28. SAYI ÇIKTI

  • 54 SHARES

QP Türkiye’nin yeni sayısı satışa çıktı. Kapağında Girard-Perragaux’nun Laureato Absolut Chronograph’ına ve Laureato Skeleton modeline yer veren 28. sayıya, Ocak ayının üçüncü haftasına kadar seçkin kitabevlerinden ulaşabilirsiniz.

Aktivist olmasanız, iklim değişikliğiyle alakalı bildirgeleri takip etmeseniz de, gazetelerde her geçen gün yeni bir tepkinin, yeni bir protestonun gerçekleştiğini okuyarak da, bu ekolojik mevzunun epey ciddi olduğunu fark edebilirsiniz. Ve sonra belki de siz de “Yeni bir ürüne ve bu ürünün çevreye salacağı karbona gerçekten ihtiyacımız var mı?” (bkz sf. 69) sorusunu düşünmeye başlarsınız. Açık konuşmak gerekirse, pek yok… Ama öte yandan, insan, her ne kadar ilk bakışta öyle görünmese de, aslında değişime açık oluşuyla meşhur bir canlı. Yani yeni bir ürün de, belki yeni bir mantıkla, eski alışkanlıkları ortadan kaldırıp, çevreye çok daha duyarlı davranmanızı sağlayabilir. İşte biz bu noktadan yola çıkarak, QP’nin 28. sayısında “değişen değerlere” kafa yorduk: Alışkanlık haline gelmiş bir nosyon, zaman içerisinde başkalaşınca, beraberinde bizi de değiştirir mi? Yakın tarihte hangi değişimler sizi pozitif değişime sevk etti ya da siz farkında bile olmadan belki de sizi kontrolü altına aldı? Bu soruların cevabını, moda, teknoloji ve tasarım kanallarında aradık (bkz sf. 63). Bu sırada, Jacques Tati’nin insan doğasının değişimi hakkında ta 60’larda nasıl bu kadar farklı yorumlayabildiğini anımsayarak, yeni sayıda iki kez ona referans verdik -dikkatli okuyuculara bunu not düşmek görevimizdi!

Sanat tarafında, dilemmadan değere dönüşen, çağımız nosyonu, edisyon kültürünü irdeledik (bkz sf. 105). Uzun bir süre daha sıkça duyacağız gibi duran “edisyon”un ardından ise, mobilya dünyasını dijitalleştirebilen atılımlara, vintage-online kontrastını birleştiren web oluşumlarına değindik (bkz sf. 96). Ama içimizden bu değişim rüzgarını es geçmek istediğimiz anlar da oldu; örneğin, cam zanaatine de döndük (bkz sf. 100).

Peki bu değişim-dönüşüm temasında saat tarihinde neler gözümüzü çarptı? Elbette, hata payını minimize etme arayışının gösterdiği gelişimle cereyan eden Quartz krizi… İlerlemeyi getiren rekabet nüansıyla, “hata payı” faktörünün yüksek saatçiliği nasıl değiştirdiğini kaleme aldık (bkz sf. 72). Aynı çizgide takvimi 2020’ye getirip, Julian Tornare’den Zenith’in inovasyon gidişatını dinledik (bkz sf. 76); ve pilotların tarih boyunca sadece fonksiyona dikkat ettiği saat tipinin bugün trendleşmeyle girdiği komplikeleşme macerasını da Oris bazında inceledik (bkz sf. 108).

Kısacası, etik ve ekolojik anlamda yüzyıllardır süren toplumsal harmoni arayışımıza, eleştirel ve çözümsel bir tavırla, bir yenisini eklemeye çalıştık… Yaptığımız still life çekimde (bkz sf. 80) dahi tüm eşyalarınızı kaybettiğinizi hayal etmenizi isterken, sizi bir düşünce tufanına itmek istedik: Sahip olduğunuz “ürünlerin” hepsi yok olsa ne olur? Dünya başınıza yıkılıyorsa, işte ileride, Dünya, hepimizin başına gerçek anlamda bir o kadar yıkılacak demektir…