HAREKET KANUNU PART 2

  • 43 SHARES

Bu bölümde, Serra Yentürk’ün kinetik sanat üzerine incelemesi iki başlığa ayrılıyor: “Savaş sonrası yıllar ve çağdaş dönem” ve “Lokal Hareketler”.

SAVAŞ SONRASI YILLAR VE ÇAĞDAŞ DÖNEM

1955’te Paris’teki Galerie Denise René tarafından düzenlenen Le Mouvement sergisiyle Duchamp ve Calder kuşağının Yaacov Agam, Jesús Rafael Soto, Pol Bury, Jean Tinguely ve Robert Jacobsen gibi sanatçılarla buluşması, seçkinin uluslararası bir karakter kazanmasıyla kinetik sanat bir akım olarak görülmeye başlanır. İlerleyen 60’lı yıllarda, televizyon ve bilgisayar gibi teknolojilerin yaygınlaşmasıyla bağıntılı olarak kinetik sanatın içinden doğan Op Art, büyük bir kısmı gerçek hareket kabiliyetinden yoksun, geleneksel anlamda statik işlerin gözü optik yanılsamalarla manipüle etmesiyle ‘hareket algısı’ üzerine kurulur. 1965’te MoMA’da Op Art’ın ilk örneklerini derleyen The Responsive Eye sergisiyle aynı yıl, Galerie Denise René Le Mouvement 2 karma sergisini açar. Bunlardan ilki, Op Art üzerine eleştirel tartışmaların başlamasına ve zaman içerisinde akımın bir zeitgeist malzemesi gibi tüketilmesine yol açar. Paris’teki bu iki sergide yer alan sanatçıların bir kısmı ise hareketi, izleyicide duyusal tepkimeler uyandırma işlevinin dışına taşıyıp çağdaş bir tartışmanın malzemesi haline getirerek kinetik sanatın günümüz sanatına tercümesinde rol oynarlar. Bu bağlamda Jean Tinguely’nin dada geleneğine referansla, endüstri toplumlarındaki aşırı üretimi hicvetmek için kullanılmış metal malzemeleri bir araya getirerek yarım saatlik bir performansın sonunda kendini imha etmek üzere tasarladığı Homage to New York’u önemli bir örnektir. 1970’li yıllardan başlayarak bir performans malzemesi olan hareketi bu defa bedenle ilişkilendirmeye aracı işler üreten Rebecca Horn’un 80’lerin sonundan itibaren kinetik bir karakter kazanan, Concert in Reverse gibi heykel yerleştirmeleri, bulundukları mekanın kendi tarihine yönelik sorgulamalar içerir. Öte yandan, Concert for Anarchy, Le Baiser du Corbeau gibi eserlerinde, dada’daki fikrin aksine, makinenin bir ruhunun bulunduğu hissettirilir.

Fotoğraf kredisi: Le Cyclograveur Jean Tinguely’nin ‘Le Cyclograveur’eseri, bisiklet pedallarını çevrildikçe metal kolların çizimyaptığı kinetik bir enstalasyon. Eser, üretildiği yıl (1961) Amsterdam’daki Stedeljik müzesinde düzenlenen “Bewogen Beweging” sergisinde ilk kez gösterilmişti.