OTONOM ALAN

  • 271 SHARES

“Günlüğüm olmadan asla seyahat etmem, insanın her zaman trende okumak için sansasyonel bir şeyi olmalı.” Oscar Wilde’ın Ciddi Olmanın Önemi adlı oyunundaki Gwendolen karakterine ait bu söz, romanları elden düşürülmeyen yazarların jurnallerini okurken hissedilenlere tercüman olduğu için aynı zamanda bir girizgah niteliğinde de kullanılabilir.

Günlük tutma eyleminin yazarlar için bir warm-up session olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sylvia Plath kişisel itiraf defterini, ‘yazmaya başlamadan önce ısınma turu’ olarak nitelendirirken bizce tam da bunu kastetmekteydi. Üstünde etraflıca düşünüldüğünde, insanın tümüyle kendisiyle vakit geçirebilmek için filtreye gerek duymadan düşüncelerini ifade edebildiği ender sansürsüz alanlardır günlükler. Yazarların perspektifinden ise özgürleşebilmek, beğenilme veya yayımlanma kaygısından bağımsız gönüllerince yazabildikleri bakir sayfalar bütünü…

Ernest Hemingway, “Yazmak ve seyahat etmek niyetindeyim.” cümlesini güncesine yazdığında henüz dokuz yaşındaydı. 1908’de Oliver Wendell Holmes İlkokulu’nda okurken kafasına koyduğu bu hayali, 1961’e dek ara vermeden gerçekleştirdi. Ve geçtiğimiz sene bulunan o defterde aynı zamanda 10 yaşındayken, hiç gitmediği bir seyahati anlattığı ilk hikayesi de tesadüfen keşfedildi. El yazısını geliştirme konusunda o dönemden sonra çok fazla aşama kaydedemese de bu başlangıç ile “Ernest Hemingway” olan yazarın, romanlarındaki ölçüsüz realizmle dolu satırlarındaki dürüstlüğü, ilk notlara benzemekteydi. Başka bir deyişle üslubunu 10 yaşında oturtmuş, kaleminin karakterini hep korumuş ve kariyeri boyunca bu tekniği devam ettirmişti. Tabii 1908 yılına ait meşhur günlük, 2017’de Key West’te, Hemingway’in en sevdiği barlardan biri olan Sloppy Joe’s’un deposunda bulunmasaydı, bu çıkarımı yapmak o kadar kolay olmayacaktı.

Yazarlar günlüklerinin başına hiçbir zaman onları “paylaşmak” niyetiyle oturmamıştır. Zaten çoğu da hayata veda ettikten sonra eşleri veya yakınları tarafından kitaplaştırılmış. Enteresan olan ise merak unsurunun en çok bu eserler için tetikleniyor oluşu. Hele ki bir yazarla duygusal bir bağ kurulduğunda, zihnine ve yazı kabiliyetine hayranlık duyulanlara dair bilinmeyenleri kendi ağızlarından duymak, kişilik analizlerini yapabilmek ve onlarla empati kurarak yabancılaşmaktan uzaklaşabilmek okuyucuları her daim iyi hissettirmiştir.

‘Bir edebiyat olayı’ olarak nitelendiren Slyvia Plath’in günlüğü ise ölümünden neredeyse 20 sene sonra eski eşi Ted Hughes tarafından sansürlü bir şekilde yayımlanmıştı (bunun nedeni Hughes’un kendisini Plath hayranlarından ‘korumak’ istemesi idi. Zira Plath severler, ona yazarın mezar taşından ismini silecek kadar öfkeliydi).

Yazının devamını okumak için sizi 21. sayımızın 113. sayfasını açmaya davet ediyoruz. Abone olmak için ise abone@qpmagtr.com’a mail atabilirsiniz.