Hangi podcast’leri dinlemekten sıkılmayız?

  • 117 SHARES

Wellness, tasarım, teknoloji ve sıralanan diğer konu başlıklarıyla QP’nin podcast seçkisi, dinlemekten keyif aldığımız isimlerin anlattıkları, tartıştıkları ya da güldükleri noktalara dahil olmamızı sağlıyor.

The Way I See It

Öncelikle, MoMA ve BBC iş birliğinde oluşturulan 2019 yılına ait bu podcast’i bizim gibi geç keşfedip, bu yazıyı okuyarak kervana katılacakları kıskandığımızı belirtmemiz gerek. Sanat eleştirmeni Alastair Sooke’un moderatörlüğündeki 30 bölümlük seri, Museum of Modern Art eserlerini BBC’nin vizyonu ile birleştirerek müzedeki kürasyona dair farklı bir bakış açısı geliştirmenize yardımcı oluyor. Sooke, her bölümde farklı kreatif disiplinden bir misafirin MoMA kürasyonundan bir eser seçip, onun kendisine nasıl ilham verip etkilediğini anlatmasını istiyor. Yazar Roxane Gay, oyuncu Stanley Tucci, MIT profesörü Nexi Oxman gibi isimlerin yorumları ile seçtikleri eserlere dair düşünce spektrumunuz genişlerken, keyifli bir sohbetin de bir parçası olmak insanı çok iyi hissettiriyor. Favorimiz ise kesinlikle kendisine karşı objektif olmamızın imkansız olduğu Orhan Pamuk ve sanatçı Joseph Cornell’e dair yorumları.

Bon Appétit Foodcast

Hepimizin hiç olmadığı kadar mutfak işleri ile haşır neşir olduğu bu dönemde, yeni bir yemek tarifi vermenin hiç kimseyi heyecanlandırmayacağının farkındayız. Yemek yapma eylemini yemek dinlemeye çeviren Bon Appétit dergisinin foodcast’i ise, içeriklerini sayfalara basmaktansa, işitsel hafızalarda yer etmenin formülünü 269 bölümdür ideal tutturabilenlerden. Her çarşamba yeni bölümü yayınlanan podcast’te sadece işin uzmanı şefler ve yemek yazarları değil, gastronomi hakkında söyleyecek yaratıcı bir sözü olan herkese yer veriliyor. Yemek yapmayı gözünde büyüten ve pandemi sürecinde bu önyargıyı üstünden atan herkesin keyifle dinleyeceği sohbetler, aynı zamanda “akşam ne yemek yapsam?” sorusuna sıkıcı olmayan cevaplar verdiği için dinlenilesi.

Conan O’Brien Needs a Friend

Kendi adını taşıyan televizyon programıyla aşina olduğumuz Conan O’Brien, 25 yıl boyunca “late night” masasına oturup binlerce isim ağırladı. Kimi zaman bu konuklarla macera dolu skeçler çekti, kimi zaman derin sohbetlere daldı. Ancak Conan hiçbir zaman gerçek bir arkadaş edinemedi. Netflix serisinde bile farklı coğrafyaları keşfederken tek başına değil miydi? Bu durum canına tak edince Conan, bir arkadaşa ihtiyaç duyduğu fikrini sesli bir şekilde dile getirmeye başladı. Bu yüzden gerçekten vakit geçirmek istediği isimleri her hafta podcast serisinde konuk olarak ağırlamak, belki de güçlü bir arkadaşlığın ilk adımı olacaktı. Conan O’Brien’ın sosyal mesafeleri kısaltan sohbet serisi, podcast listenizde yer almalı.

The Goop Podcast

Gwyneth Paltrow size de her şeyin en iyisini biliyor ve bu doğrultuda yaşıyor gibi geliyor mu? En azından Netflix’teki “The Goop Lab”ı izlemişseniz, ne demek istediğimizi az çok anlamışsınızdır. Belgeseli ile herkesin samimiyeti ilerlettiği Paltrow’un Goop imparatorluğunun dinleti versiyonu “The Goop Podcast”, tıpkı seride olduğu gibi Paltrow ve markanın CCO’su Elise Loehnen moderatörlüğünde gerçekleşiyor. Çoğunlukla wellness ve kişisel gelişim başlıklarına odaklanan ikili, konuklarını da bu doğrultuda seçiyor ve “The Goop Lab”de olduğu gibi hayli tartışmaya yol açan sohbetler gerçekleştiriyorlar. “Sağlıklı bir narsisizm neye benzer?” tipindeki konu başlıkları ile aslında herkesin sormaya çekindiği bazı konuları, uzman görüşleri ile destekleyip cesur bir platform oluşturdukları için orijinal bir içerik sunduklarını söylemek mümkün. 

