer

Éric Rohmer’ın 6 ahlak öyküsünün son adımı “Chloe in the Afternoon”, orijinal ismi ile “L’amour l’après-midi”, mutlu bir evlilikleri olduğunu varsaydığımız Paris’e yakın bir banliyöde yaşayan bir çiftin üzerinden, evlilik ve sadakat gibi ağır başlıkları insanı yormadan inceliyor. Başroldeki Fréderic, evliliğinde kendini mutlu ve huzurlu olarak tanımlasa da bu tek eşliliği tümüyle kabullenebilmesi ve çapkınlıktan vazgeçebilmesi için yeterli olmuyor. Nitekim yakın arkadaşlarından birinin eski sevgilisi Chloe hayatına tekrar girince, düşüncelerini realize edeceği bir maceraya da hayır diyemiyor. Yeni dalga akımına mensup tüm filmlerde olduğu gibi absürt mizah anlayışı sayesinde, sorguladığı temel konuların derinliğinde boğulmamanızı sağlayan film, bugün hala geçerliliğini koruyan ve insan doğasını sorgulatan bir senaryoya sahip.

Dead Ringers (1988) / David Cronenberg

Bugüne kadar üretilmiş en iyi 10 Kanada yapımı film arasında resmi olarak yer alan Dead Ringers, modern bir benzetmeyle anlatılacak olsa Nip/Tuck’ın Toronto şubesi olarak değerlendirilebilirdi. Jeremy Irons’ın başroldeki ikiz jinekolog kardeşlere hayat verdiği hikayede, her ne olursa olsun birbirinden ayrı düşmeyen ikiz kardeşlerin, hastaları olarak gelen bir kadın üzerine yaşadığı ayrılığa tanıklık ediyoruz. Karakterlerin geçirgenliği, film sırasında iki kardeşi birbirinden ayırt edemeyen bu kadının da olay örgüsünde önemli bir paya sahip olmasını sağlıyor. Amerikalı yazar Bari Wood’un Twins adı kitabından uyarlanan Dead Ringers, evde geçirdiğiniz zamana biraz gerilim katabilir.

Interiors (1972) / Woody Allen

Woody Allen’ın daha sabun köpüğü filmler konusunda uzmanlaşmadığı, deneyselliğe açık olduğu döneme ait bir film Interiors. Ingmar Bergman’a ve işlerine olan obsesyon derecesindeki hayranlığını belki de en iyi yansıttığı filmi olarak adlandırılabilir. Baştan belirtelim ve gerekirse spoiler verelim, bu film içinizi açacak, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak türden bir senaryoya sahip değil. Üç yetişkin kızı olan orta yaşlı bir çiftin boşanma kararı ve bunun çekirdek bir aileye olan etkileri konu ediliyor. Anlayacağınız, filmin adı sadece 1972 yapımı olmasına rağmen hala geçerli iç mimari ve şahane styling fikirleri barındırdığı için Interiors değil. Kimi zaman izlediğinizin bir film olduğunu unuttuğunuz bir senaryoya sahip olduğu ve sizi çoğunlukla konunun geçtiği yazlık evin içinde hissettirebilme gücüne sahip olduğu için bu listede yer alıyor.

Kramer vs Kramer (1979) / Robert Benton

70’li yılların feminist bir harekete zemin hazırladığı fikrini düşündüğümüzde, o dönemde üretilen bazı filmlerin alt metnini anlamak, tahmin ettiğinizden de kolay oluyor. Bu yüzden Kramer vs. Kramer’ı Merly Streep’e Yardımcı Kadın Oyuncu ve Dustin Hoffman’a da En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandıran bir film olarak değerlendirmekten ziyade, 70’li yıllarda kadın haklarını ön plana çıkartan bir yapım izlediğinizi düşünmek, sizi filme daha çok bağlayacak. Ted Kramer’ın eşi Joanna, Ted’i terk etmek üzeredir. Joanna, komşusu rolünü canlandıran Jane Alexander’ın hayat verdiği karakter Margaret’tan destek alırken, bu komşuluk ilişkisi Ted ve Margaret arasındaki bir arkadaşlığa dönüşür. Ayrılık kararını, Kramer’ların oğulları üzerine geçen hararetli velayet davası takip eder. En İyi Film Oscar’ını da göğüsleyen Kramer vs Kramer, daha önceden QP’nin seçkisine filmde tercih edilen kıyafetlerle de dahil olmuştu. Bu sefer, Marriage Story’nin nostaljik bir versiyonunu izlemek için ekran karşısına geçerseniz, filmi irdelemek için elinizde daha çok veri mevcut.

Smoke (1995) / Wayne Wang

Smoke, Paul Auster’ın 1990 yılında New York Times’da yayımladığı bir öyküsünü kendisinin senaryolaştırdığı bir film. Auster’ın hikayelerini okumayı sevenlerin özellikle diyaloglarından keyif alacağı filmin başrolünde Harvey Keitel, William Hurt ve Forest Whitaker gibi isimler bulunuyor. Adından mantık yürütüleceği üzere, Brooklyn’deki bir tütün dükkanında geçen hikaye, Keitel’in oynadığı mağazanın sahibi Auggie Wren odağında şekillense de, isminin hakkını tıpkı bir duman gibi belirli bir rotaya sahip değilmiş hissi veren olay örgüsü ile veriyor. Auster’ın gerçek hayatta ikamet ettiği mahallede geçen ve günlük yaşamın ayrıntılarına dair farklı bir perspektif kazandıran film, aynı zamanda 90’ların New York’una ışınlanmak için de birebir.