SES TASARIMI

  • 73 SHARES

Bang & Olufsen’ın bir milenyum çocuğu olduğunu düşünenler yanılıyor. İskandinavya’da, ses teknolojisi alanındaki gelişmeleri ateşleyen markanın kimliğindeki doğum tarihinde 1925 yazıyor.

İskandinavlar ile ilgili en belirgin özellik, belirli bir estetik vizyon ve tasarım anlayışının genlerinde var olması. DNA’larına kodlanan bu süper güçle arzu nesnesi sayılabilecek tasarımları hayatımıza dahil etme görevlerini 20. yüzyıldan beri sürdürmekteler. Yalnız şöyle bir faktör var: Bu onların sadece başarılı oldukları bir zanaat değil, aynı zamanda yaşam tarzlarının bir parçası. Kitapçılarda ‘çok satanlar’ raflarında görülebilecek hygee başlıklı kitaplarla bunun ne demek olduğunu tüm dünyaya açıklayan Danimarkalılar, bu meseleye bütünsel bir yaklaşım sergiliyor. Dolayısıyla söz konusu yaşam alanlarını yaratmak olduğunda, sadece mobilya ve aydınlatma tasarlamak onlara yeterli gelmiyor. Bu habitatlara uyum sağlayacak bir teknolojik adaptasyonun gerekliliği 1925 yılında Bang & Olufsen’ın kurulmasıyla çözümleniyor.

Mutlu son gibi gözükse de hikaye aslında tam da burada başlıyor. Teknolojik aletlerin insanoğlunun hayal gücünü kısıtlayan bazı alerjileri var; her materyal ve form ile sonuç vermeyen bir doğaya sahipler. Dolayısıyla tasarım-fonksiyon dengesini tutturmak diğer tasarımlardaki formüllere benzemiyor. Bang & Olufsen ise teknoloji sınıfındaki hem güzel hem akıllı sıfatlarına sahip olan, içten içe kıskanılan bir arkadaş gibi. Markanın hikayesi 1925 yılında, mühendis Peter Bang ve Svend Olufsen’ın radyo yayınına duydukları ilgiyi birbirleriyle paylaşmalarıyla başlıyor. Böylece Bauhaus ekolünü benimseyen, kalite, estetik ve işlevselliği aynı paydada buluşturabilen tasarımlar üretme fikriyle yola çıkıyorlar. Bu ortaklığın ilk meyvesi 1927’de satışa sunulan Eliminator oluyor. Adından anlaşılacağı üzere, pil sistemini elimine edip direkt olarak alternatif akımla çalışan bir radyo üretiyorlar. 1930’lu yıllarda radyo manüfaktürü olarak nam salan Bang & Olufsen, 39 yılında ilk Beolit’i piyasaya sürmesiyle bakalit malzemesini teknolojik materyaller sözlüğüne eklediği gibi, ‘Beo’ önekini de markanın isim listesine yazdırıyor. Aynı zamanda 16 kalıcı istasyon seçimi de bulunan bu radyo, markanın konsantrasyonunun baştan beri materyal kalitesine ve yeni teknoloji adaptasyonlarında olduğunun somut bir kanıtı. 50’lerdeki televizyon furyasından da geri kalmayan Bang & Olufsen, Danimarka’da televizyonu yaygınlaştırma görevini bu 10 yıllık dönemde üstleniyor.

Yazının devamını merak ediyorsanız, 17. sayımızın son sayfasına göz atabilirsiniz.

Fotoğraf kredisi: 90’larda markanın en çok satan ürünü altı hazneli BeoSound 9000 CD player’ın o döneme ait reklam kampanyası.