99% Invisible

Yaşantımızda yer edinen ve bir şekilde her daim gözümüzün önünde duran bir objenin ya da yapının nasıl bir fikir ile tasarlandığına dair bir seri karşımızda. Düşüncelerin bir şekilde somut bir kavram olmasından yola çıkan 99% Invisible, konu başlıklarını sadece aksesuar, yapı ya da dış mekan gibi başlıkları altında toplamıyor. Aynı zamanda fortune cookie’nin kökeni ile gastronominin form tasarımını ya da Frued’un neden bir koltuk yerine bir kanepe seçmiş olabileceğini düşünerek psikolojinin alter egosuna değinebiliyor. Kimi zaman tasarımların hikayelerine odaklanırken sarkastik bakış açısını benimseyen ve ortalama 8 dakikalık süren podcast’ler, bundan sonra hayatınızın bir parçası olan her bir nesneye daha derin ve farklı bakmanızı sağlayacak.

Office Ladies

Aslen İngiliz komedyen Ricky Gervais’in hazırladığı ancak BBC tarafından fazla saldırgan bulunduğu için ikinci sezonunda iptal edilen ve Amerika kıtasında Steve Carell ile yeniden hayat bulan The Office, İngiliz mizah anlayışını yansıtan en güzel dizilerden biri, en azından biz öyle düşünüyoruz. Ofis ekibinin nevi şahsına münhasır karakterlerinden Pam ve Angela’nın, yani Jenna Fischer ve Angela Kinsey’in dizide araları açık olsa da, gerçek hayatta iki yakın arkadaş olmak onları her zamankinden daha komik kılıyor. İkilinin her bölümde yeni bir The Office bölümü üzerine konuştuğu seri, sarkastik ve belki de biraz absürt komedi sevenlere önerimiz.

Rabbit Hole

New York Times’ın yeni podcast serisi, gazetenin teknoloji köşe yazarı Kevin Roose’un yıllar içerisinde biriken teknolojik deneyimlerini fırsat bilerek yaratılıyor. Roose, son birkaç yılını internet ve onun toplum üzerindeki etkilerini araştırarak geçiriyor ve hiç olmadığımız kadar ekranlara kilitlenmiş bir halde yaşamımızı idame ettirirken, karamsar bir ruh haline bürünmeden, internetin nelere kadir olduğunu anlatıyor. Bu bağlamda sosyal medya kanalıyla milyon dolarlık servete konan genç isimlerden, YouTube’un güçlü algoritmasını moleküllerine ayırarak başarıya ulaşan insanların nasıl bir taktik izlediğine kadar pek çok ilginç konuyu, sanki bir gerilim hikayesi dinliyormuşçasına etkili noktalar yakalayarak keşfedebilirsiniz.

The Secret History of the Future

Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kanıtlayacak olayları 21. yüzyıl perspektifi ile yeniden gözden geçirmek, geleceğin nereye evrileceğine işaret edebilir mi? Sorunun cevabını, The Secret History of the Future sayesinde, The Economist’in baş editörlerinden biri olan Tom Standage ile online dergi Slate’in kıdemli yazarlarından Seth Stevenson’ın bilgi birikimlerine ortalama yarım saatinizi ayırarak öğrenebilirsiniz. Konu başlıkları arasında 1834’teki ilk siber saldırıdan 19. yüzyılın sanal gerçekliğine varan modern teknoloji anlayışının dönüşümü, dönem bazlı etki ve tepkiler kale alınarak işleniyor. Böylece ikili tarafından geçmiş olaylar irdelenerek ilerleyen zamanlarda nasıl bir oluşum içerisinde yeniden karşımıza çıkabileceğine dair tahminler yürütülüyor. Sonuç olarak, kafanıza takılan soru işaretleriyle baş başa kaldığınız gibi sizin de gelecek senaryoları hakkında fikir teatisinde bulunabileceğiniz serbest bir alan yaratılıyor.