VENEDİK’TE GÖR, BASEL’DE AL!

  • 20 SHARES

Çağdaş sanat dünyasını ikiye bölen bienal ve fuar dilemmasının incelemesi.

Yazı İdil Deniz Türkmen

Çağdaş sanat, geçtiğimiz ay gazete manşetlerinde Art Basel Miami’de Maurizio Cattelan’ın muzlu işi ile yer buldu. Öncelikle fiyat etiketiyle gündeme gelen Comedian isimli eser, sonrasında David Datuna isimli bir başka sanatçının odaktaki muzu söküp yemesiyle, basında geniş yankı yaparak bambaşka bir tartışmanın konusu oldu. İşin aslında, içeriği biraz da bayat olan bu tartışmalar -sanatın ne olup olmadığı gibi tartışmaların başlangıcı 100 yıl önceye dayanıyor- en çok da Art Basel Miami’nin tanıtımına yaradı. Son yıllarda her sanat fuarında özellikle çok konuşulan, fuarın adeta simgesi olan, reklamını yaptıran tek bir iş yer alıyor. Bu durum, bienaller de dahil olmak üzere büyük sergilerin hepsi için geçerli.

90’lı yıllarda, dünya çapında yılda 50 bienal ve sanat fuarı gerçekleşirken, günümüzde bunların sayısı 300’ü buluyor. Bu, küresel sanat endüstrisi açısından oldukça dramatik bir değişim. Sanat fuarı ve bienallerin kökenlerine bakacak olursak, sayıca bu artışın günümüzle paralelliğini kurmak kolaylaşıyor. Dijital çağla birlikte gelen sanat endüstrisindeki bu hacim artışı, 90’lı yılların ilk yarısında başlayan “Sanat fuarları ve bienaller arasındaki ayrım daralıyor mu?” tartışmalarını, günümüzde de geçerli kılıyor. Bu durumda bienallerin ve fuarların sanat ortamındaki rollerini ayrı tutarak meselenin başlangıcına dönmekte fayda var.

İlk fuarlar olarak adlandırabileceğimiz 18’inci yüzyıl Paris Salon Sergileri ve 1895 yılında gerçekleşen ilk bienal olan Venedik Bienali pek çok ortak noktalar barındırıyor. İkisi de fuar/sergi arası bir öneri sunarken, Salon Sergileri’nin en popüler olduğu 18’inci yüzyılın ikinci yarısı ve 19’uncu yüzyılda aslında Sanayi Devrimi’nin sosyal olarak topluma kazandırdıklarının yansımaları, sergilerin popülaritesini etkiliyor. Müzeler halka açılıyor, eskiden belli bir zümrenin görebildiği sanat eserleri halkla buluşuyor. Sanat fuarları, bienallerin aksine ticari bir çıkara ve faaliyet alanına sahip olsalar da, bienaller de büyüklükleri, çok uluslu oluşları ve düzenlendikleri şehre yaptıkları turistik katkıyla en az fuarlar kadar büyük bir sanat ekonomisi yaratıyor.

Yazının devamını QP No:29’da 106. sayfadan itibaren okuyabilirsiniz.