WISH LIST

  • 106 SHARES

Jaeger-LeCoultre’un İngiliz kaşif Billing’le buluşmasıyla ortaya çıkan fotoğraf makinesi, Leica’nın monopolünü nasıl sarsıyor?

Jaeger-LeCoultre Compass kameranın arkasında, kaşif, pilot, yayıncı ve yazar biri var: Noel Pemberton Billing. 1920’lerde İngiltere’de bir havacılık şirketine, Güney Afrika’da bir taşımacılık firmasına ve Meksida’da bir kumarhaneye sahip Billing, yarattığı yüzlerce objeyle de anılıyor. Mühendisliğiyle, Spitfire uçağının geliştirilmesine ön ayak olan da o. Ve havacılık dışındaki icat alanları arasında fotoğrafçılık da bulunuyor. Billing, 20’lerin sonlarında bir akşam arkadaşlarıylayken, hem her fonksiyonu kapsayacak nitelikte, hem de sigara paketinin içine sığabilecek büyüklükte bir fotoğraf makinesi yapabileceğini iddia ediyor. Ardından fikri üzerinde detaylıca düşünmeye başlıyor. Zamanla, söz konusu düşünceyi hayata geçirebilmesindeki ihtiyacının, minyatürizasyon konusunda uzman bir sektörle yakınlaşmak olduğunu fark edince, kendini saat dünyasında buluyor. O dönemde dünyanın en mikro ve ince mekanizmalarını üreten Manufacture LeCoultre & Cie’nin, aradığı kompetan olduğunda karar kılıyor ve 1934 yılında hevesle Vallée de Joux’ya gidiyor. Billing’in düşüncesine, aynı hevesi Jaeger-LeCoultre da gösteriyor. Böylece çalışmalara başlanıyor. Tıpkı bir mekanik saatin gelişimindeki gibi, Compass projesi titizlikle üç senede tamamlanıyor. Sonuç olarak, 290 parçadan oluşan, lensi kapalıyken 30 x 53 x 70 mm ölçülerindeki fotoğraf makinesi, 1937 yılında lanse ediliyor. Normale göre hayli küçük boyutlarıyla fotoğrafçılığa ses getiren bu kamera, üst seviye özellikleriyle de fotoğrafçılar arasında çok ilgi görüyor. Jaeger-LeCoultre ve Noel Pemberton Billing’in, poz ölçümü fonksiyonuna, iki objektif kullanan optik vizöre ve teleskopik lense sahip Compass kamerasıyla birlikte, panoramik ve stereoskopik görüntü aygıtı, yine hafifliğiyle taşınabilirliği makine kadar kolay olan tripod ve deri kılıf da sunuluyor. Bu fotoğrafik keşif, o sıralarda ‘kompakt fotoğraf makinesi’ kategorisinde popülerliği ele geçiren Leica III’ye rakip oluyor. Leica’nın meşhur modelinin yarısından bile daha az yer kaplayan Compass, gövdesinin tamamen alüminyumdan oluşmasıyla, hacimin dışında estetik anlamda da öne çıkıyor. Kısacası, 35 mm’lik formatın minyatür olarak görüldüğü 1930’larda, yüksek saatçiliğin materyal işlemesi ve küçük parçalardaki spesiyalistliğini fotoğrafçılığa çevirmesiyle, Compass asla unutulmayacak bir inovasyon olarak tarihe geçiyor. Zira bu fotoğraf makinesi günümüzde halen, 35 mm’deki en küçük modeller arasındaki yerini ve itibarını koruyor. İki varyasyonla birlikte toplamda yalnızca dört bin adet üretilen modelin İkinci Dünya Savaşı sırasında üretimi durduruluyor. Kısa süreli satış ömrü, Billing’in imzasını taşıyan bu zarif tasarımı daha da değerli kılıyor. Hayatı boyunca 500’e yakın patent aldığı söylenen kaşif, Compass’den sonra 1948’de bir fotoğraf makinesi projesi daha üretiyor. Bu kez ajanların kullanması için… Ancak ‘Phantom’ adındaki bu tasarım üretim safhasına geçemiyor. Ve Compass, Billing’in yegane fotoğraf makinesi olarak kalmaya devam ediyor.