120. YAŞINDA HENRY MOORE’U ANMAK

  • 43 SHARES

Heykel sanatı tarihi Henry Moore öncesi ve sonrası olarak incelense yeridir. Nitekim İngilizler, bu sanatın rönesansının Henry Moore ile başladığını öne sürerler. Enteresan olan ise sanatçının hayatının ilk yıllarını okurken bu mesleği sahiplenmesinin imkansıza yakın olması.

Yorkshire’ın Castleford adlı küçük bir maden kasabasında doğan Moore’un ve mayın tarlasında çalışan babasının emin olduğu tek şey bu mesleği sürdürmeyeceği olsa da, heykelleri gibi heykeltıraş olma fikri de büyüyüp yaşadığı coğrafya için birkaç gömlek büyük bir ideal. Bu yüzden hayalindeki radikal meslek için erteleme tuşuna basıp kendi okuduğu okulda öğretmen olmayı seçiyor. Sonrasında ise araya giren 1. Dünya Savaşı, Moore’u ideallerinden uzaklaştırmak yerine, bir asker himayesinde Leeds School of Art ve Royal College of Art’ta okumasına yardımcı oluyor. Londra’ya göç edip bu şehirde okuyabilmek heykeltıraş için, Victoria & Albert Museum ve British Museum’da saatler geçirebilmek demekti. Primitif heykeller ve silindirik formlar ile bu müzelerde karşılaşan sanatçının eserlerinde en çok kullandığı motiflerin ilhamının nereden geldiğini artık biliyorsunuz.

Ama bu bilgi Moore’un işlerini çözümlemek için yeterli değil zira 36 yılında katıldığı “International Surrealist Exhibition”dan bir sürrealist olarak olmasa da biyomorfizm ile tanışan bir heykeltıraş olarak çıkıyor. Soyut sanatta geometriden çok bitki ve hayvan biçimlerini anımsatan eğrisel dış çizgilerle oluşturulan formlar, Moore’un heykellerinde kullandığı malzemeye sadık kalmasını sağlayan ve ortaya çıkan doğal kusurların da eseri şekillendirmesine olanak veren direkt oymacılık stili sayesinde daha önce görülmemiş işler yaratmasına sebep oluyor. Böylece soyut sanat Moore’un heykellerine baktığınızda fark edebileceğiniz doğayla bağı gereği gözünü korkutmuyor ve bugün yaşasaydı 120 yaşını kutlayacak olacak heykeltıraşı anmak için zamansız bir neden doğuruyor.